Merdivenlerden inip salona uzanan koridora vardı. Burası alabildiğine insan kaynıyordu hepsi de beyazlar içinde; bakımlı, temiz kimselerdi.
-Beyazlar giyen bu insanlara sığınakta seçilmişler deniyordu. Onlar geleceğin insanları olarak görülüyordu. Tüm bu koşuşturmaca bu insanlar içindi.-
Sevi seçilmişleri daha önce hiç görmemişti. Neden bu kadar çok olduklarını merak etti.
Onun Sığınağa getirildiği ilk günden beri her gece hayalini kurduğu şey bir gün beyaz elbiseler giymiş olarak Yetina'dan çıkıp yeni dünya da seçilmiş olarak yaşayabilmekti.
Çünkü bu sığınak konseyi başkanının mezar kumarcılarına verdiği bir sözdü.
Sevi bu insanlara hayran hayran bakarken kendisini de beyaz elbiseler içinde hayal etti. Olduğu yerde kala kaldı bir an için adım atamayacağını düşündü içini heyacan ve korku kaplamıştı.
Yanı başına kadar sokulmuş kendisine şaşkınlıkla bakan çocuğu fark etmesiyle heycanı yatıştı, mutlu olmuştu.
Altın sarısı saçları, kocaman mavi renkli gözleri olan bu küçük parlak yüzlü kız çocuğu Sevi'ye elini uzattı. Sevi bu çocuğun da kendisi gibi arkadaş canlısı olmasına sevindi daha önce tanıdığı hiç seçilmiş arkadaşı yoktu. Belki ilk arkadaşı olacak bu tatlı çocuğa karşılık vermek için Sevi de elini uzatmıştı ki yanlarına koşarak gelen kadın, çocuğu belinden kavradığı gibi havaya kaldırdı birlikte uzaklaşmaya başladılar. Bir taraftan çocuğun boynunda asılı duran kulaklıga cok benzer mavi ışıklı aleti çocuğun kulagına takmaya çalışıyor diğer yandan da "Sana daha kaç kez onlardan uzak durman gerektiğini söylemem gerekiyor." Diyerek çocuğu azarlıyordu.
Sevi bu durum karşısında çok üzülse de yoluna yavaş adımlarla devam etti. Bu insanların arasından salona doğru ilerledikçe seçilmişler sağa sola çekiliyor, Sevi'de sanki virüs varmışcasına uzak durmak için uğraşıyorlardı. Bu sadece Sevi için de değil gelen tüm mezar kumarcıları için gecerliydi.
Sevi anlayamıyordu onlar için her gece hayatlarını tehlikeye atmalarının karşılığı bu olmamalı diye geçirdi içinden.
Salona girip boş bir masa bulup oturdu. Salon inanılmaz derecede kalabalık olsada boş yer bulma sıkıntısı yaşamamıştı. Zaten ne zaman grili birisi salona girip masalara yaklaşsa seçilmişler hemen masaları boşaltıp duvar diplerine kaçışıyorlardı.
Salonda bulunan dev ekranda başkanın her zaman ki konuşması gösteriliyordu. Konuşmada sığınağın nasıl zor şartlarda inşa edildiğinden, insanların kurtulması için verilen mücadelelerden, seçilmişlerin dünyanın gelecegi olduğundan, görevi olanların işini iyi yaparlarsa seçilmiş olabilecegi gibi sürekli tekrar başa dönen konuşma tekrarlanıp duruyordu.
Sevi bu kanuşmaları ilk duyduğu zamanlar da çok etkilenmişti hayranlıkla dinlerdi ancak şimdi sıradan geliyordu. Başkan uzun bir zamandır yeni konuşma yayınlamıyordu.
Sevi ekrandan sıkılıp etrafa bakındı tanıdığı bir yüz arıyordu. Büyük salonun içerisinde çoğunlukla seçilmişler vardı onlardan sonra grililer çoğunluktaydı masalarda oturanların büyük bölümü gri elbiseliydi. Az sayıda mavi kıyafetli insanlar göze çarpıyordu bunlar en fazla iki kişi yan yanaydı gerisi birbirinden uzaktaydı bu insanlara da haberci deniyordu. Sevi onların görevinin ne olduğunu tam olarak bilmiyordu ama sığınaktaki her bölüme geçiş izinleri olduğunu biliyordu. Köşelerde de askerler duruyordu.
Sevi kalabalığın hepsine birden baktıkça bu renk cümbüşünde gözleri bozuluyor gibi oldu. Bir taraftan da sığınağın tepesinden patlama sesleri geliyordu.
Tam bu sırada gelen patlama çok şiddetli olmuştu. Sevi patlamanın etkisiyle birlikte tepelerinde duran tavanı yıkılıyor sandı. Tavandan aşağı tozlar iniyordu, bazı yerlerinde çatlaklar oluşmuştu.
Seçilmişlerin arasından çığlıklar atıp kaçışmaya başlayanlar oldu. Sevi de o panik haliyle masanın altına girdi.
Masanın altındayken gözlerini sıkıca yumarak tepesinden gelen sesleri dinlemeye başladı.
Birbiri ardına patlayan bombaların şiddetli uğultuları yerin metrelerce derininde olduğu halde işitilmeye yetmekteydi. Her patlamayla birlikte altına sinmiş olduğu masanın bacağının titreşimini hissettikçe bedenide aynı tepkiyle karşılık veriyordu.
Bedeninin bu istem dışı titremesini kontrol altında tutabilmek için her defasında daha da çok kasılmaya başladı. Bilinci de kendisini kontrol edemeyip hayal dünyasına daldı.
Kendisini tıpkı sığınak evine getirildiği küçük kız çocuğu gibi savunmasız ve çaresiz bir şekilde hissetiyordu. O küçük çocuktan tek farkıysa bu sefer gözlerinde yaş yoktu onun yerinde öfke yer almaktaydı.
Bir süre sonra patlama sesleri gitgide azaldı. Duyabilmek için daha da yoğunlaşması gerekti. Bunu yaptıkça salonda oluşan; birbirine karışıp uğultu şeklinde yükselen sesler tamamen ayrışıp kayboldu sadece tek tük patlamaları seçebiliyordu.
Omzuna dokunulmasıyla girmiş olduğu trans halinden irkilerek çıkıp kendisine geldi.
Gözlerini açtıgında Pars tam karşısında duruyordu.
Pars ta Sevi gibi diz çökmüş vaziyette çakmak çakmak bakan, kömür karası gözleri direk olarak onun gözlerinin içine bakıyordu. Çok yakışıklı sayılmazdı ama gözleri özellikle de Sevi için çok etkileyiciydi.
"Vakit geldi." Dedi. Kelimeler o kadar kısık tonda dudaklarından dökülmüştü ki adeta fısıltı seklinde çıkmıştı. Sesindeki tatlılık Sevi'nin kendisini rahatlamış hissetmesini sağladı.
Kalp atışlarının artan ritmine engel olamadığı için heycanını bastırıp cevap veremedi. Onun yerine Pars'ı onaylamak için başını birazcık eğdi.
Bu sefer Pars ayağa kalktı avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
-"Kumar vakti! Gidelim! Yürüyün mezarcılar!"
Bölüm sonu...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MEZAR KUMARCILARI
Science-FictionSevi'nin seçilmiş olabilmek tek arzusudur. Yapması gereken görevlerini yerine getirip kumarı kaybetmemek. Kendisini bir sarmalın içinde bulduğunda artık çok geçti. Sığınak tek kurtuluşları mı yoksa yok oluşları mı?