Multi de Savaş'ın arabası varrr. Kerem Sayer'e selamlar bu arada.
Vote ve yorumu unutmayın İyi Okumalarr...
Bu sabah çok mutlu uyanmıştım. Dün Savaş'la çok eğlenmiştik. Tişörtünü çıkarmasını saymazsak tabii. Onu bilmem ama ben o sıra küçük çaplı bir kalp krizi geçiriyordum. Ve bu hiç te eğlenceli olmuyor. İlk defa böyle bir şey yaşıyorum. Savaş'ı gördüğümde kalbim sıkışıyordu, gözlerine bakmayı seviyordum, o gülünce yanımda kimse yokmuş sadece o ve gülüşü varmış gibi geliyordu, kahverengiyi sevmiyordum ama onun gözlerini görünce en sevdiğim renk oldu diyebilirim, beni güldürüyordu, arada öküzlüğü tutsa da aslında iyi biriydi. Of karakter analizi mi yapacağım sabah sabah? Telefonu alıp Google'a "Savaş niye bu kadar yakışıklı?" yazdım sonra ne saçmalıyorum deyip "Savaş niye bu kadar öküz yazdım?" Yine bir şey çıkmayınca "Kalbin çok hızlı atmasının nedenleri" yazdım. Direk aşk ve heyecan çıktı. Birde bir iki kalp ve damar hastalığı ile ilgili bir şeyler işte. Hastaneye falan mı gitsem ki? Kapı hayvan gibi açıldı hemen telefonu kapatıp, "Ne oluyor? Yangın mı deprem mi? Yoksa Francisco öldü mü? Tövbe tövbe. Ya ne oldu söylesene?" dedim. "Yok bir şey sadece uyan diye kapıyı biraz sert açmış olabilirim." dedi. "Biraz mı? Kırdın resmen kapıyı." dedim. "Sen kapıyı bırak ta sen ne yapıyorsun. Ben girince telefonu kapattın birden. Ne yapıyordun?" dedi sırıtarak. "Hiç ne yapabilirim ki?" dedim kekeleyerek. Kekelememden şüphelendiği için elimden telefonu bildiğin Nazlı edasıyla aldı. Nazlı, Zeynep'in yanında mini mini kuş gibi kalır valla. Zeynep bir bana bir telefona bakarak gülüyordu. Anırıyor desem daha doğru olur herhalde. Birden ciddileşip bana bakıp; "Bunlarla anlayamazsın neden o kalbin hızlı attığını ben sana söylüyorum. Bak dinle tecrübe konuşuyor. Bence sen bu Savaş'a aşıksın." dedi. Ve yine gülmeye başladı. "Evet aşık oldum ne yapacaksın?" diye bağırıp odadan çıktım. Biraz fazla bağırdım galiba. Zeynep yanıma geldi. "Özür dilerim bağırdığım için." dedim tatlı tatlı bakmaya çalışarak. Hiç beceremem. "Önemli değil. Asıl ben özür dilerim." dedi. "Yo asıl ben özür dilerim." dedim. "Yo sen niye özür diliyorsun asıl ben özür dilerim." dedi. Bunun uzayacağını anlayıp; "Ben üstümü değiştireyim. Pijamalarla okula gitmek istemiyorum. Hele pembe pijamalarla..." dedim ve odama çıktım. Formalarımı giyip saçımı da yapıp biraz çok hafif makyaj yapıp aşağı indim.
Okula geldik. Gelene kadar Zeynep'e Savaş'ın yanında bir pot kırmaması içi uyardım. Umarım anlamıştır deyip okula girdim. Savaş'la Furkan her zaman oturdukları bankta oturuyorlardı. Yanlarına gidip "Günaydın." deyip oturduk. "Günaydın." dedi Furkan. "Kızlar akşam bir şeyler yapalım mı?" dedi Furkan. "Olur." dedi Zeynep. Zeynep kolumu cimcikleyince Savaş'a bakmayı kesip; "Olur" dedim ben de. Savaş çok sessizdi. Furkan Savaş'a baktığında "Tamam bana uyar." dedi. "Ama önce derse girelim. Nevzat Hoca'nın dersi." dedi Zeynep. Matematik mi? Midem bulandı. Bir gün seni yeneceğim Matematik. Bir savaşçı ruhum olduğunu yeni fark ettim. Zeynep'le Furkan önden gidiyorlardı. Biz de Savaş'la arkalarından yürüyorduk. "Savaş matematik dersine girmemiz dışında kötü bir şey mi oldu? Çok sessizsin." dedim. Gülümsedi. "Matematik dersi her ne kadar kötü de olsa Nevzat Hoca'nın dediği gibi her ne kadar inanmasam da "İleride çok lazım olacakmış." o yüzden üzülme bence ben alıştım yani. "diye ekledim. "Matematik değil. Bugün Burcu'nun mezarına gittim. O kadar çok özledim ki onu. İnan matematiğe dayanabilirim ama Burcu olmadan ne bileyim zor işte." dedi. Bileğinden tutup durdurdum. "Ne oldu?" dedi. Kollarımı boynuna dolayıp sımsıkı sarıldım. "Onu çok mu seviyordun?" dedim kulağına fısıldayarak. Salağın tekiyim valla ben. Kardeşi sonuçta herhalde sevecek. "Çok. Çok seviyordum. Hala da seviyorum. Bu dünyada tek sevdiğim kişiydi. Onu da kaybettim zaten. Hatta onu o kadar çok seviyorum ki onun inti.... Aman neyse boş ver hadi sınıfa gidelim artık." dedi. Ne diyecekti? Anlamadım. "Tamam." dedim ve sınıfa girdik. Sırama oturup çantamdan hayattaki tek nefret ettiğim şeyi matematik kitabını çıkardım. Savaş tam arkamda oturuyordu. "Teşekkür ederim. Yanımda olduğun için." diye fısıldadı. Fizik dersinde çok iyiydi. Zaten belli olmuyor mu, fizikte iyi olduğu? Keşke fizik sınavında da böyle fısıldasa. Cevapları mesela. Unutursam Fısılda. Saçmalama tuşuma kim bastı? Nevzat Hoca sınıfa girdi ve benim daha fazla saçmalamama izin vermedi. Sağ olsun. "Günaydın çocuklar. Senin için gün aymadı galiba Savaş, ayağa kalkmadığına göre?" dedi. Savaş hayatımda gördüğüm en yakışıklı ve rahat insandı. Yakışıklı olmasına nereden geldiğimi düşünmeyip başımı sıraya yasladım. Uyku. Uyku. Uyku. Hazır ders kaynarken uyumanın tam zamanı. "Ayağa kalmak zorunda değilim, bu bir. İkincisi bana gün aydı da size pek aymamış galiba, bu iki. İsterseniz ders işlemeyecekseniz yani; arkadaşlara Nazlı'yla kamp maceralarınızı anlatabilirim, bu da üç oldu. Matematiğim iyidir yani. Saymasını biliyorum en azından. Soktuğum lafları düzenli olarak sayarım da." dedi. Başımı kaldırdım. Arkamı dönüp "Ne yapıyorsun?" bakışımı attım. Bakışlar Kralı Savaş Aslan kadar olamasam da. "Canım Savaşcığım, en sevdiğim öğrencim sen ayağa kalkmasan da olur. O güzel ayaklarını yormana gerek yok." dedi. "Yavşamazsak sevinirim." dedi. Oha. Bu ne cesaret. Nevzat da korkudan ne yapacağını şaşırıp bizi serbest bıraktı. Normalde kıyamet kopsa bile bize havuz problemi ya da anlamadığım anlamaya da çalışmadığım o problemleri sorardı. Tabii korkuyor. Savaş'ın herkese, kamp günü Nazlı'nın alnına kepçeyle vurmasını ve sürüklemesini anlatmasından.
Aslında hayatta Savaş'a böyle davranmaz hatta ayağa kalkmadığı için bile Abbas'ın yanına yani; müdürün yanına götürürdü.
40 Dakika Sonra...
Zil çalmıştı. Şimdi edebiyat dersi vardı. En nefret ettiğim ders. Teneffüsteydik. Savaş, ben, Furkan, Zeynep bahçede -bankta- oturuyorduk. Savaş; "Edebiyat dersine girmesek." dedi. "Olur" dedim. "Edebiyat dersini severim aslında ama hiç havam yok gerçi benim her zaman depoladığım doğuştan olan bir havam var ama bugün yok hem Ecem sevmiyor edebiyatı." dedi. "Dikkat et de o havanı almasınlar. Ama sen Ecem'e dua et." dedi Furkan. "Sen önce kendin hava al da benim havamı da alırsın." dedi Savaş. "Ben gireceğim valla. Edebiyatı ben de sevmiyorum ama girmek zorundayım." dedi Zeynep. Hoş geldin İnek Zeynep. "Ya Zeynep. Hadi lütfen." dedim Francisco gibi bakmaya çalışarak. "Francisco gibi bakmayı kes. Of iyi geliyorum." dedi. Sınıftan çantalarımızı alıp aşağı indik. Savaş, kırmızı porschesine yaslanmış elleri cebinde bizi bekliyordu. Ama Savaşcığım şimdi Kerem Sayer'e ayıp olacak. Bana Kerem Sayer'i hatırlatan arabaya binip lunaparka geldik. Ne zamandır gelmiyordum. "Önce neye binelim?" dedi Furkan. "Bence dönme dolap." dedi Savaş. "Bence atlıkarıncaya falan binelim. Baksanıza çok tatlı değil mi?" dedim. "Sen yoksa yükseklikte mi korkuyorsun?" dedi Savaş. "Ne korkacağım? Tamam biraz çok az korkuyor olabilirim." dedim. "Tabi tabi." dedi Zeynep. Hadi başlıyoruz. "Kim seviyor belli." dedim. "Sana akıl daha yeni mi geldi?" dedi bıkkınlıkla. "Sözlerine koyup attığın o taşlar kafama değil bak nereme geldi?" dedim ben de bıkkınlıkla. Sinan Akçıl Forever :) Savaş'la Furkan gülerek bizi izliyorlardı. "Hadi dönme dolaba binelim artık." dedi Savaş dönme dolabı vurgulayarak. "Tamam binelim. Demirden korksak trene binmezdik." dedim ve dönme dolaba bindik.
