Sabah olmuştu ama gökyüzü de bu iki aşığın yaslı halinden etkilenmiş gibiydi. Gri ve siyah bulutlar gökyüzünü kaplamıştı. Prensin sesi dakika dakika gücü gibi zayıflıyordu. Yağmur çiselemeye başladığı zaman prensesin içini prensin hasta olacağı korkusu yerleşmişti. Zaten dünden beridir tek lokma yemeden,gece ayazını da açık havada çekmişti. Eğer şimdi de ıslanırsa prens büyük ihtimal hasta olacaktı. Prenses kapıdan güç alarak yavaşça oturduğu yerden kalkmıştı. Kararını vermişti. muhafızlara kapıyı açmasını söylemişti. Muhafızlar kapıyı açmayı reddetmişti. İmparator prensesin isteğini duymuştu. Prensesin yanına gelip kolundan kendine doğru çekmişti.
- Burada tek bu isteğin gerçekleştirilemez üzgünüm. Chi imparatorluğunu terk etmene asla izin vermeyeceğim.
- Kapıyı açmalarını söyle gitmeyeceğim söz veriyorum.
- Peki.kapıyı açın.
İmparatorun emrinden sonra kapılar açılmıştı. Prenste sevinçle ayağa kalkmıştı. Karşısında prensesi görünce yüzünde güller açmıştı. Şu an imparatorun orada olduğunun farkında bile değildi. Taa ki prensesin imparatorun elini tutana kadar. İşte o an beyninden vurulmuşa dönmüştü.
- Hükümdar prens buradan gitseniz iyi olur. Artık ne size ne de ülkenize döneceğim. Sizden ayrılıyorum. Sizi hiç sevmedim. Hem kral hem de siz beni kahin olduğum için kullandınız.
- Ben asla öyle bir şey düşünmedim. Seni seviyorum neden görmüyorsun?
Prenses içinden ''biliyorum prensim '' diyordu ama bunu asla dile getiremezdi şayet prensin sağlıklı kalmasını istiyorsa ve burada prens şu an yalnızdı. Şayet onu sevdiğini söylese prens onu almaya çalışcaktı. Bunun anlamı da buradan sağ çıkamayacak olmasıydı.
- Git buradan veliaht prens yakında imparator huangla evleneceğim.
Prenses kalbine kıymıklar bata bata bu sözleri söylemişti. Prens inanamaz gözlerle prensese bakıyordu. daha birgün önce yanından ayrılmak istemeyen prensese ne olmuştu da böyle davranıyordu. Prenses prensin aklını okumuş gibi konuşmaya başlamıştı.
- Sadece sana güven verip gizlice saraydan kaçmak için sana o kadar yakın davrandım.
Prenses prens daha fazla konuşmasın diye imparatora sarılıp prense arkasını dönmüştü. İmparatorun emriyle kapılar ikinci kez kapanınca prens olduğu yere yığılıp kalmıştı. Yağmurun yağması ya da fırtınanın çıkması ikisi içinde önemli değildi. Prens yağan yağmurun altında akşama kadar kalmıştı. Prensin muhafızları sonunda gelmişti ama prensi geri dönmeye ikna etmeyi başaramamışlardı. Prens bulunduğu şoktan bir türlü çıkamamıştı. Prens yağmurun altında ıslanmaktan fiziksel ve ruhsal yorgunluktan dolayı olduğu yere düşüp bayılmıştı. Muhafızlar bu durumdan yararlanıp prensi yanlarında getirdikleri at arabasına bindirerek oradan uzaklaşmışlardı. Tüm bu olanları sur duvarlarının üstünden izleyen prenseste prensin gitmesinin ardından son gücünü de kaybetmiş olarak cansızca yere yığılmıştı. O anda imparator orada olmasa çoktan başını sert taşlara çarpardı. Prensesi kucağına alıp merdivenlerden inip prensesi at arabasına bindirmişti. At arabası hızla saraya doğru yol almıştı.
Prens kendine geldiğinde kollarına muhafızları girmiş karanlıkta onu saraya taşıyordu. Bağırmak,ağlamak,içindeki yangını söndürmek istiyordu ama bu mümkün değildi. İçindeki yangını başlatan kişi çok uzaklardaydı ve başkasını sevdiğini söylemişti. Bunu aklı bir türlü almıyordu. Prens dairesine geldikten sonra muhafızları göndermiş ve leydilerden temiz kıyafetler istemişti. Sarayda prensesi gören herkesi uyarılmasını sağlamıştı. Prensesi gördüğünü söyleyenlerin cezası ölüm olacaktı. Prens niye hala o geri gelecekmiş gibi davrandığını kendisi bile anlayamıyordu. Ama prensin aklına takılan sorular vardı. Madem imparatoru seviyordu neden geceler boyu onu öpmüştü? Neden onun kadını olmaya hazır olduğunu söylemişti? Onu reddedebilirdi? Yoksa prensesi chi imparatorluğuna geri gitmesi için zorlayan bir şey mi olmuştu? Prens kuru kıyafetleri giydikten sonra aklındaki bu sorularla saray kahininin olduğu saraydaki tapınağa doğru yürümeye başlamıştı.
Bu arada imparator ve prenses çoktan saraya varmıştı. İmparator prensesi eski kaldığı daireye götürmüş ve saray hizmetçilerinden prenses için yeni kıyafetler istemişti. Prenses kendine geldiğinde bedeninin kıyafetlerinin üstünden bir örtüyle sarılı olduğunu gördü. Ayağa kalktığında bunun imparatorun pelerini olduğunu fark etmişti. İmparator hizmetçilere prensesin üstünü değiştirmelerini ve saray hekimini çağırmaları konusunda talimat veriyordu. Arkasını döndüğünde prensesin ayakta kendisini izlediğini görünce gülümseyerek prensese yaklaşmıştı.
- Lütfen otur yorma kendini,senin için yeni kıyafetler getirildi. Beğenmezsen değiştirebiliriz.
- Önemli değil kuru olmaları yeterli. Doktorun gelemsine gerek yok sadece uyumak istiyorum.
- Ama önce bir şeyler yemelisin. Senin için yosun çorbası hazırlandı.
- Aç hissetmiyorum sadece uykum var.
- Peki.
İmparator prensesin bulunduğu daireden giyinmesi için çıkmıştı. Prenses tüm hizmetçileri gönderip kendi başına kıyafetlerini değiştirmişti. Üzerindeki kıyafetler oldukça güzeldi. Gecelik yerine kıyafet giymeyi terci etmişti çünkü imparatorla konuşmak istiyordu. Prenses üzerinde pembe şeftali çiçekleri olan beyaz bir elbise giymişti.ne üstündeki kıyafet ne hava ne de başka bir şey umurundaydı. Prenses dairenin bahçesine çıktığında imparatorun bahçedeki gölün kenarında ayakta durmuş aya bakarken görmüştü. İmparator prensesin ayak seslerini duyunca gülümseyerek dönmüştü. Üzerinde kıyafetle nefes kesici görünüyordu ama bunun farkında bile değildi. Şu an imparatora serbest kalmak dışında her istediğini yaptırabilirdi. Prenses imparatorun yanına gelince selamlamıştı. İmparator gerek yok dese de prensesi durduramamıştı.
- Neden beni buraya zorla getirttiniz?
- Çünkü seni seviyorum. Çocukkende sadece seni sevdim. Sen gidince herkes seni unuturum sandım ama içimdeki sevgi benimle birlikte büyüdü. Seni almaya krallığına geleceğim gün evlilik haberini aldım. Önce seni bırakmayı düşündüm ama kalbimi bir türlü ikna edemedim. Seni onu sevmediğini ,evliliğinin zorla olduğunu duyunca bir umut olabileceğini düşündüm ve seni buraya getirdim.
- Ama ilk gelişimde buradan kaçtım. Hiç mi anlamadınız sizi sevmediğimi,onu sevdiğimi?
- Belki de aşk sandığın sadece geçici bir hoşlanmadır. Bana verdiğin sözü unuttun mu? Küçükken biz bu saray bahçesindeydik senden hep kaçardım ama beni bulup kitaplarımı alır kaçardın. Hep sırtımda seni taşımamaı isterdin. Buradan gideceğin gün ağlayarak benimle kalmak istediğini söylemiştin. Babama yalvardığım halde isteğim kabul edilmemişti. Sana büyüdüğümüzde seni bulacağımı ve seni asla bırakmayacağımı söylemiştim.
Prenses gözlerini kısmış çocukluğunu hatırlamaya çalışmıştı ama bir türlü başaramıyordu. Bunun sebebi babasının ona zerdeçaldan yapılmış bir ilaç vermesiydi. Saray doktoru tarafından bulunmuş bu ilaç hafızayı silebiliyordu. Kral bu ilacı daha sonra yasaklamıştı. Çünkü kötü niyetli insanların elinde çok güçlü bir silah olabilirdi. Sujin küçükken chi imparatorluğuna dönmek için babasına aylarca yalvarmıştı. Asla prens huangı unutamamıştı. Tek isteği onun yanına dönüp onunla zaman geçirmekti. Babası en sonunda çaresizce bu ilacı kızına vermişti. bu sebeple prens huangla ilgili hiçbir anısı kalmamıştı. Prenses başını umutsuzca sağa sola sallamıştı.
- Üzgünüm ne chi imparatoluğunu ne de sizi hatırlıyorum majesteleri şayet söyledikleriniz doğru bile olsa iki çocuğun safça verilmiş sözleri şimdiyi değiştirmez. Ben prens jongla evliyim. Evet onunla isteğim dışında evlendirildim ama ona aşık oldum. istemediğim hiçbir şey yapmadı. Her zaman bana değer verdiğini gösterdi. Sanırım haberiniz vardır. Kahin soyundan geliyorum. Diğer kahinlerden farklı olarak kraliyet ailesinin kaderini görebiliyorum. Mesela ikiniz savaşırsa prens ya da sizin ölebileceğinizi biliyorum. Bu arada o kahine söyleyin uzun zaman güçlerini kullanamayacak.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
prensesin yolu
Historical Fictionyarı asil olarak doğan kahin bir kız prenses olursa ne olur? peki ya kraliyet ailesi onu kabul edecek mi? neden sürekli hayatı kraliyet ailesi ve veliaht prensle kesişiyor?
