1 Ay Sonra

224 11 4
                                    

Tam olarak 1 aydır Umut yok hayatımda. Unutmadım ama 1 aydır görmüyorum onu, 1 aydır sessizce acılar çekiyorum, 1 aydır kalbim sızlıyor. Yüreğim yanıyor. Neden? Ben bunu hakedecek ne yaptım o'na? Sebebsiz yere yaktı beni, sonra'da siktir olup gitti. Neyse ya, buna fazla takılmayıp unutmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Düşünsenize, ilk kez birine karşı bir şey hissetiyorsun? O'da seninle oynamış. Canın acımaz mıydı? Zoruna gitmez miydi? Bence giderdi. Neyse, yapcak bir şey yok. Olan olur biten biter, hayat devam eder. Derken Canan bizim evin kapısının önüne gelmiş ve Deniz'e gitmek için beni çağrıyordu. Hemen güneş gözlüğümü takıp aşağa indim onun yanına.

"Selam."

"Selam Hayal. Hazır mısın?"

"Evet hazırım gidelim."

Ve hemen yürümeye başladık.

"Ee nasılsın? Daha iyi oldun mu?"

"Canan aradan 1 ay geçti, ama hala yani kolay değil."

"Biliyorum canım, ama seviyorsun sonuçta."

"Seviyor..muyum?"

"Seviyorsun, bunu hiç dille getirmiyorsun çünkü seni çok kırdı."

"Vaay, aşk doktoru Canan Demir." Dedim gülerek.

"Ya o değilde ben çok acıktım Hayal, büfe'de bir şey yeriz değil mi?"

"Yeriz tabii."

Derken Büfeye gelmiştik ve içeri girmiştik.

"Sel-aam." Dedim ama kafamı bir çevirdim Umut mutfakta ve başını öne eğdi.

"Bunu ne işi var burda?" Diye sordum Gökhan"a.

"Ne bileyim ben be, gelmiş çalışmaya." Dedi Gökhan.

"Iyi. Bir şeyi de bil sende ya. Canan sende zıkkımlan, sonra da gidelim ben duramam burda." Bunu derken kalbim çok sıkışmaya başladı, bende panik atak varda. Galiba tutacak. Hayır panik, git panik. Umut'un önünde tutma panik.

"Iyi misin lan?" Diye sordu Canan. Canan ciddi şeylerde ciddi olmayı beceremeyen birisi maalesef.

"Iyi-yim, iyi-" Ve kalbim hızlı hızlı atmaya başladı ve derin, derin nefes almaya başladım. Hüseyin Abi'de büfeydi ve yanımıza geldi. Hüseyin Abi benden 5 yaş büyük ama arada sırada Hüseyin diyorum. "Su getireyim dur sana." Dedi Hüseyin Abi ve getirdi bende içtim. Tüm acılarıma maalesef soğuk su bile işe yaramıyor.

"Daha iyi misin?" Dedi Canan, gülerek.

"Iyiyim, Iyiyim. Umut görmedi dimi?"

"Görmedi, amaan zaten görse n'olacak?"

"Neyse, Canan sen hüseyin abi'yle kalsan? Bende aşağa deniz"e insem ayıp olur mu? BURANIN HAVASI KAÇTI." Dedim çünkü daha fazla dayanamazdım.

"Yok, bekle bende geliyorum seninle."

"Nasıl istersen."

Her zaman ki gibi hemen kendimi iskeleden attım ve yüzmeye başladım. Ama bu sefer uzağa yüzmedim, dubaya çıktık. Duba böyle denizin ortasında küçük bir iskele gibi bir şey bu arada. Neyse, işte çıktık biz oraya Cananla.

"Acaba diyorum konuşsam mı?" Diye sordum Canan"a. Sonuçta sessizlik beni öldürüyor.

"Bilmiyorum valla Hayal, çünkü gerçekten zor bir durum. Ama bence bir sor, nedeni neymiş bir öğren bakalım."

"Aynen en iyisi."

Derken sol tarafıma bir döndüm, Umut dubaya doğru yüzüyordu, Gökhanla beraber. Bu arada benim elimde de voleybol topu var, Canan sağolsun hiç ayırmıyor yanından. Şaka şaka, süyün içinde voleybol oynayacaktık. Neyse, baktım bunlar da çıktı Dubaya. Benimde elimde top, oturuyorum öyle. Gökhan Canan'ın yanına gelmişti ve konuşuyorlardı. Umutta Gökhanın yanındaydı ve bana "aa topu versene iki dakika." Yuh! Ulan ne yüzsüz bu be! Ben o topu onun kafasına atardım da neyse! Dua etsin olay çıkmasını istemiyorum. Bende duymamış gibi yapıp kafamı çevirdim. Alsında atacaktım kafasına rahatlayacaktım, oh mis! Neyse, bunlar bir 15 dakika sonra çıktılar Deniz'den ve Umut büfeye gitti. Geberirsin inşallah o büfede, pezevenk. Argh! Dövesim geliyor onu gördükce. Ne güzel 1 ay boyunca karşıma çıkmamıştı. Neyse, olan oldu.

Canan'la bizde su'dan çıktık ve Canan duş alıyordu.

"Canan ben büfede kimse yokken gidip konuşayım şununla. Sende gelirsin zaten olur mu?"

"Tamam gelirim yanınınza." Dedi ve bende hemeb gittim Büfeye. Büfede iki tane yaşlı amca otuyordu bir masada, bir masada Umut, onun karşındaki masa'da da ben. Ve en sonunda topladım cesaretimi ve gittim masasına.

"Biraz konuşabilir miyiz?" Diye sordum hemen.

"Tabii."

Amcalar da ordan "Hadi biz kalkalım, gençler yalnız kalsın." Dediler ve bizde Umut'la gülümsedik onlara. Oturduk bizde masaya. Umut ellindeki kartlarla oynuyordu, karışırıyordu.

"Umut, neden yaptın?" Diye sordum ve sadece sustu karşımda.

"Umut, neden yaptın diye sordum sana."

"Bilmiyorum."

"Ne demek bilmiyorum ya? Ne demek bilmiyorum? Ben sana kötü bir şey mi yaptım?"

"Yoo yapmadın."

"Birisi mi söyledi yapmanı? Ne o zaman?"

Elindeki kartlarla oynamayı bıraktı ve bir düşündü.

"Hayır, kimse yaptırmadı." Ve o zaman adım gibi emin oldum, sadece o değildi bu işin içinde olan.

"Hmm peki."

"Peki." Dedi.

O sırada Umut mutafağa girdi ve bende arkasından girdim.

"Senin gözüne n'oldu?" Diye sordu Umut bana. Geçen gün Kediyle oynuyordum, ve o da nankör hayvan gözümün altını tırmaladı. Nankör.

"He, şey kedi tırmaladı ya."

"Hmm anladım" dedi ve gülümsedi. Sonra da öyle havadan, sudan, sıradan konuşmaya başladık.

"Ee o zaman barıştık o zaman?" Dedim, ve elimi uzattım. Aslında sarılacaktım ama fazla olurdu yani.

"Barıştık." Dedi ve elimi sıktı. Daha fazla sıkmaya devam ediyordu ve bana doğru yakınlaşıyordu, öpecek mi yoksa? Lan hayır! Olmaz, ne öpmesi? Ama elimi de çok acıtıyor.

"Tamam bırakabilirsin artık elimi." Dedim dalga geçerek.

"Al ya, zaten küçücük ellerin var." Diyip elimi bıraktı.

O sırada Gökselin "aşkın yalanmış" şarkısı çalıyordu ve o'na söylemiştim ve karşılıklı gülüşüyorduk. Sonra birden gözlerime baktı, bende onun o güzel yeşil gözlerine doyamadım. Fazla yakındık, galiba herşey düzelecekti. Bana hiç böyle bakmamıştı. Derken Canan geldi. Tam yerinde geldi. Gerizekalı havlusuna'da sarılmış pengüen gibi yürüyordu valla. Sonra bizi mutfakta yakın görünce geri, geri yürümeye başladı pengüen gibi. Allahım bu kız beni öldürecek ya! Bizde Umut'la çıktık mutfaktan.

"Hazır mısın? Gidiyor muyuz?"

"Gidiyoruz hazırız."

"Görüşürüz, Umut." Diyip çıktık büfeden Canan"la. Umut arkamızdan bakıyordu ve Canan bana "Ayy noldu? Söyle çabuk."

"Galiba düzeliyor herşey."

"Ee iyi, ne güzel işte."

"Aynen. Ama yine de içimde bir sıkıntı var."

"Amaan, olmasın o sıkıntı. Belli ki herşey düzelecek. Ama yavaş, yavaş."

"Aynen ya, neyse akşam gideriz değil mi büfeye?"

"Gideriz, o zaman ben size gelirim ya da sen bize. Sonra'da gideriz? Haberleşiriz yani."

"Aynen haberleşiriz." Öyle konuş'a konuş'a eve gelmiştim. Ayy, Umut'la galiba herşey düzelecek. Neyse, ben gideyim duş yapayım. Sonra süsleneyim. Hadi bye. Gidiyom ben hazırlanmaya.

RaslantıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin