"Jiwoo, tamamiyle anlattığım gibi oldu."
Jiwoo, dümenin başındaki Hyunjin'i oturduğu masanın üzerinde, elleri şakaklarında dinliyordu. Dün gece fazla kaçırdığı içkiden ve Hyunjin'in dünkü olayı açıklamasından başı ağırmıştı.
"Şimdi yanlışlıkla kucağına düştü ve ben de tam o sırada geldim, öyle mi oldu?"
Hyunjin, çevirdiği dümenden bakışlarını çekip Jiwoo'ya yöneltti.
"Evet öyle oldu. Jeongin'in yaşı çok küçük nasıl öyle bir şey düşünebilirsin?"
"Kim görse öyle düşünürdü, Hyunjin!".
Jiwoo'nun yüksek çıkan sesine karşılık kaşlarını çattı, Hyunjin. Jeongin'le aralarında ne olursa olsun, Jiwoo'ya hesap vermek zorunda değildi, azar işitmek zorunda hiç değildi.
"Seni ciddiye alıp açıklama yaptım, beni azarlama hakkına sahip olduğun kanaatine nasıl vardın?"
Jiwoo, Hyunjin'in değişen bakışları ile oturduğu yerde geri cama yaşlanmış, büyüyen gözleri bulundukları kaptan kabininden dışarı kayarken yanıtlamıştı.
"B-ben seni azarlamıyorum, ne yaptığına da karışamam zaten ama Jeongin çok küçük dediğin gibi aynı zamanda kaptanıyla yatıyor diye yayılması geleceğine ne kadar zarar verir biliyorsun. Ben Jeongin için endişelendim."
Hyunjin'in kaşları havaya kalkmış alayla gülerek önüne dönmüştü. Evet, Jiwoo haklıydı lâkin Hyunjin aptal değildi. Farkındaydı genç kadının bu senaryoyu birkaç dakika içinde yazdığının.
"Peki, öyle olsun Jiwoo. Şimdi çıkabilirsin."
Jiwoo'nun gözleri şaşkınlıkla büyümüş ardından, dolmuştu. Dudaklarını birbirine bastırıp kendisine dönüp bakmaya bile tenezzül etmeyen kaptanı süzmüş ardından kabin kapısını aralayıp sert adımlarla dışarı çıkmıştı. Merdivenleri birer birer indikten sonra güverteye adımlayan Jeongin kadrajına girmiş, sinirle dudaklarını dişlemişti.
Gözlerinden süzülen yaşı parmağı ile silip yüzüne sahte bir gülümseme takınmış, eline aldığı iki bardağa meyve suyu doldurduktan sonra güverteye adımlamıştı.
Kadrajına giren Jeongin ile içinde biriken öfkeyi bastırmaya çalışarak tayfaya adımladı. Jeongin kulağına ilişen adım sesleri ile başını elinde iki bardak ile kendisine gelen kadına çevirmişti.
Jiwoo gülümseyip Jeongin'in oturduğu masaya oturunca Jeongin dudaklarını dişlemiş, utançla bakışlarını kaçırmıştı. Dün gece Jiwoo onları o şekilde gördüğünde, bir süre bakışmışlar ardından Jeongin odadan koşarak çıkmıştı. Yanı açıklama yapma kısmını tamamiyle Hyunjin'e yıkmıştı, dün geceden beri de Hyunjin ile konuşmamışlardı ama genç tayfa biliyordu odadan kaçarak yanlış anlaşılmayı iki kata katladığını ve kaptanı onu gördüğü yerde azarlayacagini.
Jiwoo elindeki ananslı meyve suyu dolu olan bardağı, yanakları pembenin tonlarında gezinen çocuğa itti. Jeongin yavaşça bakışlarını önüne itilen bardağa kaydırmış ardından utançla başını karşısında oturan Jiwoo'ya çevirmişti.
"Jeongin, biraz konuşalım mı?"
Jeongin yutkunmuş, şortunun açık bıraktığı kısımlara tırnaklarını acimadan geçirmişti. Bir şey söylemeden karşısında oturan kadına bakmaya devam edince sözü yeniden Jiwoo almıştı.
"Hyunjin'le konuştuk benden bir şey saklamana gerek yok."
Jeongin, kaşlarını çatmış garipseyen bakışlarını önündeki bardaktan Jiwoo'ya yöneltmişti. Kaptanı, bu kadına ne demişti de böyle bir cümle kuruyordu, anlam verememişti. Basını yana eğip karşısında kendisine sahte gülümsemeyle sorgulayıcı bakışlar atan kadını süzdü, başından beri bildiği üzere kadının her söylemi şeytanı buga sokacak cinstendi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mariners Apartment Complex 𖤐 Hyunin
FanfictionJeongin, Hyunjin adında bir denizcinin yanında çalışmaya başlar. ーTamamlandı.
