seventeen: midnight, the stars and you

4.1K 622 466
                                    

Ona veda ettiğim yerdeydim

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Ona veda ettiğim yerdeydim. Saat çoktan gece yarısını geçmiş, tek ışık kaynağımız olan dolunay berrak gölün üzerine serpilmişti. Taşlarla dolu kumun üzerinde oturuyor, serin havaya rağmen hiç üşümüyordum. Çünkü, o da benimleydi. Tam yanımda, düzenli nefes seslerini duyabileceğim kadar yakınımdaydı. Kısa bir süre öncesine kadar, onu bir daha göremeyeceğime emindim oysaki fakat kaderim yine beni gitmeye çalıştığım yolun tam tersine sürüklemişti.

Hayal gibiydi. Birkaç defa kazayla temas eden kollarımız olmasaydı, bunun gerçek olamayacak kadar güzel bir rüya olduğunu dahi düşünebilirdim ama hayır, her şey tamamen gerçekti ve ben heyecandan bayılmadığım için Tanrıya şükrediyordum. Kokusu burnuma doluyor, kalbime küçük dokunuşlar yapıyordu farkında olmadan. Ne zamandır burada sessizce oturduğumuzu bile bilmiyordum. Öyle huzurlu hissediyordum ki, sorunlarım bile aklımdan uçup gitmişti.

Kim Taehyung, eşsiz bir adamdı. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyor, soğuk görünüşüne tezat aslında sıcacık bir kalp taşıyordu bedeninde ama bunu herkesin görmesine izin vermiyordu. Birçok kez askerlerin onun için kendini beğenmiş ve suratsız dediklerini duymuş, dert yandıklarına şahit olmuştum. Başlarda onların bu sözlerine katılmadığımı inkar edemeyecektim fakat şimdi düşününce, onun hiçte öyle biri olmadığını görebiliyordum. Kim Taehyung merhametliydi, ona söylediğim onca yalana rağmen beni yargılamak yerine yardım etmeyi teklif etmişti. Bu ince davranışı yapacak çok az insan vardı dünyada. Benim problemim değil, diyerek beni başından da savabilirdi ama o bunu yapmamıştı. O aslında suratsız biri de değildi, sadece güzel gülüşünü herkesle paylaşmak istemiyordu. Ah, ben de bundan pek de şikayetçi değildim. Onun tebessümünü görebilen tek kişi olmak hoşuma gidiyordu.

Özel hissettiriyordu.

Bundan sonra ne olacak bilmiyordum. Tekrardan bir asker gibi davranacak olmak beni korkutmuyor dersem yalan söylemiş olurdum fakat burada kalabilmek için tek yolun bu olduğunun ne yazık ki bilincindeydim. Jimin'i ise hala görmemiştim, yeniden burada kalacağımdan haberi dahi yoktu.

Kesik bir nefesi dudaklarımın arasından bırakırken, dizlerimi kırmış ve kollarımı bacaklarıma sarmıştım. Kısa bir süre daha gölü izledikten sonra, bakışlarımı Taehyung'a çevirmiştim. Onu izlediğimi sezmiş olacak ki, karanlık gökyüzünde gezinen gözlerini benim üzerime dikmişti. Yakalanmış olmanın verdiği utançla gözlerimi kaçırmak istemiş olsam da bunu başaramamış, bakmaya devam etmiştim.

"Ne düşünüyorsun?"

Sesi fısıltıdan farksızdı, halbuki yüksek sesle konuşabilirdi çünkü şu an burada bizi duyabilecek herhangi biri yoktu. Gözlerimizin temasını kesmezken tıpkı onun gibi mırıldandım.

"Hiçbir şey."

Sadece bir kez dürüst olmak ve "Seni düşünüyorum," demek isterdim.

Sol elini rüzgardan dağılan saçlarının arasından geçirirken derin bir iç çekti. Yakınlığımızdan dolayı hızlı hızlı atan kalbimin sesini duymamasını umdum.

la vera bellezzaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin