SerSer & EcPoy ortaya karışık bölümümüze hoşgeldiniz...
Seray'dan...
Birleşmeye sayılı günler kalmıştı. Sergen'le aramızda geçenlerden beri konuşmuyorduk. Bu da yaklaşık iki hafta falan ediyordu sanırım. Adada o benimle konuşmaya çalışıyor, ben de sürekli ondan kaçıyordum.
İlayda'yla birlikte denizin kenarında sohbet ederek yürüyorduk. Bu sürede takım arkadaşlarımla daha çok zaman geçirebildiğim için farklı isimlerle de samimi olmuştum. İlayda da bunlardan biriydi.
Birden aramıza biri girdi. Tahmin etmesi çok zor değildi. Gelen kişi tabii ki Sergen'di. Taktik falan değiştirmişti galiba. Çünkü başlarda ciddi ciddi konuşmaya çalışırken şimdi daha ciddiyetsizdi.
"Selam kızlar! Napıyorsunuz bakayım?" dediğinde İlayda bana bakarak gülmeye başladı. Aramızda geçenleri biliyordu, her şeyi ona anlatmıştım.
Ciddi kalmaya çalışarak konuşmaya başladım. "İlaydacığım neyse ben gidiyorum. Şu salyangozları ayıklayacağım daha."
"Aa! Dur ben de geleyim. Yardım edeyim sana."
"Nereden çıktı bu şimdi? Olan bazı şeyleri yok saymaya çalışıyorsun galiba ama öyle bir şey olmayacak. Sen olanları unutsan da ben unutmadım. O yüzden şimdi YALNIZ gidiyorum ve yardımını da istemiyorum."
Güzel konuştum bence kız. Ben çok beğendim şahsen.
"Ama ben çok yardımsever bir insanım. Hem sen alışık değilsin ki zaten böyle şeyler yapmaya. Sen barakada dinlen biraz. Ben hallederim gerçekten."
Söylediklerinden sonra istemsizce tek kaşım havalandı. Aa! Şuna bak! Bir de bana laf mı çarpıyor. Barakada dinlenmeye mi alışığım ben Sergen bey? Ee sen bayağı gömdün beni. Tamam ben uykuyu seven biriyim. Arı gibi çalışıp karıncalarla aşık atıyor değilim ama tembelin teki de değilim sonuçta.
"Aaa! Seray bak! Ben tek kaşımı kaldıramıyorum." diyerek bağırdı.
Bir yandan da kaşını kaldırmaya çalıştığı için yüzü komik bir hal almıştı. Hayır, gülmemeliyim. Gülmemeliyim.
"Sağ ol Sergen. Hepimiz bunu merak ediyorduk çünkü." Sesimi biraz daha yükselterek etrafa baktım. "Arkadaşlar bakın! Sergen tek kaşını kaldıramıyormuş." dedikten sonra gözlerimi devirdim.
Birden kahkaha atmaya başladı. "Bak! Bunu yapabiliyorum ama." dedi ve o da gözlerini devirdi. Allahım bu çocuk son günlerde ne içiyor? Ne içiyorsa ben de istiyorum. En azından bu halleri ciddi ciddi konuşmaya çalışmasından daha iyiydi.
"Komik mi sanıyorsun kendini?" diyerek düşüncelerimin tam tersini söyledim.
Hevesle başını aşağı yukarı salladı. Acaba Sergen'i öldürüp suçu Çağrı'ya atsam anlarlar mıydı benim olduğumu? Müge Anlı'ya falan çıkardık kesin. Ama Müge ablam benim yaptığımı hemen anlardı. Sonra pişmanım falan desem kaç yıl yerdim acaba?
Gerçekleşmesi fazlasıyla muhtemel(!) planlarımı bir kenarda bırakıp önüme baktım.
Ardından bana döndü. Bu sefer ciddiyetle yüzüme bakıyordu. "Seray, tamam bak ciddi oluyorum. Konuşabilir miyiz?"
"Tamam siz konuşun. Barakadayım ben."
Anlamazlıktan gelmek güzeldi be. Salak rolünü de iyi yapıyorum zaten.
"İlayda'yla değil, seninle konuşmam lazım."
"Ay ben çok sıkıldım sizden. Neşemi soldurdunuz. Gidiyorum ben."
İlayda, kardeş dedik kalleş çıktın. Beni bırakıp nereye gidiyorsun ilayda?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
La Romana
AléatoireAşk Dominik'te yaşanıyor güzelim! ÇOK ÇOK ÇOK ÖNEMLİ NOT!! Bu kitap hayran kurgu değildir. İsmi geçen kişileri sadece hafızanızda az çok canlansın diye kullandım. Karakterler kurgusaldır. Sadece isimleri aynı, davranış olarak da benzetmeye çalışmadı...
