Savaş'tan...
Nazlı mesaj atmış. "Korkuyorum. Dışarı gelir misin Sıvaş?" diye. Ben bu kıza dayanamıyorum, boğup öldüreceğim bir gün. Ama bu yakışıklılıkla, karizmayla hapishanede çürümek istemiyorum. İntikam işi olmasa belki hapiste yatmayı düşünmeyi öldürebilirdim Nazlı'yı. Ama kadına şiddete hayır. Her ne kadar sinirlerimi bozsa da o bir kadın. Dışarı çıktım. Şimdi başına bir şey gelir, bir de onunla uğraşamam. Oha gergedan. Ateş yaktığımız yerde yatıyordu. Hemen Nevzat Hoca'nın yanına gittim. Yuh adamın horlamaları ta çadırın dışından duyuluyor. Ayı gibi maşallah. Çadıra girdim. "Hocam uyanın. Gergedan var. Ateş yaktığımız yerde yatıyor." dedim nefes nefese. Lan adam bir milim oynamadı. Ölsek gitsek bu hala uyur. Kış uykusuna mı yattı acaba? Sonunda uyandı. Tabi buna uyanma denirse... Gözleri kapalı bir şekilde; "Savaş burada gergedanın ne işi var? Yanlış görmüşsündür." dedi. Nevzat'a yumruk atmamak için kendimi zor tutuyorum. Atardım da matematik önemli sonuçta. Matematiğim zaten kötü şimdi Nevzat'a vursam ölür. Yaşlı başlı adam. Ne işin var senin kampta. Şöyle güzel bir bayan hoca yok muydu? Of düşündüğüm şeye bak. Kamp yaptığımız ormanda daha da kötüsü ateş yaktığımız yerde yani kamp yaptığımız alanın tam ortasında bir gergedan var ve ben ne düşünüyorum? "Hocam gergedandı. Yani; o kadar büyük bir şey anca gergedan olabilir. Ya da ayı bilmiyorum. Aslında fil ya da goril de olur." dedim. "Of Savaş hadi bakalım şu gergedana. Nerede beni tüfeğim?" dedi. Oha lan bu Nevzat katil mi? "Hocam tüfeğiniz mi var?" dedim. "Of akıl mı bırakıyorsunuz insanda hırkamı ver. Soğuktur şimdi dışarısı." dedi. Salak ya sanki sende akıl var da. Nevzat Hoca ile çadırdan çıktık. Nevzat Hoca hırkasını giydi ve gergedanın yanına doğru yavaş yavaş yürümeye başladık. "Savaş kızların yemeği hazırladığı yerden kepçe, tava falan al da gel." dedi. "Tamam hocam." dedim. "Dikkatli ol." dedi. "Asıl sen dikkatli ol yaşlı adamsın ölür geberir gidersin. Sonra katilini Müge Anlı' da ararız." diyemedim tabii ki de. Yemek yaptıkları yere geldim. Bir tane kepçe ve tava aldım. Bunlarla gergedanı nasıl etkisiz hale getireceksek. Gerçi gergedan uyuyordu. Yani yarı etkisiz halde... Uyanırsa Nevzat Hoca'yı üstüne atar kaçardım. Can her şeyden önemli. Ayrıca Nevzat Hoca benden yaşlı. Ölse kimse üzülmez. Mirasını kimin alacağını düşünürlerdi. Benim gibi karizmatik, yakışıklı, tatlı bir çocuk ölürse ülkede 3 günlük yas ilan edilirdi. 3 gün aslında az benim gibi bir çocuk için ama olsun. Nevzat'ın yanına gittim. Kepçeyi Nevzat'a verdim. Tavayı da ben aldım. Ben tavayla, Nevzat kepçeyle gergedanın yanına doğru yürüdük. Allah'ım ne büyük bir hayvan bu? "Savaş haklıymışsın evladım. Gerçekten de gergedan mı ayı mı belli olmayan canlı bizim kampın ortasında yatıyor." dedi. "Siz benden 30-40 yaş büyüksüz tamam biraz abarttım 20 yaş falan büyüksünüz bence siz önden gidin eğer bir şey olursa bana seslenirsiniz ben şu kızların yaptığı yemeklerden biraz yiyeyim. Aç ölmek istemiyorum da." dedim. "Olmaz. Anca beraber kanca beraber, Savaş." dedi. "Tamam ama önden siz yürüyün bence, sizin Superman' den ne eksiğiniz var size güveniyorum hocam." dedim. Başını salladı. "Kaderimde gergedan tarafından öldürülmek de varmış. Hakkını helal et Savaş. Bu arada ölmeden önce bir sevap işleyeyim matematik sınavında ilk sorunun cevabı A." dedi. "Hocam helal olsun. Siz en sevdiğim hocamsınız. Çok büyük sevap işlediniz. Daha büyük bir sevap işlemek isterseniz diğer soruların cevaplarını da söyleyebilirsiniz. Aklımda tutamam zaten söyleyin sevap işleyin." dedim. Aslında hafızam iyidir. Nevzat bütün soruların cevaplarını saydı hepsi aklımda. Zaten 10 soru. Şortumun cebinden telefonumu çıkarıp Nevzat görmeden cevapların hepsini yazdım. Nevzat Hoca gergedanın yanına doğru yürüyordu. Ya da balina. Belli değil. Karanlıkta gergedan gibi görünüyordu. Nevzat Hoca besmele çekip kepçeyle gergedanın kafasına vurdu. Gergedan çığlık atarak ayağa kalktı. Bir dakika gergedan çığlık atamaz ki. Birden düşüp bayıldı. Öldü mü acaba? Nevzat Hoca'yla aynı anda eğilip yüzüne dikkatlice baktık. Eee bu Nazlı. Gergedan Nazlı'ymış.
