Alfa türünün tükenme noktasına geldiği, üremenin durduğu kırsal topraklara şehirde yetiştirilmiş asker alfaların gönderilmesine karar verilir. Min Yoongi de bu grubun içindedir ve görevi öğretmenliğin yanı sıra tıpkı köye gönderilen diğer alfalar gi...
mrbbb!!bizi özlediniz mi bakalım?🧡 oy sınırı 250 iyi okumalar
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
🛏
Jimin gözlerini açtığında hissettiği ilk şey başındaki keskin ağrıydı. Ona ne olduğunu bilmiyordu. Nerede olduğunu bilmiyordu. Uzandığı yerden doğrulmaya çalıştı, etraf çok karanlıktı. Tek ışık kaynağıysa odanın tavan kısmından içeri yayılan zayıf gün ışığıydı. Odanın içi, aylardır havasız kalmış gibi boğuk ve tozluydu, Jimin elinde olmadan öksürüklere boğuldu. Sanki nefessiz kalıyordu. Ellerini göğsüne götürüp kendini sakinleştirmeye çalışırken kulakları uğulduyordu.
Sonra olanları anımsar gibi oldu. En son yuvasındaydı. Taehyung'tan dönmüştü, ocağın üstünde akşam yiyecekleri, Yoongi'nin en sevdiği yemek yemek hazır duruyordu. Kimchili dakgalbi. O sırada garip bir şey duyumsamıştı ve sonra banyo kapının önünde bir anda kendini karanlığın kollarına bırakmıştı.
Onu evinden, güvenli yuvasından uzaklara kaçırmışlardı.
Korkuya kapılması kısacık bir an sürdü. Elini ağzına kapatıp en ufak zerresine değin titredi ve dudaklarından bir şaşkınlık, bir acı çığlığı koptu. Yoğun korku göğsüne oturmuş orada muazzam bir ağırlık yapmaya başlamıştı. Gözleri yuvalarından çıkacak gibi dönüyor ve midesi bulanıyordu. Tıpkı heyecana kapıldığı ve çok üzüldüğü zamanlarda olduğu gibi. Çok korktu uzun zamandır ona uğramayan nöbetlerinden birini yaşayacak diye.
"Yoongi,"diye fısıldadı ama cılız sesi hiçbir yere ulaşamadan karanlık odanın içinde sönüp sessizliğe karıştı. "Yavrumuz..."Gözlerini karnına indirip elleriyle karnını okşamaya başladı, ne zaman bunu yapsa kalbinin ritmi düzelir ve sakinleşirdi. Ama bu defa mümkün olmadı. Daha önce yaşadığı hiçbir bir korku gibi değildi bu. Hiç bilmediği bir yerdeydi ve Yoongi burada değildi. Olsa hissederdi. Karanlığa dalar ve onu çekip çıkarırdı. Kimsesi yoktu. Aklına daha kötüsü gelmeden kendini durdurmaya çalıştı.
Bir anda kapının açıldığını işitti, içeri dolan zayıf ışıkla gözlerini kırpıştırdı. İçeriye giren cüsseli, kalıplı bir alfaydı ve ona doğru yaklaşıyordu. Jimin kaçacak delik aradı ama daha kalkmayı bile başaramadan alfa onu bileğinden hoyratça tuttu. O böyle dokunulmaya hiç alışık değildi, ürkerek yerinde sindi. "Gel benimle," dedi alfa gür sesle.
Jimin tir tir titrerken kollarını karnına doladıı, "h-hayır,"dedi kekeleyerek. "Bana zarar vermeyin, nolur-" hıçkırdı. "Alfam sizi mahveder-"
Ama adam onu işitmiyordu bile, onu kaldırmaya çalıştı. Jimin mücadele edip bu yabancı tutuştan kurtulmaya çalıştığında alfa yüksek sesle bağırdı. "Alfanla konuşmak istiyor musun?" Öyleyse zorluk çıkarma ve gel benimle."
Böyle dediklerinde safça inandı, başka çaresi mi vardı sanki? Yoongi'den başkasını düşünemiyordu. Alfasına iyi olduğunu söyleyecek ve onun endişelenmemesini sağlayacaktı. Ne yapıp ne edip onu kurtaracağından emindi. Yerden kalkarak alfanın peşinden gitti, uzun bir koridordan geçip aydınlığa çıktılar ve sonra bir başka barakaya girdiler. Jimin adam onu bileğinden çekiştirirken adımlarını hızlandırmak için çabalıyor bir yandan da nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ama burası bildiği hiçbir yere benzemiyordu. Etrafta dalları göğe eren uzun kavak ağaçlarından, yabani ateş çalıları ve yıkık dökük iki bakaradan başka bir şey yoktu. O ulu ormanın kalbine mi gelmişlerdi? Asla gitmemesi konusunda ikaz edildikleri yere. Yüreği korkuyla sızım sızım sızlarken barakadan içeri girdi ve orada bir kadınla karşılaşınca durdu. Uzun simsiyah saçları vardı ve vücudu oldukça heybetliydi. Kokusundan onun bir alfa olduğunu hemen anladığında gergince gözlerini kaçırdı. Burada ondan başka hiç omega yok muydu? Çok çok çaresiz hissetti.