19/07/13

428 16 11
                                    

Of ya! Çocuğun ismini hala bilmiyorum ya, çok merak ediyorum. Acaba ne? Gökhan, Ozan, Burak. Tabii bunlar sadece bir tahmin gerçekten ismi ne bilmiyorum. Acaba nasıl öğrenebilirim? Off dünyanın en sıkıcı yazı bu yemin ediyorum! Almanya'da hiç değilse arkadaşlarım vardı burda o da yok! Neyse, gidip bikinimi giyiyip deniz'e giderim bende n’apayim? Yapacak bir şey mi var? Biraz yüzerim, dalarım denizin dibine. Belki bir deniz yıldızı yakalarım, biraz da güneşlenirim. Oh keyif valla! Yukarı çıktım hazırlandım, şimdi de deniz'e gidiyorum, güneş gözlüğümü'de, kullaklığımı da taktım yürüyorum öyle sahil'e doğru. Kendimi bir klip'teymiş gibi hissediyorum valla. Aslında hayalim oyuncu olmak ama bu çirkinlikle olur mu? Olmaz tabii ki. Neyse, konumuz bu değil. Geldim sahil'e, kullaklığımı da çıkardım çantama koydum deniz'e atladım direk. Baya'da soğukmuş, girince alışıyorsun gerçi ama. Neyse, birazda suyun iç güzelliğine bakalım ve su'yun en dibine daldım. Derken suyun iç güzelliğiyle tanıştım. Hani derler ya? Aslında dış güzelliğin önemli değil, için güzel olsun yeter derler de inanmayız de mi? Aslında deniz dış güzelliğine fazla önem veriyorlar, içinde ki saklı güzellikleri kimse bilmiyor. Bilse bile fazla önem verilmiyor. Neyse, yine saçmaladın Hayal. Derken su’yun dibinden çıktım, ee insanız çünkü nefesim yetmedi. Hemen yüzüp deniz’den çıktım, ve direk havluma sarıldım. Kurumayı bekledim öylece, kuruduktan sonar büfeye çıkacağım. Bakalım bizim sarşın n’apiyor? Hemen giydip şortumu ve üstümu çıktım büfeye gidip oturdum bir masaya ve sipariş verdim ona. Her zaman ki gibi: Kaşarlı tost ama o bana özel içine ketcap ve mayonez de koyuyordu (keşke o gün’e geri dönebilip kendime; “onun için hiç bir şeysin“ diyebilsem) ve tabii ki yanında ice tea şeftali içiyordum. Onun tostumu getirmesini beklerken telefonumla oynuyordum boş boş. Bu arada telefonum Samsung e250. Sormayın, kendi telefonum aslında Samsung S4, ama sadece Almanya’da çalışıyor. Neyse, konumuz bu değil. Yine boş konuştum. He, geldi. Tostum geldi, valla o kadar açtım ki bizim sarışını zor görüyordum. Hem hala ismini bile bilmiyorum. Derken, kafamı bir çevirdim. Büfe’nin mutfağından biri cam’a vuruyor. Bir baktım bizim sarışın, yanındaki çalışan onu mutfağa kilitlemiş. Büfe’de tek ben varım, tabii benim açmam gerek çıkabilmesi için. Derken gülerek kapıyı açtım. Ve birden “Manyak ya kapıyı kitledi sonra’da gitti ya.“ Dedi. Allahım kurban olurum ben buna valla. Bende gülerek “niye kitledi ki seni oraya?“ diye sordum.

“Ne bileyim ben.“ Dedi o’da.

“Senin ismin ne?“ Diye sordu, lodoslama girdi konuya direk. Bende öyle şaşkın şaşkın bakıyorum ona.

"Hayal." Dedim. O da bir şaşırdı.

"Ilginç, pek duyulan bir isim değil." Dedi.

"Evet değil." Diyip, gülümsedim. "Senin ismin ne peki?" Dedim.

"Umut." Dedi. Ayy çok güzelmiş ismi, Hayal ve Umut uyumu çok güzel değil mi? Neyse, bön bön bakma öyle çocuğa Hayal.

"Anladım, memnun oldum." Dedim ve yine gülümsedim.

"Sen kaça gidiyorsun?" Diye sordu bu sefer.

"Boşver bizim orada biraz farklı, sen en iyisi yaşımı tahmin et." Dedim.

"15?" Dedi direk. Hemen de bildi, maşallah. Kafamı salladım bende.

"Bilirim ben." Dedi o da ve yine o gülüş vardı.

"Hem, neresi ki sizin orası?" Diye sordu ve hiç şaşırmadım.

"Almanya ya." Dedim bende.

"Vay, Almanya. Iyimiş." Diye cevap verdi bana.

Gülümsedim bende.

"Almanca biliyorsun yani?" Diye sordu. Ne çok soru soruyor bu ya.

"Yok hayır, ben aslında ingilizce biliyorum ama biraz da almanca biliyorum." Dedim sonra'da gülümsedim ve konu kapanmıştı.

Ne güzel'de gözleri varmış onun öyle, yakından ayrı bir güzel, ayrı bir yeşil. Maşallah adam, adam değil! Manken! Neyse, tostumu bitirdikten sonra kalkıp tabağı ona verdim, maksat kibar gözükmek, Almanya'da yaşıyorum diye burnumu havada sanmasın. Tabağı verdim ve "Ben size şöyle vereyim tabağı." Dedim, birazda resmi oldum. Daha ilk günden çocuğun boynuna atlayacak değilim de mi? "Teşekkür ederim." Diyip gülümsedi yine. Allahım bu hep bana gülsün yaa. Neyse, bende gülümseyip büfeden çıktım ve deniz'e girdim yüzdüm biraz. Deniz'den tam çıkıyordum bir baktım bizim sarışın pardon Umut geliyordu. Acaba yüzmeye mi? Ben çıktım deniz'den öyle selamlaştık sonra da ben biraz yürüdüm kumsalda. E, baktım öyle boş boş yürüyorum telefon açtım arkadaşım, arkadaşım mı? Can yoladaşım, herbirşeyim o benim ya. Seren'i aradım. Seren benim Almanya'dan arkadaşım. Aradım onu yarı almanca, yarı ingilzce anlattım olanları ve bir baktım arkadam da biri var. Bilin bakalım kim? Umut! "Türkçe konuş, türkce!" Diyordu. Bende gülümsedim ve Seren'le telefonda konuşmaya devam ettim. "Vay, Enişte"nin sesini de duyuyorum bakim." Diyip dalga geçiyordu benimle. "Dalga geçmesene ya." Dedim bende, Seren'le öyle boş kız muhabbeti yapmaya devam ederken kafamı Umut'a doğru çevirdim. Manyaklar Büfe'de voleybol oynuyorlardı ya haha hiç güleceğim yoktu. Derken, yanımdan hop diye bir top geçti. Ama suratımdan 1cm uzaklıktaydı, valla gidiyordu güzellim suratım. "Noluyor be?" Diye bağırdım bende Umut'la arkadaşına.

"Napıyorsun lan kıza geliyordu top Oros-" cümlesini bitirmeden ona baktım ve "Neyse, ben o kadar terbiyesiz değilim." Dedi. Bende hafif bir gülümsemeyle kafamı çevirdim ve Seren"le konuşmaya devam ettim. Aradan bir 10 dakika geçtikten sonra telefonu kapattım ve toparlanmaya başladım. Kaç saatir burdayım, artık eve gitme zamanı geldi. Hem daha banyo yapıcam, saçımı yapıcam, güzel güzel giyineceğim. Ee güzel olmak kolay değil tabii de mi? Neyse, ben yine boş konuştum. Kısaca, sahil'den eve'e dönüyordum. Bakalım bundan sonra n'olacak Umutla? Acaba bundan sonra daha mı yakın oluruz? Yoksa böyle mi kalırız? Bilemiyorum valla..

RaslantıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin