Mikrofona söylediği son sözün ardından magazin muhabirlerini geride bırakarak Üniversite'nin kapısından giriş yaptığımızda güvenlik ve polis memurları telsizleri ile birlikte etrafa dolanırken kampüsün içine girmiştik. Kerem'in bize eşlik eden iki korumasıyla birlikte kampüsün konferans salonuna doğru ilerlediğimizde girişteki görevli kişiler Çınar'a başlarıyla selam vermiş ve bize içeriye kadar eşlik etmişlerdi. Beklediğimden fazlaca büyük olan konferans salonunun kapısından girdiğimiz anda koltuklarda oturan öğrenciler Kerem'i gördüklerinde çığlık atmışlardı. Nereden geliyordu bu çığlık sevdası bilemiyordum fakat sağır olmak üzereydim. Kerem yüzüne yerleşen gülümseme ile öğrencilere selam verdikten sonra elimi tutarak merdivenlerden inmeme yardımcı olmuştu. Sahnenin ön tarafındaki protokol için ayrılmış siyah koltuklara doğru yürüyerek yerlerimize oturduk. Elbisemin dekoltesine dikkat ederek bir bacağımı diğerinin üzerine attığımda Kerem de sağ bacağını sol bacağının üzerine yerleştirmişti.
Kulağına doğru yaklaşarak kısık bir ses tonuyla, "Bu kadar kalabalık olacağını düşünmemiştim." dedim, şaşırarak. Kerem gözlerimin içine bakarak sadece gülümsediğinde bir çığlık daha kopunca başımı kapıya çevirdiğimde içeriye giren kişinin Alkan Kuser olduğunu gördüm. Kanat eliyle öğrencileri selamladıktan sonra tıpkı bizim gibi ön koltuklardan bir tanesine oturmuştu. Kanat ile aramızda birkaç koltuk vardı. Bir bacağını diğerinin üzerine atarak telefonuyla ilgilenmeye başlamıştı.
Kapıdan giren bir diğer kişi Ecmel Ayaz Taşkıran olunca aynı çığlıklar bu sefer de onun için atılmıştı. Ecmel başıyla selam vererek Kanat'ın yanına oturmuştu. Ardından belirli zaman aralıklarında sırasıyla Gaza, İlber, İnce, Gurbet, İrem, Artemis, Servet ve Burak girmişti salona. Her birisi için büyük bir sevinç karşılaması olmuştu. Kerem cebinden çıkarttığı telefon ile birkaç kişiyle mail attığında onu izliyordum. Daha sonra atılan çığlık sesiyle bakışlarım kapıya kaydığında Kaya Bağdat girmişti içeriye, gülümseyerek koltuklardan birisine yerleşmişti. Hemen arkasından gelen Damla da aynı şekilde karşılanmış ve Kerem'in sağ tarafındaki koltuğa oturmuştu. Sanırım sadece Başak kalmıştı.
Damla Kerem'e doğru eğilerek, "Magazine mi konuştun? Sosyal medya çalkalanıyor." dedi, gözlerini kısarak.
Kerem de Damla'ya doğru eğilerek, "Konuşsam da konuşmasam da yazılıp çizilecekti." dedi, telefonunu göğüs cebine yerleştirirken. Salondan gelen alkış ve çığlık sesleriyle kapıya baktığımda içeriye giren kişi Başak olmuştu. Turuncu tonlardaki uzun ve hafif kabarık olan, kalın askılı ve göğsünün hemen altında derin bir pencere olduğu için fazlasıyla iddialı bir elbise giyinmişti. Başak salondaki öğrencilere el salladıktan sonra bir öpücük atıp sadece benim yanımda boş kalan koltuğa yerleşerek, "Selam." demişti, gülümserken.
Başak'ın gözlerine bakarak, "Çok güzelsin." demiştim, tebessüm ederken. Başak da benim gibi tebessüm ederek, "Sen de öyle, muhteşem gözüküyorsun." demişti, neşeyle.
"Teşekkür ederim."
Birkaç dakika içinde bütün koltuklardan dolarken kapıdan giren kırmızı kravatlı bir adam bize doğru yürümeye başladığında önce sırasıyla protokoldeki herkesin elini sıktığında buraya doğru gelince Kerem ayağa kalkarak, "Andaç Bey." demişti, elini uzatarak. Adam Kerem'in elini sıkarak, "Hoşgeldiniz Çınar Bey." deyince Kerem gülümseyerek, "Hoşbuldum." demişti.
"Sizi ve ekibinizi ağırlamak büyük şeref, geldiğiniz için teşekkür ederim."
Kerem başını sallayarak, "Her yıl onur konuğu seçiliyor olmak da benim adıma büyük bir şeref, davetiniz için ben teşekkür ederim." demişti, samimi bir şekilde konuşurken.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romance"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
