Yaratığı Gördünüz Mü?

64 9 1
                                    

Lucien ve Jack, sabahın ilk ışıklarında yollara düşmüşlerdi. Dün gece başlarına gelen şeyi hâlâ akılları almıyordu. Daha önce hiç görmediği bir varlık tarafından saldırıya uğramışlar, iki arkadaşlarını kaybetmişlerdi. Sabah yola çıkmadan önce onlar için bir kuytu yer kazıp gömmüşlerdi.

“Ne yapacağız?” diye sordu Jack. Olanlar yüzünden artık iki kişiydiler ve bu daha riskli bir hal alıyordu.

“Gidip işi halledeceğiz.”

“İkimiz mi?”

“Evet, ikimiz.”

“Bence hiç şansımız yok, bizi öldürürler.”

“Geri mi dönmek istersin? Bizi sınırdan içeriye almazlar, üstelik hiç paramız da yok.” Jack, Lucien’i haklı buldu, geri döndüklerinde elleri boş olduğu için onları içeriye almazlardı. Gidecek başka bir yerleri, ait oldukları bir krallık yoktu. Çocukluklarında yapılan savaşlardan sonra kalanları toplayıp satarak yiyecek alırlardı. Sonrasında para karşılığı savaşlara girmişler, bu sayede karınlarını doyurmuşlardı. Şimdiyse onlara güzel bir teklif gelmişti, iki arkadaşı olmadığı için artık para da ikiye bölünecekti.

“Yolumuz daha var mı?” diye sordu Jack.

“Evet daha var.”

“Lanet olası Michael yüzünden. Haritayı doğru okusaydı bu yolları tekrar gidiyor olmayacaktık.” Michael, dün akşam saatlerinde yönünü bulamamış ve yanlış yola sapmışlardı. Lucien’in haritaya bakmasına izin verseydi yollarında çok ilerlemiş olabilirlerdi ve belki hayatta bile olabilirlerdi.

Yollarına uzun bir süre devam ettiler. Jack, bir yerlerden gelen çığlık sesleri duymaya başladı. Sesin nereden geldiğini görmek için etrafına bakındı. Yüksek bir tepeden, at üstündeki bir topluluktan geliyordu. “Lucien, eşkıyalar var.”

Hızla tepeden inip onlara doğru geliyorlardı. “Gidelim hemen buradan.”

Hızlanarak peşlerinden gelen eşkıyalardan kaçmaya başladılar. Sayıları çok fazlaydı ve peşlerini bırakmak gibi niyetleri yoktu. Bu kovalamaca Lucien ve Jack’in önüne çıkan duvar ile son buldu. Eşkıyalar biraz uzakta durmuşlardı onlara yaklaşmıyorlardı.

İkili nereye geldiğini bilmiyordu, önlerindeki heybetli duvarın yukarısına doğru baktılar. Birçok okçu onları hedef almış bekliyordu. Ne yapacaklardı? Ya teslim olacaklardı ya da arkalarında bekleyen eşkıyalar her şeylerini ellerinden alacaktı.

“Benim o tarafa gitmeye niyetim yok,” dedi Jack eşkıyaları kastederek.

“O zaman teslim oluyoruz.” Atın üzerinden inene Lucien ve Jack üzerlerindeki silahları önlerine atıp ellerini havaya kaldırarak teslim olduğunu gösterdiler.

Kısa bir süre sonra duvardan bir kapı açıldı. Ellerindeki mızraklar ile gelen askerler etraflarında bir çember oluşturdu. Onları duvarda açılan kapıdan içeriye aldı.

Kapıdan geçtiklerinde geniş bir meydana çıktılar. Biraz uzakta kalan görkemli bir saray, sağ taraflarında ise büyük bir kışla vardı. Askerler onları kışlaya doğru götürdü.

Girdikleri büyük bir salonda başlarındaki nöbetçilerle beklemeye başladılar. Ortadaki büyük masada yanlarında getirdikleri eşyaları bulunuyordu. Üst rütbeden olduğu anlaşılan altı adam masanın etrafına toplanıp eşyalarına bakıyorlardı.

“Yaptıkları nezakete aykırı,” dedi Jack muzipçe.

“Kendileri için tehdit edici bir unsur bulundurmak istemiyorlar, aslında haklılar.” İkisi fısıltıyla konuşuyordu.

Lanetli PrensesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin