Banyo olayından sonra Harry Taylor'dan uzak durmaya çalışıyordu. İşinde daha fazla zaman geçiriyor ve onunla daha az vakit geçiriyordu. Sabah erkenden ayrıldıktan sonra artık on ya da daha sonrasına kadar eve gelmiyordu. Sanki evde olmaktan ya da daha doğrusu onunla birlikte olmaktan kaçmaya çalışıyordu. İnsanlar dolup taştığı halde Harry olmayınca ev boşmuş gibi geliyordu. Taylor kendini çok yalnız hissediyordu. Kalbi ona davranma şeklinden ağrıyordu, ama buna bir son vermenin gerektiğini biliyordu. Onun incinme ya da hayal kırıklığına uğrama hakkı yoktu. Bu evlilik gerçek değildi. Kolaylık ve iddia olarak, kimse mutlu sonun olacağını söz vermemişti ve hiç kimse "Aşk" sözcüğünü söylememişti. Ona dahil kimse, duygularının değişeceğini tahmin etmemişti, yalnızca "şehvet" idi diyerek kendini avutuyordu.
Harry bir gündüz onunla konuşunca şaşırmıştı. Coromandel'in diğer hissedarlarıyla üç ayda bir yapılan toplantı için Makao'ya gideceğini söyledi. Taylor Harry'nin üç gün boyunca olmayacağını duyunca kendini üzgün hissetti. Ancak çaresiz bir durumdaydı, bu yüzden yapabileceği tek şey bu evlilik sözleşmesinin bitmesini beklemek ve eski hayatına devam etmekti.
...........................................
Harry dizüstü bilgisayarını kapatarak emniyet kemerini taktı. Uçağı on beş dakika içinde inecekti. Sekreter Jung, eşyalarını toplamasını istediğinde şaşırmıştı. Yarın Makao'yu terk etmeleri gerekiyordu, fakat Harry, diğer Coromandel hissedarlarıyla büyük anlaşma imzalamış olduğu andan itibaren İngiltere'ye geri dönmek istiyordu. Harry, Taylor için otel içindeki farklı butiklerde alışveriş yaptı. Pijama setleri, eğrileri, Louis Vuitton, Gucci YSL ve Chanel çantaları için mükemmel olacak tasarım kıyafetlerinden farklı renk ve desenler satın aldı. Taylor'ı sadece iki gün boyunca görmemişti ama bir yıl gibi hissediyordu.
Dün gece, seks yapmak istemediği için ona kızmaması gerektiğini fark etti. Ona istediği şeyi vermiyor diye soğuk davranmakla yanılmış olduğunu düşündü. Taylor yatağında bulunmasa bile, onunla zaman geçirmekten hoşlanıyordu . Birlikte yaptıkları kahvaltı, akşam yemekleri ve ara sıra tartışmaları. Tekrar karşı karşıya kalmaya hazır olana kadar ondan uzak duruyordu. Toparlanmaya çalışıyordu. Özel mahkeme odasında kapanmak istiyordu. Taylor onun dengesini bozuyordu. Öz kontrolünü gerçekten büyük bir biçimde etkiliyordu. Tehlike içindeydi çünkü yabancı bir topraklara yöneliyordu. Cehennemdeymiş gibi hissetti. Cehennemce isteyen, birine ihtiyaç duyan ve kayıp olan birisiydi. Aklının ve bedenin kontrolünden çok uzak olduğunu hissetti, tek bir kadından iki farklı şey istiyordu. Yatağında olmasını istiyordu, fakat onu hayatında istemiyordu(evet doğru çevirdim). Ama onu istiyordu. Her şeyini.
Lanet olsun, etrafında dolanan ve gözlerine her baktığında onu zehirlemeye devam eden küçük cadıyı özlüyordu. Sonra, kendisini bile şaşırtan ani yoksunluk hissetti. Onu kadar çok istiyordu ki, ama şehvetiyle her şeyi mahvetmek istemiyordu. Gerçekten onunla birlikte olmak, tatlı kokusunu almak, gülüşünün sesini ve kahkahasını duymak istiyordu. Kendisini sadece fiziksel değil aynı zamanda ruhuyla sevmesini istiyordu. Hayatında ilk kez, sadece cinsel nedenlerden ötürü bir kadına ihtiyaç duyuyordu.
.........................................
Bugün Taylor'ın Bedava Kontrol Programı'ndaki hemşire olarak gönüllü çalışmasında geçirdiği ikinci günüydü. Harry Makao'ya gittiğinden beri Taylor'ın morali gittikçe yükselmişti, çünkü kendisi onu düşünmek yerine bunu yapmakla meşguldü. Hastane otobüsü tüm sağlık ekipleri için ücretsiz ve Londra Tıp Merkezi'nde bir saat içinde gelip kaleye gidecek bir taksi kullanacağını düşündü.
Bu arada Conor Londra Tıp Hastanesine, Londra Üniversitesi'ndeki eski sınıf arkadaşını ziyaret etmek için gitmişti. Dün Londra'ya gelmişti ve yarın Cheshire'a geri dönmek için bilet almıştı. Cheshire'daki aile hastaneleri için bazı tıbbi ekipman satın almaya geldi. Hastanenin önünde taksi kabininin içine girmek üzere olan çok tanıdık bir kadını gördüğünde, arabasından inmek üzereydi. Gözlerinin onu aldattığını düşündü. O kişinin Taylor olduğunu fark edince kalbi hızlıca atmaya başladı.
Conor taksiyi takip etmeye başladı ve takip sırasında düşünceleri, kalbini çalan Taylor hakkındaydı. Ancak, onun hakkında nasıl hissettiğini söylemek için yeterli cesareti yoktu.
"Çok şanslı bir gün!" Diye düşündü. Dünya çok küçük. Selena'ya Taylor'ın nerede olduğunu sormuştu, fakat cevap olarak bilmediğini söylemişti. Israr etmekten de utanıyordu, çünkü kendisini Taylor'dan uzak tutmaya çalıştığı belliydi. Onu çok özlüyordu.
Conor, taksi Londra'daki çok özel bir konut alanına girdiğinde şaşırdı. Burası İngiltere'nin zengin ve ünlülerinin yaşadığı yerdi. Taylor ne sebeple ve nereye gittiğini merak ediyordu. Taylor'ın konakların çok iyi inşa edildiği bu yerde yaşayacağını hiç düşünmemişti.
Taksi, bu alanda bulunan en büyük ve en muhteşem ev olduğunu düşündüğü kapının önünde durdu. Taylor taksiden inip içeriye girdiğini gördü. Conor arabasını yakınlarda park etti ve bilgi edinmek için arabasından çıktı. Arabasından çıkıp kapının önünde durdu. Kapıyı üç kez çaldığında Interkom'dan seslenen bir kadının kendisinin adını ve kimlerle konuşmak istediğini sordu.
Conor: Merhaba? Ben Conor. Rahatsız ettiğim için üzgünüm, ama Taylor 'a ulaşabilir miyim?
İşçi: Taylor mı dediniz?
Conor: Evet, Taylor Swift.
İşçi Allison hakkında konuştuğunu düşündü, çünkü Harry'nin eşine Taylor ismiyle hitap ettiğini duymuştu. Ve ayrıca, Allison'ın soyadını bilmiyordu.
İşçi: Bana bir dakika verin beyefendi. Ms. Allison'a siz hakkında ulaşacağım.
Taylor odasındaydı ve duş almayı planlıyordu. Çok yorgundu. Bugün dünden daha yoğundu. Çok fazla hasta bu programdan yararlanıyordu. Özellikle ücretli bir kliniğe gidemeyen muhtaç kimseler için hayat gerçekten zordu. Kapının çaldığını duydu ve hizmetçi ona Conor'un kendisini istediğini söylediğinde şoka uğradı. Hemen indikten sonra interkom monitöründeki kişiye baktı. Taylor'ın gözleri genişledi ve yüzü soluk döndü. Dışarıya çıktı.
Conor: Merhaba, Taylor.
Heyecanla söyledi. Şu an kendisine baktığına inanamıyordu.
Taylor: Beni nasıl buldun?
Conor: Seni hastanenin önünde gördüm ve bindiğin taksiyi takip ettim. Tuhaf geldiğini biliyorum, ama bunu seni görmek istediğim için yaptım ve sakıncası yoksa, belki de bir yerde kahve içebiliriz. Uygun mu?
Taylor başını salladı ve davetini kabul etti. Harry ve President Styles evde olmadığı halde, Conor'u içeriye davet etmek çok tehlikeliydi.
Diğer yandan Harry eve gelmek için sabırsızlanıyordu. Arabası bir kaç ev uzakta gidiyorken Taylor'ın bir adamla konuştuğunu gördü. Adam arabasının kapısını açtı ve Taylor yolcu koltuğuna oturdu. Harry'nin gözleri ve etrafı aynı anda karanlık ve bulutlu hale geldi. İçindeki şiddeti belli etmemeye çalıştı. Sürücüsünden onları takip etmesini emretti, ancak trafik ışığı kırmızıydı ve izlerini kaybettiler. Harry huzursuzdu ve Taylor'ın konuştuğu adamı hala düşünüyordu. O anda direkt, onu parçalamak istiyordu.
Harry gittikçe sinirlendi ve onun yüzünden öfkesini ona söyleyen sürücü üzerinde çıkarttı ve yarın ona basit bir talimi izleyemediği için kendisine rapor vermemesi gerektiğini söyledi. Sürücü Harry'nin inatçılığını biliyordu ve bu yüzden Harry ona söylediği için arabadan çıktı. Harry, Conor'un arabasını bulmaya çalıştı, ancak yerlerini kesin olarak tespit edemedi. Birçok kötü düşünceler aklına geldi ve yol tarifi hakkında hiçbir şey düşünmeden arabayı sürmeye başladı. Trafik ışıklarını umursamıyordu. Harry birkaç saat hiçbir yere gitmeden öylece sürmüştü. Sonra bunun yerine eve gitmeye ve onu beklemeye karar verdi.
-------------------------------------
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Wildfire (Turkish Translation)
De TodoHarry Styles: Harika uzman bir kişi, fazlası istenilenemez. Bekar, CEO, büyük bir imparatorluk ve büyük bir servet varisi. Yasadışı görünüyor soğukkanlığıyla, her şeyi ile muhteşem. Her şeyden önce onun nitelikleri fakat aynı zamanda onun olumsuz ta...
