Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Beni bir kere dinler misin?"
Jimin'in uzun adımlarına yetişmeye çalışırken adeta peşinden koşuyor gibi görünüyordum. Bana kızgındı, beni dinlemek bile istemiyordu ve ben neden böylesine büyük bir tepki gösterdiğini anlayamıyordum. Ona burada kaldığımı haber verme fırsatım olmamıştı, her şey ani gelişmişti ve ben kendimi bir anda komutanın çadırında bulmuştum. Sabah uyandığımda ve olanların gerçekliğini tamamiyle sindirebildiğimde ise ilk işim Jimin'in yanına gitmek olmuştu. Ona tekrardan burada kalacağımı, komutan Taehyung'un kardeşimi bulmama yardım edeceğini söylediğimde ise, sonuç bu olmuştu işte. Birden öfkelenmiş ve ayaklanıp gitmişti.
"Dinleyecek bir şey yok Lali—, yani Lawan."
Sonunda yürümeyi kesip arkasına döndüğünde, nefes nefese kalmış bir halde ona baktım. Gözlerini hızlıca benden kaçırıp yere eğdiğinde, bana karşı olan bu tavrına sebep olan şeyin ne olduğunu hala çözememiştim.
"Jimin neden böyle yapıyorsun?" Sesim fısıltıdan farksız çıktığında, dudaklarının arasından kesik bir nefes bıraktı. "Sana söylemediğim için üzgünüm ama ben bile neler olduğunu anlayamadım. Komutanın bana kızacağını düşünürken o bir anda burada kalmamı, bana yardım edebileceğini söyledi ve biliyorsun, ben bu teklifi geri çeviremeyecek kadar çaresiz bir haldeyim."
Başını sağa sola sallarken, aradan geçen birkaç saniyenin ardından gözlerini tekrardan yerden çekip benim kahvelerime dikti. Derin bir iç çektiğinde, kısa süre önceki öfkeli halinin azalmış olduğunu fark ettim. "Sana kızgın değilim," dedi tereddütle iri dudaklarını dişlerken. "Ona kızgınım, komutana. Hem neden sen onunla birlikte kalıyorsun? Bunun ne kadar dikkat çekecek bir hareket olduğunun farkında değil misiniz?"
Jimin'in komutandan hoşlanmadığını anlamak için fazla zeki olmaya gerek yoktu, zira kendisi bunu hiç çekinmeden belli ediyordu. Belki kendince haklı sebepleri vardı, bilmiyordum ama her ne olursa olsun şu anki öfkesinin yersiz olduğunu düşünüyordum. "Bunu elbette biliyorum ama komutan bunun daha doğru olduğuna karar verdi."
Histerik bir şekilde güldüğünde, yüzünün tekrar sinirden kıpkırmızı bir renge bürünmesine anbean şahit oldum. "Neden onun her dediğini yapıyorsun? Gerçekten bu adama olan aşkın sinirlerimi bozuyor."
Panikle ona doğru bir adım attığımda, kalbim çoktan korkuyla çırpınmaya başladı. Ona karşı olan hislerimin adını daha ben koyamamışken, Jimin'in bunu sesli bir şekilde yüzüme karşı söylemesi afallamama sebep oldu. "Öyle bir şey yok," dedim hızlıca. "Şunu söylemeyi kes artık. O benim için sadece bir komutan, hepsi bu."
Her ne kadar kelimeler dudaklarımdan net dökülmüş olsa da, sesimin titremesine engel olamamıştım. Jimin'in de bunu fark ettiğine emindim fakat itiraz etmesine fırsatı olmamış, yanımıza anlamsız bir sevinç çığlığı eşliğinde gelen arkadaşımız yüzünden susmak zorunda kalmıştı. Hoseok nefes almama bile fırsat vermeden hızlıca bana sarılmış, daha sonra fazlasıyla sert bir şekilde kafamın üstüne vurmuştu. Acıyan canım yüzünden suratım istemsizce buruşurken kollarını benden ayıran Hoseok'a bakmıştım.