54. Perde

303 25 210
                                        

Tarabya'daki konağın avlusu karışmış, Kerem Karadağ'ın esir alınmasının üzerinden neredeyse bir saat geçmişti. Pícaro lideri Kaya Bağdat'ın Tünel'e verdiği emrin sonucunda başlatılan üçüncü seviye alarmın ardından tekneyle seyahate çıkan İlber Gündoğdu dışında herkes konakta toplanmıştı. Kerem'in ikinci kattaki çalışma odasına büyük bir sistem kuran Alkan Kuser'in lokasyon oluşturmaya çalışmasının yanı sıra Kerem Karadağ'ı kurtmak için plan yapan Kaya Bağdat büyük bir gerginlik içindeydi. Masada oturan kimseden ses çıkmıyor herkes önündeki tablet ile İlber'in teknesinin olduğu Kilyos sahilinde ki kamera kayıtlarını inceliyordu.

Servet Paksoy sıkkın bir ifadeyle, "Bu kayıtlardan hiçbir veriye ulaşamayız. Tekneyi ve civarını doğrudan çeken bir mobese kamerası yok." demişti, gergin tavrıyla.

Kaya bakışlarını Kanat'a çevirirken, "Var mı sende bir şeyler?" diye, sorduğunda Kanat başını olumsuz anlamda sallayarak, "Elimizdeki tek bilgi, Çınar'ın çipinden aldığım son sinyal İlber'in teknesi. Muhtemelen Manila çipleri denize attı, vericiler sinyal vermiyor. Zaten İlber'in teknesi de Kıbrıs'a doğru hareket hâlinde." demişti, derin bir iç çekerek.

Ecmel konuşmalara dahil olarak, "Manila'nın gönderdiği adrese operasyon düzenleyelim." demişti, net bir tavırla.

Kaşlarını çatan Burak Şeyhanlı, "Oldu olacak davulla zurnayla gidelim baskına geldik diye. Neva o kadar da aptal bir kadın değil. Ayrıca bakanlık tarafından dokunulmazlığı olduğunu unutmayın. Kışkırtırsak Çınar Atabey'in Kerem Karadağ olduğunu ifşa edeceğini de söyledi." dedi, Ecmel'in düşüncesini onaylamayarak.

Gurbet önündeki tableti kapatırken, "Manila bizden daha zeki bir kadın değil. Kerem Karadağ'ı kaçırırken mutlaka açık verdiği noktalar vardır." demişti, bizi rahatlatmaya çalışırken.

Gurbet'in bitirdiği konuşmaya dahil olan İnce,
"Öyle ya da böyle, şuan Neva'yı kışkırtacak bir hamle yapamayız. Bizim onu alt edecek bir plana ihtiyacımız var." demişti, bıkkın bir ses tonuyla.

Masanın ortasında duran telefonumu arayan kişi Kerem'di, bu da çağrının Manila'dan geldiği anlamına geliyordu. Kanat telefonuma dahi dokunmadan aramayı bilgisayarındaki sistemden cevaplarken odadaki ses sistemine erişen Kerem'in sesi, "Misha." dediği anda kalbim ağzımda atarken, "Kerem." demiştim, titreyen ses tonumla.

Birkaç saniyelik sessizlikten sonra, "Neredesin?" diye sormuştu yorgun ses tonuyla.

"Tarabya'daki konaktayız."

Derin bir nefes alarak, "Şimdi beni iyi dinle." dediğinde bütün dikkatim onun üzerine çekilmişti. Aynı şekilde masadaki herkes derin bir sessizlikle Kerem'i dinlerken, "Neva Beyoğlu tarafından esir alınmış olmam, beni öldürebileceği anlamına gelmiyor. Neva bakanlık tarafından gönderildiği ve bize savaş açmaya cesaret edemeyeceği için bir hamlede bulunamaz. Onun tek derdi Kaya'yla olan husumeti, bana bir zarar vermeyecek. O yüzden orada her kim varsa söyle, kimse benim için bir aptallık yapmasın. Kaya savunmasız bir şekilde, Neva Beyoğlu'na teslim olursa hiçbirinizi affetmem. Bu bir emirdir!" demişti, otoriter bir ses tonuyla.

Kaya sinirli çıkan ses tonuyla bağırarak, "Sen ne anlatıyorsun ya?" demişti, ses telleri kopacak gibiydi.

Kerem sıkıntılı bir nefes vererek, "Kaya, eğer benim için o kadına teslim olursan ve o kadının senin kanını dökmesine izin verirsen seni hayatım boyunca affetmem." demişti, net bir tavır sergilerken.

Kaya ellerini masaya vurarak, "Ne yapmamı bekliyorsun amına koyayım? Yarın akşam altıdan önce verdiği adrese gitmezsem istihbarata yüzünü göstereceğini söylüyor! Bunun ne demek olduğunun farkında mısın? Hayatın sikilir Çınar, idam edilirsin!" dedi, son cümlelerde sesi titrerken.

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin