Mektup

54 6 0
                                    


Olanların üzerinden monoton ve sakin iki gün geçmişti. Melanie ve John birlikte güzel bir kahvaltı etti. Kahvaltılarından sonra Melanie ve Mia, şövalyelerin eşliğinde kasabaya indiler.

İlk olarak yeni gelen kumaşları görmek için dükkanlardan birine girdiler. “Hoş geldiniz.” Melanie, bir kraliçe gibi giyinmemişti, üzerinde normal bir kıyafet vardı. Rahat rahat dolaşmak ve istediği gibi alışveriş yapmak istiyordu. Dükkân sahibi onun kim olduğunu bilmiyordu. 

“Hoş buldum.”

“Size nasıl yardımcı olabilirim.”

“Kumaşlarınızı görmek istiyorum.”

“Buyurun. Kumaşların çoğu yeni geldi, renkleri ve kalitesi çok iyidir."

Melanie ve Mia, dükkân sahibinin gösterdiği kumaşların yanına yaklaştı. Elindeki eldivenlerini çıkartıp kumaşlara dokundu. Kalitesi dediği gibi iyiydi, renkleri de canlı ve güzeldi.

“Hepsi bu şekilde tek renk mi? Desenli yok mu?”

“Maalesef, hepsi tek renk.”

“Başka dükkanlarda desenli kumaşlar da var. Onlara da bakarız,” dedi Mia.

Melanie, hoşuna giden kırmızı, tozpembe, zümrüt yeşili ve borda kumaşları çok beğenmişti. Bu dört renkten alarak dükkândan çıktılar. Biraz ilerisinde kalan diğer kumaş dükkanına girdiler. Diğerinin aksine bu dükkân biraz daha küçüktü. “Hoş geldiniz.”

“Hoş buldum.”

“Kumaşların hepsi bu kadardır. Eğer isterseniz tül ve dantelli kumaşlarımda bulunmakta.”

“Hepsine bakmak istiyorum.”

Melanie, aradığı desenli kumaşlardan burada bulmuştu. Beğendiği birkaç kumaştan aldı. Tül ve dantelli kumaşlardan da aldı, elbisenin dikiminde kullanılması güzel olurdu.

Dükkândan çıktıklarında kasabanın sokaklarında bir süre dolaştılar. “Başka almak istediğin bir şey var mı?” diye sordu Mia.

Melanie, almak istediği bir şey var mı diye düşündü. Aklına şu an için bir şey gelmiyordu. Belki birkaç antikacı gezebilirdi.

Sokaklarda biraz daha dolaştıktan sonra buldukları bir antikacıya girdiler. Dükkân sahibi adam, onlara bir göz gezdirip uğraştığı işine devam etti. Bakışlarını ayırmadan elinde tuttuğu parçayı parlatmaya devam etti.

Melanie bunu umursamadı. Etrafındaki değerli parçaları incelemeye başladı. Dikkatlice parçaları teker teker inceledi. Hoşuna giden pek bir şey olmamıştı. Dükkânın diğer tarafındaki parçalara göz gezdirdi, burada da almaya değer bir şey bulamadı.

“Bütün hepsi bu kadar mı?"

Dükkân sahibi, başını kaldırıp Melanie’yi baştan aşağıya süzdü. “Sizin için evet.”

Melanie, adamın yanına vardı. “Diğer parçaları da görmek istiyorum.”  Adamın yargılayıcı bakışları bir süre üzerinde gezindi. Neden görmek istediğini merak ediyor olmalıydı.

“Kim olduğunuzu merak ediyorum hanımefendi.”

“Dükkanınızı almaya yetecek kadar zengin biriyim bayım.” Adam, daha fazla uzatmadı. Tezgâhın arkasına geçti alt kısımdan birkaç parça çıkardı.

Melanie çıkarttığı parçalara göz gezdirdi, içlerinden sadece zümrüt işlemeli gümüş tepsi hoşuna gitmişti. “Bunu beğendim. Başka var mı?”

Adam tekrar tezgâhın altından yeni parçalar çıkardı. “Bunları çok önemli müşterilerim için saklıyorum.”

“Ben en önemli müşteriyim.” Melanie’nin ilgisini ilk çeken şey zümrüt işlemeli gümüş tarak olmuştu. Dikkatlice eline alıp incelemeye başladı.

Lanetli PrensesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin