Özel Bölüm

894 62 29
                                        

        Medya: Mavinin nişan elbisesi.

      Ah bugün... Bugün günlerden Cumartesi ve hepimiz şu an çılgınlar gibi oradan oraya koşturup duruyoruz. Özellikle de annem... Sanırsın beni değil, onu istemeye gelecekler...

       Evet, iki hafta önce hepimiz ilk dönem finallerimizi verip, mahallemize döndük. Nasıl özlemişim, nasıl burnumda tütmüş buralar. Üniversiteye giderken, yeni bir hayat o kadar ışıltılı geliyordu ki gözüme, buraları özleyeceğim aklımın ucundan geçmiyordu. Ama özlemiştim işte. Aslında mahallemden çok, içindeki anıları, ailemi ve kardeşlerimi özledim desem daha doğru olabilir.

      Her neyse.

      İki hafta önce hepimiz, mahalleye geri döndük. Tabi ilk akşam ailelerimizle vakit geçirip, diğer gün toplaştık bizimkilerle. Akşamına da, bizimkilerle bizim eve geldiğimizde, annem onları akşam göndermedi ve tek tek ailelerini de yemeğe davet etti.

      O akşam, yemekler yendi, çaylar içildi, sohbetler edildi. Derken birden, Meriç'in annesi, Gönül Teyze, "Hazır çocuklar ve aileler bir arkadayız, biz Ozan ile düşündük, ikinci dönem başlamadan çocukların ilişkilerinin adını koyalım diyoruz." Diyerek bombayı patlattı. Babam biraz naz yapsada, Sinan'ın babası Şükrü amca " Aman Orhan, sanki yarın evlenecekler mi? Yüzükleri takılsın, adı konsun sadece. Hem daha okullarını bitirecekler, öyle hemen düğün olmaz zaten." Diyerek babamı bir nebze yumuşattı.

      Babam, tamam demese de yumuşamıştı. Açıkçası ailemin de hemen kabul etmesini beklemiyordum zaten. Sonradan ne olduysa, daha doğrusu Gülay sultan nasıl ikna ettiyse artık, iki gün sonra babam akşam yemeği yerken "Söyleyin madem, haftaya Cumartesi gelsinler, istesinler" dedi.

      Ve tabiki asıl önemli nokta: Evlilik teklifi. Evlilik teklifi almadım. Yani öyle şahşahalı bir teklif almadım desem daha doğru olur. Babam onay verdikten üç gün sonra, Meriç ile buluşup, deniz kenarına gittik. Kumsala örtü sermiştik. İkimizde örtünün üzerine uzanmış, soğuk havaya inat deniz havası alıyorduk. Sonra Meriç, montunun cebinden çok ince bir kitap çıkardı. Bana okumamı söyleyince, bende kırmadım ve okumaya başladım.

     Kitap taş çatlasın on sayfa falandı. Her sayfada bir  kaç kelime daire içine alınmıştı. İlk önemsemedim. Ama kitabı bitirince dikkatimi çekti ve her sayada daire içine alınan kelimeleri birleştirdiğimde " Ben sensiz geçen her saat sigara yakmak değil, her saniye yüzünü görmek uğruna bir ömür yakmak istiyorum. Benimle evlenir misin ?" Yazıyordu. Ben yazılanları idrak etmeye çalışırken, Meriç uzandığı yerden kalkmıştı ve beni de tutup kaldırdı. Sonra cebinden bir yüzük çıkarıp bana uzattı. Ardından da kitapta işaretli kelimelerden oluşan iki cümleyi tekrar etti. Tabi ben ne yaptım, bir yüzüğe bir Meriç'e baktım ve "Zaten Cumartesi istemeye geleceksiniz, ne gerek vardı ki?" Dedim. Meriç tabi başladı gülmeye. Sonra da yüzüğü parmağıma taktı. Yüzük; halkası çok ince, üzerinde yine küçük bir mavi çiçek detaylıydı. Öyle tek taş yada beş taş falan değildi ki zaten hiçde sevmem.

"Mavi çiçek, mükemmel" dediğimde ise "O unutma beni çiçeği. Bir dakika sonramız bile belli olmayan şu dünya da, başımıza ne gelirse gelsin, göğsündeki parmak izim beni hep sana hatırlatırken, bu yüzük de kulağına beni unutmamanı fısıldasın." Diye cevap vermişti. Sonrası söylenmez. Meriç aşkım ile benim aramda. Kdkdkdkkdkdk

      İşte bugün de beni istemeye gelecekleri, o Cumartesi.

      Sare ve Aysun, dün akşamdan bize kalmaya geldiler. Annem ve Gönül teyze babamın gelsinler dediği günden beri hazırlık modundalar.

     Annem, bana sormadan,  bir organizasyon şirketi ile anlaşmış. Adamlar sabah bi geldiler, önce bütün salonu boşalttılar. Koltuk, televizyon ne varsa hepsini depoya taşıdılar. Eşyalar taşındığından beri de salonu akşama hazırlıyorlar.

Purple || texting Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin