Inat

97 7 0
                                    

"Yok, ben dayanmıyorum. Izin verinde şunun suratına bir tokat vurup geleyim olmaz mı?" Diyip Cenkin arkasından gitmeye başlarken, Fulya tuttu kolumdan.
"Sen napıyorsun? Şimdi olmaz, burası yeri değil. Hem noldu yine bir anlat."
"N'olacak ya? Yine pis pis baktı gerizekalı, ne derdi varmış onu öğrenmek istiyorum. Hem bir derdi varsa gelsin söylesin arkadaş, bu ne ya? Ben hayatımda böyle bir inatcı insan görmedim be." Dedim. Doğru ama, yani inadına konuşmuyor.
"Hmm." Demişti Fulya. Yüzünde de hafif bir gülümseme vardı. Acaba ne demek istiyordu bu şebek?
"Ne hmm? Ne hmm? Yalan mı?" Diye sordum.
"Belki vardır Cenkten de daha inatcı ve gururlu bir insan."
"Kimmiş o peki? Hem onun gururu falan yok, sadece inat var."
"Sensin Hayal. Sen. O kadar inatcısın ki. Kendin nasıl farkında değilsin?"
"Aa ben mi? Hiçte bile."
"Hmm, eminim öyledir. Peki diyelim ki, Umut geldi. Ayaklarına kapandı, 'n'olur affet beni Hayal, çok pişmanım' dedi sana. Affeder miydin?"
"Tabii ki de hayır, ölümüne affetmem be." Ve bu söylediğimin arkasındayım. Asla ama asla. Çünkü ne kadar üzerinden zaman geçse de, kalbim hala kırık. Ve o sadece kırmadı ki. Kırdı ve sonra üzerinde tepindi.
"Tamam, neyse Umutu geçelim. Herif sonuçta doğum gününde-"
"Tamam keselim, Fulya. Hatırlamasam olmuyor dimi?"
"Neyse, peki Cenk gelse. Özür dillese. Dese ki, 'özür dillerim, ayıp ettim bir selam bile vermemekle' falan filan. N'apardın?"
"Affetmezdim. Çünkü ben kimsenin oyuncağı değilim, ya hayatımdasın, ya da değilsin. Öyle istediğin zaman gelip oynayıp atamaz kimse beni."
"Al işte. Bu da demek oluyor ki, inatcısın."
"Tamam, kabul ediyorum. Madem bunu duymak istiyorsun. Inatcıyım. Oldu mu?"
"Olmadı."
"Ne demek olmadı be?"
"Böyle devam edersen diyorum, çok kişi kaybedeceksin. Herkes benim gibi çekmez vallah senin şu katır inadını."
"Aman, çekmesin be. Çekmesin. Beni seven böyle sevsin. Hem inatcı olmak bazen iyi birşey."
"Hmm, neyse. Sonunda kabul ettin. Bu da birşey. Acaba başka şeyleri ne zaman kabul etmeye başlayacaksın?"
"Ne gibi mesela." Dedim, ve o sırada Cenk geçti koridordan.
"Noldu? Aşkını mı gördün?" Dedi Fulya.
"Ne aşkı be? Ne aşkı? Ben Cenki sevmiyorum, sevmeyeceğim, sevmedim! Allah allah ya! Ada bir, sen iki." Dedim. Çünkü sevmiyordum. Ben aşık olsam kendim emin olmaz mıyım? Olurum. Ee o zaman? Bunlar benden ne istiyor?
"Valla, hiç farketmedim sanma Hayal. Herkes saf olabilir ama ben değilim."
"Sen safın önünde gidenisi bir kere tamam mı?"
"Tamam, safım. Bak, ben en azından bazı şeyleri kabul ediyorum. Sende kabul et bence."
"Benim birşey kabul etmeme gerek yok ki." "Eminim öyledir. Peki sana bir soru o zaman, Cenkle Elifin ayrıldığını duyduğunda neden sevindin?"
"Cenk acı çeksin diye."
"Ikinci soru, kalbin neden her zaman küt küt atıyor onu görünce?"
"Atmıyor, atıyorsa bile tesadüftür o. Hem bende panik atak var ya? Sinir olduğum insanları görünce, olur böyle şeyler."
"Kalbin panikten değil, aşktan öyle atıyordur."
"Ya tamam Fulya, allah aşkına kes ya. Aşık falan değilim. Daha Umutun bıraktığı yaralar kapanmadı..." Dedim, birazda gözlerim dolmuştu ama belli etmemeye çalışıyordum.
"Ayy, kıyamam ya." Dedi bana, birde sarıldı.

Size birşey söyleyim mi? Birlikte savaşacağın dostların olduğunda herşey daha kolay oluyor. Yani, tamam evet hala zorluklar var evet. Ama, en azından içini dökebiliyorsun, bir rahatlıyor insan. O yüzden biraz şanslıydım.

"Peki napacaksın?" Diye sordu Fulya.
"Hangi konuda?"
"Cenk konusunda, Hayal."
"N'apıcam? Biraz daha bekleyeceğim, bu pis pis bakmalar devam ederse herhalde katil olurum."
"Tamam, Cenki hallettin diyelim. Umut?"
"N'olmuş Umut'a?"
"Yani ondan intikam almayacak mısın? Benim bildiğim Hayal, her iyiliği karşılıksız bırakmadığı gibi, kötülüğde karşılıksız bırakmaz. Hem bu adam, seni en derinden yaralamadı mı? Yaptıkları yanına mı kalsın? Birşey yapmazsan bile, ona olan nefretini bir kus, bir rahatla. Bence zamanı geldi, Hayal."
"Iyi de, onu tamamen hayatımdan çıkardım. Geri girmesine gerek yok."
"Girmeyecek zaten. Ya bak gör, sen beni dinle. Hem sen olmadığını bile bilmeyecek."
"O nasıl olacak peki?"
"Benim telefonumdan yapacağız."
"Anlar ki. Numara yabancı."
"Anlarsa anlasın, hadi sen bir evet de."
"Bilmiyorum bakarız."
"Yaa hadi, bak eğleniriz de."
"Ama ben tutamam ki kendimi. Biliyorsun beni, ana bacı küfür ederim."
"Valla o küfürler az bile ona bence."
"Yok olmaz, yapamam."
"Inatcısın ya, inatcı. Bir kere evet desen ölürmüsün?"
"Evet."
"Vallah mı? O zaman, yapıyoruz bugün ben size gelirim. Bir güzel işletelim şunu."
"Ona evet demedim be, sen dedin ya, bir kere evet desen ölürmüsün diye, ona evet dedim." Ve o da bana suratsız bir ifadeyle bakmıştı. Bende pis pis güldüm. Ya ben salak mıyım? Ecelime mi susadım? Daha yeni hayatımdan çıktı, gelip aklımı mı karıştırsın?
"Yaa off. Ya n'olur şuna bir küfür etsekte rahatlasak?"
"Tamam peki, off. Ama var ya, bu yaz yakama yapışırsa valla bende senin yakana yapışırım. Ona göre."
"Tamam ya, tamam. Olmaz birşey korkma."
"Neyse hadi, durduk böyle koridorun ortasında. Geçelim derse, başlayacak birazdan. Zaten son ders değil mi bu? Burdan bizim eve geçeriz işte." Dedim, ve ders girdik.

Allahım sen bana yardım et ya, vallah. Kafayı yemek üzereyim. Bu kadar stresi kaldıramıyorum, n'olur bana güç ver. Cenki, Umutu, sınav streslerini kaldıramıyorum. Cenkle, Umut giderse herşey daha kolay olacak zaten. Hem, Umut gitmiş gibi. Ya of ya, of. Ben neden bu kadar takıntılı bir insanım? OFFF.

RaslantıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin