twenty seven: truth is always better than a lie

2.9K 426 137
                                    


"İyi misin?"

Chaeyoung'un endişeli sorusu karşısında başımı sallamakla yetindim sadece. Dün akşam Komutan Taehyung ile yaşadığımız tartışmanın ardından ne yapacağımı bilememiş, aklıma gelen ilk kişi o olduğundan onun kaldığı çadıra gelmiştim. Benim dağılmış halimi gördüğü ilk an ciddi anlamda bir şok yaşamış, ardından neler olduğunu eksiksiz bir şekilde anlatmamı rica etmişti benden. Chaeyoung gerçekten de iyi ve kibar biriydi, kısa bir süredir tanışıyor olmamıza rağmen bana yardım etmekten asla gocunmamıştı. Buradan gittiğimde dahi, her daim ona minnettar kalacağımı biliyordum.

Sarı saçlarını siyah bir tokayla gelişigüzel toplamış, benim yüzümden uykusuz kaldığı için gözleri hafifçe şişmişti. Buna rağmen, pudra pembesi pijamalarının arasında halen oldukça sevimli görünüyordu. Yalan söylediğimi, esasında iyi hissetmenin yakınından dahi geçmediğimin farkındaydı elbette ancak sessiz kalmayı tercih etmiş, derince iç çekmişti bana bakmaya devam ederken.

Birkaç dakika önce Chaeyoung'un elime zorla tutuşturduğu kahve fincanından küçük bir yudum aldığımda, bakışlarım yeniden öylece boşluğa dalmış ve zihnim dün gecenin hatıralarıyla dolmuştu bana işkence çektirmek ister gibi. Gözlerimi sımsıkı yumsam dahi görüntüler asla yok olmuyor, kalbime çöreklenen acıyı katlanılmaz kılıyordu.

Onu çok kırmış, hak etmediği sözler söylemiştim. Biliyordum çünkü, Kim Taehyung bencil sıfatını hak edecek en son kişi bile değildi belki de bu koca yeryüzünde. Ancak buna mecbur hissetmiş, kendime olan kızgınlığımın acısını ondan çıkartmakta hiçbir sakınca görmemiştim. Pişmanlık dört bir yanımı kuşatmış olsa da yapacak bir şey kalmamıştı artık, zira dün yaşananların geri dönüşü yoktu.

"Hata yapıyorsun," diye mırıldandı sessizce geçen dakikaların ardından. "Sana söyledim, onların arasında duygusal bir bağ yok, hiçbir zaman olmadı ve asla da olmayacak."

"Buna emin olamayız. Hem yine de," titrek bir nefesi içime çektim. "Bu yaptığım hatayı değiştirmiyor. Gözüm öylesine dönmüş ki, onun bir nişanlısı olduğu gerçeğini bile unutturmuş bana. Ben kendimi öyle kötü, öyle iğrenç biriymiş gibi hissediyorum ki—"

"Lalisa," dedi sert bir ses tonuyla. Biçimli kaşlarını çatmıştı, ki ben onu ilk kez böylesine ciddi görüyordum. "Kendin hakkında böyle şeyler söylemene izin veremem. Sen düşündüğün gibi kötü biri olsaydın şayet, şu an bu konuşmayı bile seninle yapmıyor olurduk. Anlıyorum, kötü hissetmen elbette çok doğal ancak inan ki, aslında yaptığın yanlış hiçbir şey yok. Sen sadece, aşık oldun. Hepsi bu."

Chaeyoung'un söyledikleri derin bir iç çekmeme sebep oldu. Haklı değildi, fakat haksız da sayılmazdı. Onun gibi düşünmüyordum, halen hatalı olduğum ve yaptığımın koca bir yanlış konusunda kesinkes emindim ancak, belki de kendime bu kadar çok yüklenmemeliydim çünkü yeterince yıpranmıştım. Ben zaten şu an, hatamın bedelini ödüyordum.

"Her neyse," dedim başımı sağa sola sallarken. Bir an önce kendime gelmeme ve buradan gidebilmek için güç toplamaya ihtiyacım vardı. "Bunları konuşmayalım artık, bir önemi kalmadı çünkü. Bana yardım edeceksin, değil mi?"

Dudaklarına yerleşen küçük tebessümle onayladığını anladığımda, zorlukla da olsa gülümsemesine karşılık vermeyi başardım. Hoseok ve Jimin ile vedalaşmadan gitmek buruk hissetmeme yol açsa da, başka bir çıkış yolu yoktu çünkü komutan Taehyung ile karşılaşma riskini göze almak istemiyordum. Kafamın içinde tasarladığım plan basitti; buradan git ve kasabadaki eski hayatına geri dön. Ve tabi bir de, Kim Taehyung'u unut.

la vera bellezzaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin