Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Kalbim olmaması gereken bir hızda atıyor, bacaklarım hala az önce yaşadıklarım yüzünden heyecandan titriyordu. Komutana karşı hissettiklerim ve düşüncelerimde yanlış olan bir şeyler vardı. Bakışlarından, kokusundan, sesinden veya onunla ilgili olan hiçbir şeyden etkilenmemem gerekiyordu. Evet, bunu biliyordum ama kendime hakim olamıyordum. Beni ona çeken bir şeyler vardı ve ben bunu durduramıyordum.
Çadıra dönmüş, düşüncelere boğulmuş bir halde uzanıyordum. Göl kenarında yaşadığımız anların etkisinden çıkabilmiş değildim, saatler geçmişti fakat benim hala tek düşündüğüm şey olanlardı. Karnımın ağrısı bile tamamen uçup gitmiş, yerine çok daha kötüsünü bırakmıştı, kalp ağrısına.
Parmaklarım benden izinsiz onun dokunduğu yanaklarımda gezindiğinde, dudaklarıma yayılan gülümseme ve midemde uçuşan kelebekler farklı hislere sürüklüyordu beni. Bunun adı neydi? Kim Taehyung bana neler yapıyordu böyle? Neredeyse buraya geliş amacımı bile unutturacaktı bana, öyle bir etkiydi bu.
Çadırın perdesinin açılmasıyla içeriye giren Jimin, beni kendi kendime gülümserken görmüştü. Anında ifademi toparlayıp uzandığım yerden doğrulsamda yakalanmıştım bir kere ve utanç duygusu sarmıştı beni çoktan. İfadesi sert, kaşları çatıktı. Her zamanki Jimin'di işte. Yine bir şeylere sinirlenmiş olmalıydı.
Ceketini hışımla üzerinden çıkarıp yere attığında hala öfkesi tamamen yüzüne yansımış bir haldeydi ve direkt bana bakıyor olması da yerimde rahatsızca kıpırdanmama sebep oldu. Kızgındı, hem de çok kızgındı ve bunun nedenini merak ediyor olsamda sormaya çekiniyordum.
"Jimin, iyi misin?" Kelimeler fazlasıyla zayıf dökülmüştü dudaklarımdan, hala öfkeli bakışları benim gözlerimde sabitti ve ben yutkunmama engel olamadım.
"İyiyim," dedi tıslar gibi. Ah, kesinlikle yalan söylüyordu. Onun şu an iyi olmadığını anlamak pek de zor değildi. "İyiyim ben sadece—"
Sözlerinin devamını getirmediğinde, meraklı bir halde ona baktım ama o panikle gözlerini benimkilerden kaçırdı. Alt dudağını dişlerinin arasında ezdiğinde sıkıntılı bir nefes bıraktığını gördüm. Yanlış veya söylememesi gereken bir şeyi söylemiş gibiydi, panik olmuştu ve bunun sebebini anlayamamıştım.
"Ah, her neyse." Az önce yere attığı ceketini alıp hızlıca çadırdan geri çıktığında, şokla onun gidişini izlemiştim. Ne olmuştu şimdi burada hiçbir fikrim yoktu, Jimin her zaman dengesiz ve sinirli biriydi fakat bu halini daha önce hiç görmemiştim. Farklı davranıyordu, derdi neydi merak ediyordum ama bana anlatmayacağını bildiğimden umursamamayı tercih ettim. Benim de yeterince sorunum vardı zaten, bir tane daha eklemeye hiç gerek yoktu.
Guruldamaya başlayan karnımdan acıkmaya başladığımı fark ettiğimde şapkamı başıma ve botlarımıda ayağıma geçirerek çadırdan çıktım. Askerlerin akşam yemeklerini çoktan yediklerini biliyordum fakat belki yiyecek bir şeyler kalmıştır umuduyla gezinmekten başka bir şansım da yoktu. Havalar soğumaya başladığından sertçe esen rüzgar bedenimin hafifçe titremesine sebep olduğunda, gözüm bana doğru koşarak gelen Hoseok'a takıldı. O kadar hızlı koşuyordu ki sadece birkaç saniye içinde yanıma ulaşmayı başarabilmişti.