ALTI

1.8K 127 33
                                    

İyi okumalar

***
Üzerime basit bir kot geçirip, ceketimi aldıktan sonra aynanın karşısına geçip kendimi süzdüm. Yansımam kireç gibi beyaz bir yüz ve çatılı kaşlarla bana geri bakıyordu. Gözümün önüne düşen bir bukleyi tutup geri çektim. Gözlerim! Bana ihanet eden tek organım gözlerimdi. Öylece durmuş kendimi izlerken içimdeki korku ve endişeyi açık açık, sanki arkalarına birer ayna sokulmuş gibi su yüzüne çıkaran gözlerim. Arkaya taradığım tutamı ve birkaç bukleyi daha aşağı indirip gözlerimi geri sakladım. Tecrübelerimden öğrendiğim bir şey varsa o da duygularını, özellikle de korkunu karşındakine belli etmemekti. Kolay avı herkes severdi. İnsanların da bu noktada vahşi hayvanlardan bir farkı yoktu yani.

.

Ayakkabılarımı yatağın yanından alıp giyerken hala Tobias'ın teklifini düşünüyordum. Bana onlarla çalışmayı kabul ettiğim taktirde iyi ödeme yapacaklarını ve belki kalmam için bir yer bile ayarlayabileceklerini vaat etmişti. Kabul etmezsem ne olacağına dair bir iş şey belirtmemişti. Gözleri o işi zaten üstlenmişlerdi.

Evet, tabi ki ondan şüphelenmiyor değildim. Ama ona karşı da gelemezdim. Tehlikeli bir bireydi. Çevresinin olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurunca onu maskesiz görmemin gizliliklerine büyük bir tehlike teşkil edeceği de bir gerçekti. Bu durumda bir ahmak gibi onu reddedip sokak arasında bir yerde öldürülmektense ayak uydurup olacakları beklemeye karar kılmıştım. Geride bırakacak ne bir hayatım, ne de tanıdığım bir şahıs vardı. Yani kaybedecek tek şeyim canımdı. Onun da artık ne kadar önemi vardı ki?

Odadan çıkacağım sırada ikilemde kalınca derince oflayıp yatağıma koşarak bıçağımı sakladığım yerden alıp kemerimin arasına tıkıştırdım. Zaten oversize giydiğimden dışarıdan bakınca belli olmazdı bile. Eğer olur da işler ters giderse en azından kolay yoldan öldürülmeyecektim.

.
.

"Hazırım."

Koltukta oturan adam bana dönüp yüzümü incelemesinin peşine omuzlarını silkip başıyla takip etmemi işaret ettikten sonra bir poşete tıkıştırdığı ceketi ve maskesini eline alarak apartmandan çıktı. Ben de peşinden adımladım.

Merdivenleri inerken ağrıyan yaralarından dolayı olsa gerek hafif topallıyordu. Açıkçası bu dayanıklılığından etkilenmediğimi söylesem yalan olurdu. Bildiğim bir şey varsa o da aldığın yaraların o günün sabahında çok daha fena ağrıdıklarıydı. Bu adamsa inlemeyi bırak yüzünü bile buruşturmuyordu. Son basamağı da geride bıraktığında yüksek sesli bir küfür savurup apartmanın kapısından dışarı çıktı. Çatladığını düşündüğüm birkaç kaburga, kesikler ve morluklara rağmen hala yürüyebilmesi bile büyük bir mucizeydi.

.
.
.

"Charlize ile konuşurken araya sakın girme anlaşıldı mı?"

Ciddi bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Söylediği benim için sorun değildi. Şımarık çocuklar gibi birilerinin lafını kesecek biri değildim zaten. Dinlemeyi bilirdim. Hele ki bu dinlediğim kişi bir suç örgütünün başıysa kafamı yerden bile kaldırmazdım.

"Peki. Nasıl istersen."

Kafasını aşağı yukarı sallayıp 'güzel' dedikten sonra durağa yanaşıp fren yapan otobüsten indi. Ben de peşinden takip ettim.

Yolda yürürken yüzüme bile bakmıyordu. Sadece sert ve uzun adımlarla ilerliyor, arada bir başını geri çevirip arkamızı kontrol ediyordu. Onun bu hızına ayak uydurabilmek için yarı koşuyordum. Adamın boyu baya uzundu. Ya da ben aşırı kısaydım bilmiyorum. Sonuç olarak onun attığı bir adım benim iki adımıma denkti. Normal koşullarda bunu sorun etmezdim. Çoğunlukla arabalara para harcamamak için gideceğim yerlere yayan giderdim. Gel gör ki bu gün endişe ve korkudan bacaklarım titrerken ve midem her adımımda beni kusmakla tehdit ederken bu aktivite de benim için üç dört kat zorlaşmıştı.

.

Ara sokaklardan girip bazı yerleri iki defa dolaşarak uzattığımız yol yüzünden yarım saat süren bir yürüyüşten sonra en az yirmi katlı lüks bir binanın önünde durduk. Tobias gri ve altın rengine boyalı demir kapıyı açarken yeniden düşüncelere dalmıştım. Acaba beni nasıl karşılayacaklardı?

Tişörtümü üzerinde kahve veya yemek lekesi var mı diye hızlıca kontrol ettim. İlk izlenimimin kötü olmasını istemezdim.

İçeri girdiğimizde alt kattan geldiğini düşündüğüm hafif rütubetli koku yüzümü yaladı. Bu benim için aslında güzel bir şeydi. Benim binanın girişi gibi sidik kokmuyordu en azından!

Tobias asansörlerden birine yürüyüp butona bastığında ne yalan söyleyeyim bu beni biraz şaşırtmıştı.

"Siz bodrum katında oturmuyor muydunuz?"

Bana sanki ona dünya düz demişim gibi bir bakış attı.

"O da nereden çıktı? Neden bodrum katında oturacakmışız?"

Gevşekçe omuz silktim.

"Bilmem, filmlerde falan böyle sizin gibiler hep bodrum katlarında otururlar ya..."

Burnundan gülüp kapıları açılan asansöre girerken yanıtladı.

"Gerçek hayatta işler öyle yürümüyor."

Sesimi çıkarmayıp, peşinden kabine girerek kendimi köşeye yapıştırdım. Kapalı bir alanda onunla tek başına kalacağım düşüncesi nefesimi hızlandırmaya başlamıştı bile. Gözlerimi yumup kendi kendimi telkin etmeye başladım. Bana bir şey yapmayacaktı. Yapacaksa da bunu asansörde yapmazdı. Kameralar vardı.

.
.
.
Tövbe estağfurullah ya. Karakterim düz kağıt gibiymiş. Hiç bir duygu yok. Bunu düzenlemeye başlamadan önce merak ediyordum bu hikaye niye daha çok okunmuyor diye. Sebebini bulmuş oldum işte. Neyse elimden geldiğince düzeltiyorum bakalım.

INCOGNITO (BxB)  - Tamamlandı (Düzenleniyor)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin