Uçurumun kenarında açan bir papatya gibi hissediyorum kendimi. Bir rüzgara kapılıp gidiyor ömrüm, dalımdan koptuğum anda bitecek savaşım. Savaşın kazananı olur muydum bilmem, ama kazanan tarafın kaybeden olacağı bir oyunun içinde olduğumu iyi bilirim. Karşımda duran bir çift kara gözün savaşı kazanmasını isterken hayatımda hiçbir zaman bu kadar çok istememiştim yenilmeyi. Kazansın istedim. Cesaretinden midir bilmem ruhunda bir savaşçı vardı. Ve şimdi o savaşçı, "Adım Misha Olivia." diyordu, aksi bir ihtimalin söz konusu olmadığını anlatmak ister gibi.
Bakışlarım narin bedeninin üzerine oklar atmaya devam ederken, "Evet, yalan söyledim. Ama ihanet etmedim." dedi, tüm ruhuyla kendini savunurken. Kaya Misha'nın kolunu tutarak konağa yürümeye başladığında arkamı dönerek baktığım ormanın içinden aldığım nefesi ciğerlerimde dolaştırdım. Bir nefes olsun istedim içimde, kafamda ki sesleri bastıracak bir fırtına belki de.
Geriye döndüğümde yürüdüğüm konağın yollarında mayın vardı sanki, öyle vurgun öyle hissizdim. Kaya elindeki silahı salondaki masanın ortasına indirmiş, kendine yaktığı bir sigaranın ardından Misha'nın gözlerine bakarak, "Yalanlarından başla." demişti, konuşmasını isterken. Beni korkutan şey Misha'nın yalanları değil, Kaya'nın öfkesiydi.
Misha tekli koltuğa sinmiş elleri bacaklarının üzerindeyken başını yavaşça sallayarak, "Adım Misha Olivia, sizin de bildiğiniz gibi İngiliz asıllı bir babanın ve Türk asıllı bir annenin kızıyım. Yirmi altı yaşındayım. Daha önce Türkiye'de uzun süre yaşamadığım bilgisi doğruydu." dedi, bakışları Kaya'nın üzerinden bana yönelirken. Oturduğum tekli koltuğun üzerinde kendime yaktığım bir sigara ile sessiz kalmayı tercih etmiştim.
Kaya bakışlarını Misha'nın bedenini süzmek için kullanırken, "Bilmediğimiz bir şey anlatacak mısın?" demişti, kaşlarını kaldırarak.
Misha saçlarını kulağının arkasına sıkıştırarak başını hafiçe sallamanın ardından, "Annem ve babam vefat ettikten sonra uzun bir süre Londra'da kaldım. Büyük bir buhran yaşayınca kalamaz oldum o şehirde, ve sürekli olarak seyahat etmeye başladım. Gittiğim birkaç ülkenin arasında son durağım İspanya olmuştu. Orada tanıştığım Agustin Ignacıo ile tanıştım. Kendisinin Amerikan istihbaratında çalışan bir İspanyol olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Tabi biraz da etkilendim, ama kendisinden değil işinden etkilenmiştim. Birlikte vakit geçirmeye başladık. Açıkçası onu tavlamanın peşindeydim. Çünkü benim bu istihbarat işlerine ilgim vardı. Onun yanında bir şeyler öğrenebilirim diye düşündüm. Düşündüğüm gibi de oldu. Ben İspanya'nın istihbaratı 'Centro Nacional de Inteligencia' binasına da götürdü. Ardından ona, istihbaratçı olmak istediğimi söyledim. Zaten hoşlanıyordu benden, ikna olması da çok zor olmamıştı. Aslında onu sadece istihbarata girmek için kullandığımı da bilmiyordu. Onun sayesinde istihbarat ile görüşmelerim oldu. Birçok mülakata ve görüşmeye girmenin ardından kabul edildim. İstihbarat eğitim almamı istedi. Yirmi iki yaşından yirmi beş yaşına kadar İspanya'da istihbarat eğitmi aldım. Ve tam istihbaratçı olacağım anda Agustin onunla sadece istihbarata girmek için beraber olduğumu öğrenince hayatımı mahvetti. İstihbarat ile ilişkilerimi kesti. Sonra da beni İspanya'dan sınır dışı ederek kendi ülkeme yolladı." dediğinde, söylediklerini yaşamış gibi net bir şekilde anlatıyordu.
Kaya kendine tekrar bir sigara yakmış ve Misha'nın gözlerine bakarken, "Devam et." demişti, büyük bir sabırla.
Misha geriye yaslanarak bir bacağını da diğerinin üzerine atmış hâlde rahat bir tavır sergilerken, "Londra'ya döndüğümde çok daha kötü günler yaşadım. İspanya'da verdiğim bütün emek boşuna gitmişti. Aldığım nişan eğitimleri, öğrendiğim diller, başarıyla tamamladığım dövüş teknikleri derken ben yine bombok bir hayatın içine dönmüştüm. Bir gün oturup düşündüm. Annemin bana emanet ettiği, hayali olan bir üniversite projesi olduğunu hatırladım. Sonra o proje üzerine çalışmaya başladım. Bir yıl kadar bir süre içinde projeyi tamamlayarak Türkiye için araştırma yapmaya başladım. Araştırmalarım sonucunda yatırım yapabileceğim en iyi kuruluşun Atabey Holding olduğuna karar verdim. Holding ile uluslararası bir görüşme sağlayarak randevu oluşturdum. Projemi de alarak annemin vatanına döndüm. Önce bir ev kiraladım, bir süre Türkiye'de vakit geçirdim. Ardından da Çınar Atabey'in görüşmeyi kabul etmesiyle birlikte bir iş yemeği gerçekleşti. Sonrasını biliyorsunuz zaten." dedi, omuzlarını silkerek.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romance"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
