Diğer Ailem İle Tanıştım

58 9 0
                                    

Melanie, gözlerini açtığında kendini yatağında, John'un kollarında buldu. Kocasının gözleri kapalıydı, hâlâ uyuyordu. Buraya nasıl geldiğini düşündü ancak bir şey hatırlayamadı. En son arabanın içinde başını kocasının dizlerine koymuştu. Genç adamın onu uyandırmadan odalarına kadar taşıdığını fikrini düşündü.

Karnı acıkmıştı, kahvaltı etmek istiyordu. Kocasını uyandırmaya karar verdi, uykusuna sonra devam ederdi. Kollarının arasında kıpırdanıp yönünü ona döndü. Eliyle yanaklarını okşamaya başladı. Kısa süre sonra genç adamın dudakları gülümseyerek gerildi ancak gözleri hâlâ kapalıydı. Melanie, ona daha çok sokulup dudaklarından öptü. İşte bu sefer genç adamın gözleri yavaşça aralanmıştı.

"Günaydın," dedi Melanie enerjik bir sesle.

"Günaydın." John'un sesi alçak ve uykulu çıkmıştı. Sevdiği kadını belinden tutup daha fazla kendine çekti ve başını boynunun arasına aldı.

"Ben çok acıktım."

"Tamam, söylerim hemen hazır ederler kahvaltıyı."

Kısa sürede hazırlanan kahvaltı masasına, Melanie büyük bir iştahla oturdu. Yardımcıların servisiyle kahvaltısına başladı.

John, sabırsızlıkla kahvaltısını eden eşini izliyordu. Sanki kahvaltı için az bir vakit verilmiş ya da biraz sonra önündeki tabağı alacaklarmış gibi hızlı davranıyordu. Bu duruma istemsizce küçük bir kahkaha attı.

"Sevgili kraliçem, neden bu kadar acele ediyorsunuz?"

Melanie, sakince elindeki çatalı bıraktı. Eşinin ne demek istediğini anlamıştı, bu durum onu utandırmıştı. "Sadece çok acıktım." Sesi kısık çıkmıştı, bir fısıltı gibi.

John, kendini yanlış ifade ettiğini düşündü. "Hayır kraliçem, beni yanlış anlamayın. İnananın bana bu haliniz çok tatlı." Genç kadın tepki vermemişti, önündeki tabağına bakıyordu. John, yerinden kalkıp kadının yanına gitti. "Sevgili kraliçem, yoksa bana darıldınız mı? Beni bağışlayın."

Melanie, muzip bir gülümseme takındı. "Yemeğimi yedirirseniz belki sizi bağışlarım." Genç adam hiç düşünmeden sol tarafında kalan sandalyeye oturdu ve çatalı eline alıp Melanie'ye kahvaltısını yedirmeye başladı. Bu durum Melanie'nin çok hoşuna gitmişti. Bir süre bu şekilde genç adamın ona kahvaltısını yedirmesine izin verdi. "Tamam artık, seni affediyorum."

Genç adamın, yüzünü büyük bir mutluluk kaplamıştı. Sevgili kraliçesinin yanağına bir öpücük bıraktı. "Sizi çok seviyorum kraliçem." Oturduğu sandalyeden kalkıp tekrar yerine oturdu ve kendi kahvaltısına devam etti.

Kahvaltının ardından Melanie, anne ve babasının, onun için hâlâ öyleydi, mezarını ziyaret etmek istemişti. Birlikte yola çıkmışlar ve mezarlığa varmışlardı.

Melanie, anne ve babasına ilk ziyaretinde söz verdiği gibi toprağa ekmek için çiçek getirmişti. Mezarların başında yalnızdı, tek başına kalmak istemişti. John ve şövalyeler mezarlığın dışında bekliyordu.

Melanie, ekilmeyi bekleyen çiçekleri sarılı olan kumaş parçalarından ayırdı ve bir kenara dizdi. Elindeki küçük kürek sayesinde ilk olarak annesinin mezarının üzerinden kazmaya başladı. Kazı işini yaparken olanları bir bir anlatmaya başladı.

"Ben bazı şeyler öğrendim. Diğer ailem ile tanıştım. Ben...gerçekte sizin kızınız değilmişim. Aslında anne ve babam başka kişilermiş. Annem Helena, bir tanrıça. Babamsa normal bir insan, bir kral." Yeteri kadar kazdığı çukura kenardaki çiçeklerden birini alıp dikkatlice yerleştirdi. "Söylediklerim size şaka gibi gelebilir ama değil. Lucas, annem Helena'nın bir yardımcısı. Beni korumak için gelmiş dünyaya." Yerleştirdiği çiçeğin etrafını toprakla doldurmaya başladı. "Annem Helena'yı görmeye gittim. Ayrı bir diyarda yaşıyor, gerçek olamayacak kadar güzel bir diyarda. Sonra babam ile de tanıştım. Ne tuhaf değil mi? Gerçek anne ve babamı yeni öğreniyorum."

Lanetli PrensesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin