Intikam Planı

73 3 0
                                    

"He, geç içeri." Dedim Fulyaya, kapıyı açarak.

"Hadi, hadi. Hemen WiFi'ın şifresini verde şuna yardıralım küfürü."

"Fakirsin, yemin ediyorum fakirsin. Kızım hiç mi internet paketin yok?"

"Sorma yok vallah."

"Neyse, al. Istemesende verecektim zaten biliyorsun." Dedim gülerek. O da bana öpücük attı ve şifreyi girdi.

"Gel bari mutfağa, ya birşeyler yiyelim ya da kahve yapayım." Demiştim.

"Bir şartla kahve içerim." Dedi. Kesin falan bak diyecek ya.

"Neymiş?"

"Fal bakacaksın bana, bak bakalım Aydın falımda var mı?" Dedi. Delinin de gözleri aşık olmuş bir suratla tavana bakıyordu.

"Aydın kim yine ya?"

"Ya sana anlattım ya. Hani şu bizim markette çalışıyor."

"Hmm. Anladım. Söylemiştin evet."

"Söyledim ama, maşallah Cenk seni nasıl büyülediyse, herşeyi unutmaya başladın." Dedi, birde pis pis güldü.

"Ağızına sıçarım vallah, falda bakmam görürsün."

"Tamam, tamam kızma ya."

"Neyse, al şu kahveni." Dedim kahvesini vererek. Gerizekalı mıdır nedir, Cenk diyor hala. Hem benim Cenki düşünecek zamanım mı var? Sınavlarım var onlar daha önemli.

"Hayal emin misin?" Dedi kahvesinden bir yudum alarak.

"Ne için?"

"Umut'a mesaj atmakla, kufur etmekle, onu delirtmekle. Emin misin? Bak yazında gideceksin, başına bela olmasın."

"Kimse benim başıma ben istemediğim sürece bela olamaz. Hem sen burda biteceğini mi sanıyorsun?"

"Nasıl yani? Başka birşey daha mı var aklında?"

"Canımı yakanın bende canını yakarım. Bu kadar net."

"Peki napacaksın?" Diye sordu. Doğruyu söylemek gerekirse. Bende bilmiyorum, yanına kalmasını istemiyorum ama ben böyle biri değilim. Kimseyi kıramıyorum, üzemiyorum, canını yakamıyorum. Çünkü bu benim karkaterime yakışmaz. Karakter ve dürüş her zaman daha önemli, ne yaşadığının bir önemi yok.

"Neyse ya sen bakma bana, kahven soğmuştur. Ver bakıyım falına."

"Ay hadi bak bak, ayyy inşallah Aydın çıkar Hayal ya." Salak ya bu vallah.

"Salak ya." Dedim gülerek, bir yandan da falına bakıyordum.

"Oha."

"Noldu lan? Aydın mı var yoksa?"

"Evette..."

"Ne söylesene ya!"

"Onunla ilgili bir haber alacaksın, ve bir dilleğin var. Artık neyle ilgili orasını sen bileceksin ama kabul olacak dilleğin."

"OHA! Super birşey bu. Tabii eğer doğruysa, ne demişler, fal'a inanma, ama falsızda kalma." Dedi gülerek.

"Hadi benim falıma da bakalım." Diyip açmıştık, fincanımı.

"HEEY!! Bu neey?"

"Ne be? Noldu yine?"

"Burda kocaman bir C, harfi var, bak görüyor musun?" Dedi işaret ederek.

"Canandır büyük bir ihtimalle, başka kim olacak?"

"Ohü! Ohü! Cenk?"

"Ne Cenki ya? Cenkle ne olabilir ki?"

"Belki patlarsın artık, gerçek duygular çıkar ortaya, nefret mi? Sevgi mi? Ikisinin karışımı mı? Bilemeyeceğim artık." Dedi.

"Ay tamam, içimi kararttın. Kapat şunu, bakma."

"Aman iyi be." Diyip fincanı bırakmıştı.

"Umut'u napacağım ben?" Demiştim, bir yandan da gözlerim dolmuştu. Ya o benim ilk aşkımtı, ona ben güvenmiştim, sevmiştim, yeri geldi yanında oldum, ama...Napacağım ben? Biz Umut'la sevgili değildik, arkadaşta değildik. Beni hiç bir zamanda sevmedi, hiç bir zamanda sevmeyecek. Ama mesele bu da değil ki, onunla beni bağlayan tek şey olayın doğum günümde olması. Belki de ben abartıyorumdur. Bazen de diyorum kendime, ben güçlüyüm. Neden mi? Çünki yerime başkası olsa altından kalkamazdı bu kadar olayların. Aslında bu yanımı pek kimse görmüyor, yani, hep içimde. Kimse bilmiyor içimin nasıl yandığını, ve mümkünse bilmesinler.

"Siktir et onu ya, vallah. Yeter bir geberip gidemedi yemin ederim bu ne böyle."

"Siktir et demekle olmuyor canım."

"Sen ona karşı ne hissediyorsun? Olaylar olmadan ne hissediyordun? Herşeyi anlat, öncesi ve sonrası."

"Ben onu ilk gördüğüm anda, ona aşık olacağımı tahmin etmiştim. Ilk görüşte aşk diyebiliriz. Çünkü o yemyeşil gözleri çok sıcak gelmişti bana, böyle can yakabilecek biri gibi durmuyordu. Ama o an emindim ki, ondan hoşlanmıştım, sonra aşık oldum." Demiştim. Gerçekten de öyleydi, ilk gördüğüm anda hissetmiştim herşeyi. Bir bakış'a tavlandım, bir bakışla aşık olmuştum.

"Peki ya sonra? Yani doğum günün geldi, oyunlar falan oynadı?"

"Kalbimi bir kere kırmadı ki, bir çok kere kırdı. Ama her kırdığında onu suçlamadım. Kendimi suçladım. Bu kadar saf olmamalıydım. Ona karşı şuan ki hissetiklerime gelirsek, özlüyorum. Hemde çok, kim özlemez ki? Ama elimden birşey gelmez, gelmiyor da. Bu saatten sonra ben asla güvenemem kimseye. Beş, yedi, belki de on senedir tanıdığım insanlara bile güvenemeyeceğim bundan sonra. Ama içimde sevgi kalmadı, sadece özlem var. Birde kırgınlık...hepsi bu."

"Içinde hiç mi nefret yok?"

"Var olmaz olur mu? Tabii ki de var, onun böyle suratı aklıma geldikce tokatladığımı hayal ediyorum bazen. Ve çok iyi geliyor, yani elimde olsa gidip döverim. Eşek su'dan gelinceye kadar hemde. Böyle küfür edip sayıp sövmeyi de çok isterim bak. O da iyi gelebilir."

"Bak o son dediğin var ya? Onu yapabiliriz aslında."

"Sayıp söveceğiz? Nasıl yani?"

"Telefon diye bir cihaz var, Hayal. Onunla."

"Ay hayır be, aramam."

"Aramayacaksın zaten, whatsapptan yapacağız. Ama benim telefonumdan, beni zaten tanımıyor. Telefon numaramız da yabancı, delirir. Birde sayıp sövdüğümüzü düşün? Çok eğleniriz ya. Hemde intikam almış oluruz."

"Aslında evet, iyi bir fikir. Bak bunu yapabiliriz."

"Oley be! Gösterelim şu salak çocuğa!"

"Gösterelim vallah!"

RaslantıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin