63. Perde

286 20 38
                                        


Öyle beklenmedik bir şeydi ki Raci Karadağ'ın yeğenine tokat atışı, hepimizi derin bir sessizliğin içine çekmişti. Fakat bu sessizlik Raci Karadağ'ın,
"Karadağ soyundan gelen erkekerin bir kadına el kaldırdığı nerede görülmüş, sen atalarından gördün mü böyle bir şey?" demişti, heybetli ses tonuyla.

Kerem bir cevap veremeyip sessizliğini korumaya devam ederken yeniden söze giren Raci Karadağ, "Hemen şimdi aşağıdaki arabalardan birisine binip Şeyhanlı konağına gidiyorsun. Ben seni çağırana kadar gelmeyeceksin." dediğinde, Kerem hiçbir şey söylememişti. Raci Karadağ başıyla Kaya'ya bir işaret verdiğinde Kaya Kerem'in koluna girerek onu mutfaktan çıkartmıştı.

Oturduğum yerde sessizce ağlamaya devam ederken Raci Karadağ'ın uzattığı el ile başımı kaldırıp gözlerine bakmıştım. Ardından uzattığı eli tutarak ayağa kalktığımda elini çekerek, "Gelin Hanım, elini yüzünü yıka sonra da çalışma odama gel." diyerek, arkasını dönüp gitmişti.

Yaşadığım durumun şaşkınlığını bile atamazken üzerimden, mutfaktan çıkarak avlunun sol köşesindeki lavaboya gitmiştim. Lavabonun üzerindeki altın kaplamalı büyük aynanın karşısına kendime bakarken kızaran göz altlarımı fark etmiştim. Aynada ki gibi altın kaplama olan çeşmeyi açarak elimi yüzümü yıkadıktan sonra sol tarafımdaki havluyu alarak kurulandım. Lavabodan çıkarak mutfağın yan tarafındaki merdivenleri çıktığımda önüme çıkan siyah kapıyı tıklattım.

İçeriden gelen Raci Bey'in sesi, "Gel." dediğinde tedirgin bir şekilde kapının kolunu indirerek içeriye girmiştim. Kapıyı kapatarak birkaç adım attıktan sonra odanın ortasında durup başımı eğmiştim. Raci Karadağ ise berjer koltuğuna oturmuş tespihini çekiyordu. Elini kaldırarak sol tarafındaki koltuğu işaret ederek, "Otur." deyince başımı sallayarak birkaç adım daha atmış ve çaprazına oturmuştum.

Birkaç dakikadan daha fazla süren sessizlik tedirginliğimi arttırırken Raci Bey'in, "Kaldır başını, yüzüme bak." deyişiyle başımı kaldırarak gözlerine bakmıştım.

Raci Karadağ'ın yüzündeki ciddi ifade beni korkuturken, "Burası Karadağ Konağı, bizim atalarımız bu konakta yetişti. Yeri geldi üç dört gelin aynı konağın çatısı altında yaşadı. Benim yaşım oldu elli beş, ben daha bir gün olsun şahit olmamışımdır ki avlunun ortasında ne Lale Hanım'ın sesi bana yükselsin, ne benim sesim onu rahatsız etsin. He hiç mi olmuyor dersen, olmaz mı? Koskoca otuz beş seneyi devirdik birlikte, anlaşamadığımız da oldu birbirimize kırgın dargın aynı çatı altında kaldığımız da oldu. Ama yeri vardı kızım, yeri avlunun ortası değildi. Bir erkek kadınına avlunun ortasında bağıramaz, bir kadın da ileride eşi olacak bir adamın ailesinin çatısı altında ona bağıramaz. Bu senin bana gösterdiğin saygıdır, hürmettir, değerdir." dedi, her bir sözünü ok atar gibi söylerken.

Bir şey söyleyemeyip başımı salladığımda, "Ben Raci Karadağ olarak ataerkil bir adam değilim. Zaten olsaydım abimden kalan aşireti Kerem'e bırakmaz ben geçerdim Karadağ koltuğunun başına, öyle değil mi? Ben iki kız babasıyım. Bu konakta erkek soyundan çok kadın soyuna önem veririm. Kadınların kıymetini bilmeyen erkeğe adam demem. Ben sana demiyorum Kerem hâklıdır ya da sen hâklısındır, o ikinizin arasındaki özel meseledir. Ben sizin aranızdaki meseleler için yorum da yapmam, karşıma alıp sıkıntınızı da dinlemem. Kerem dediğin çocuk değil, otuz yaşını devirmiş bir adam. Sende çocuk değilsin, en büyük kızımdan bir yaş büyüksün.
Ama sizinki kavga değildi kızım, benim için rezillikten başka bir şey değildi. Varsa bir derdiniz girersiniz yatak odanıza, kendi mahreminizde çözersiniz. Sen bir kadın olarak, benim çatımın altında benim yeğenime o şekilde bağıramazsın. Benim yeğenimde amcasının çatısındaki avlunun ortasında gelinime bağıramaz. İkinizin de haddine değildir. Belli, cevval bir kızsın. Haklı olduğun yerde tabi savunacaksın kendini, yeri geldiğinde benim kızlarımın da kendini savunduğu gibi. Ama böyle değil, bana saygısızlık yaparak değil." demişti, tespihini çekmeye devam ederken.

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin