Adını sıkça duyduğum fakat Karadağ örgütü ile ne işleri olduğunu asla anlayamadığım Midyat'lılar arabanın sürgülü kapısını kapattığında şantiyenin önünden ayrılmış ve nereye gittiğimizi dahi bilmeden bir yolculuğa çıkmıştık. Kaya mırıltılı bir ses tonuyla, "Ecmel." demişti, önde oturan şoföre ve hemen onun yanında oturan silahlı adama sesini duyurmak istemezken. Ecmel de aynı mırıltılı ses tonuyla, "Sıçtık." demişti, sakin kalmaya çalışırken.
Damla kısık ses tonunu kullanarak, "Çınar'a haber vermemiz gerekiyor." dediğinde Ecmel başını eğik tutmaya çalışırken, "Telefonlarımız şantiyede kaldı." demişti, sıkıntılı bir nefes vererek. O an aklıma Damla'nın kafasındaki derinin altında bir çip olduğu fakat Kerem'in bunu kimseyle paylaşmadığı, sadece bana söylediği gelince aklıma, sessiz kalmayı tercih etmiştim. Damla'dan habersiz ona çip yerleştirdiği için zamanında Kerem'e kızmış olsam da, şuan o çipin varlığı panik olmamam için bir güvenceydi. Gerçi bu çipin varlığından Kaya da haberdardı. Ecmel ve Damla bilmiyordu, fakat şuan bu bilgi Kaya'nın aklına gelmiyor olmalıydı ki fazlasıyla gergindi.
Onların aksine daha normal bir ses tonu kullanarak, "Kim bu Midyat'lılar?" diye, sormuştum merak içinde.
Damla başını bana çevirerek gözlerimin içine bakarken, "Mardin'de iş yaptığımız Süryani kökenli bir aşiret." demişti, merakımı gidererek.
Dönüp Kaya'nın gözlerine bakarak, "Tarabya'da çıkan çatışmada seni vuran adamların aşireti değil mi? Kerem'in ve Damla'nın seni ameliyat ettiği, benim Artemis ile tanıştığım gün işte." demiştim, detaylı bir açıklama yaparak.
Kaya başını sallayarak, "Evet." demişti, huzursuz bir ses tonuyla. Ecmel söze dahil olarak, "Reha Karadağ zamanından bu yana Tünel'in sevkiyat yaptığı aşiretlerden birisi, hatta geçtiğimiz aylarda üretimi Midyat'da ki depolardan birisinde yaptırmıştık. Tünel'de işler yetişmeyince ham maddesini verdik, malı kendileri üretti." dedikten sonra Kaya'ya dönerek, "Ama bildiğim kadarıyla Kaya'nın vurulduğu gün Kerem Karadağ Midyatlılara karşı bir savaş ilan etmiş, Pícaro ile operasyona çıkarak onları bastırmıştı. Şimdi bu adamlar neden kudurdu anlamadım." dedi, duruma karşı mantık yürütmeye çalışırken.
Kaya omuzlarını silkerek, "Ben ne bileyim amına koyayım? Bana özendiler herhalde, oturdukları yerde rahat mı battı bunlara? Durduk yere kuduzlandılar." demişti, sinirlenerek.
Yolculuk yaptığımız araç bir saatin sonunda durunca pencereden dışarıya bakmak için kafamı uzattığım sırada gördüğüm şey ile kaşlarım çatılmıştı. 'Fin de la route Bağdat' restoranının önünde durmuştuk.
Tıpkı benim gibi Damla, Ecmel ve Kaya da arabanın penceresine yanaşarak restoranın kapısına bakmışlardı. Arabanın sürgülü kapısı açıldığında bakışlarımız bize bakan adama kaydığında adam söze girerek, "Arabadan inin." demişti, sert çıkan ses tonuyla.
Sırayla arabadan indiğimizde diğerleri de inmişti. Hepimizi bir araya toplayarak, "Şimdi beni iyi dinleyin." demişti, adamlardan orta yaşlarda olanı. Yeniden söze girerek, "Restoranın arka kapısından malzeme deposuna gireceğiz. Orada hepiniz için üzerinde isimlerinizin yazdığı kutular var. Herkesin kendi kutusunu aldıktan sonra içindekileri giyinmek için on dakikası var. Ardından yeniden araçlara dönüp Mardin'e giden uçağa bineceğiz ama bu paspal hâlinizle uçağımı kirletmenize izin verecek değilim." demişti, alayla konuşurken.
Adamlar konuşmamıza izin vermeden bizi restoranın arka kapısına doğru yürüttü. Anlamadığım şey adamlar bu restoranın Karadağ örgütünden Kaya Bağdat'a ait olduğunu bilmiyorlar mıydı? Bu bir tesadüf müydü yoksa işin içinde bambaşka bir şey mi vardı bilemiyordum. Malzeme deposundan aldığımız kutular ile erkekleri farklı bir odaya aldıklarında kızlar ile üzerimizdeki tulumları çıkartmıştık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romansa"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
