Bir Aslanın en belirgin özeliği nedir biliyor musunuz?
Gücünü sadece kaslarının kuvvetinden değil, ruhunun derinliklerindeki sarsılmaz iradesinden alır. Yelesinin her bir telinde geçmişin zaferleri, geleceğin umutları saklıdır. Avını izlerken zaman...
Oy verdiyseniz keyifle okuyun. Ve lütfen benimle yorumlarda buluşun. Yoksa küsüyormuşum 😔❤
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
5. Bölüm Herkesin gidebileceği bir yeri olmalı. Çünkü öyle bir an olur ki, İnsanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir. Dostoyevski
Seneler Öncesi...
Parkın üzerinde sıcak bir yaz güneşi parıldarken, ışıkları yeşil yaprakların üzerine düşerek yere hafif gölgeler bırakıyordu. Çimenlerin üstünde uçuşan kelebekler, renkli çiçeklerin etrafında dönüp duruyordu. Hafif bir esinti, çocukların nazikçe saçlarını okşuyor, ağaçların yapraklarını hışırtıyla dans ettiriyordu.
Gökyüzü bulutsuz, alabildiğine mavi bir deniz gibi uzanıyor, güneşin altında parlayan bembeyaz bulutlar ufukta süzülüyordu. Oyun parkında çocukların şen kahkahaları bitmek bilmiyordu. Salıncaklar ileri geri hareket ederken çıkardığı o paslı demirlerin sesi kulakları gıcırdatsa da hiç kimse rahatsızlık duymuyordu. Kaydıraktan kayak ayaklar yere yumuşacık inişler yapıyor, toplar havada uçuşurken küçük eller o topları yakalamayı bekliyordu.
O rengarenk görüntünün bir köşesinde ise oyun alanından biraz uzak mesafede bir çocuk tek başına oturuyordu. Ellerini dizlerine sarmış, başını hafifçe eğmiş, gözlerinde o saf neşeden hiçbir iz barındırmıyordu.
Asude kaydıraktan yavaşça kayıp ayaklandığında Mir Aslan'ın köşeye sindiğini fark etti. Tam ona doğru gidecekken bir rüzgâr eteklerini savurarak açtığında elleriyle hızlıca kapatmaya çalıştı ama bu yine de onu yolundan etmedi. Bir yandan eteklerini zapt etmeye çalışıyor, bir yandan güç bela Mir Aslan'a doğru ilerliyordu. Mir Aslan sabahtan beri öylesine dalgındı ki yanına yaklaştığını bile fark etmemişti. Mir Aslan'ın içine dert olan her neyse bilmesine gerek bile olmadan Asude'nin de içine dert oldu. Onlar oyun arkadaşıydılar, komşuydular, ikisi de asker çocuğuydular. Doğduklarından beri bir günleri birbirinden ayrı geçmezken bir de Asude'nin ilk kalbini çarptıran Mir Aslan'dı.
Yanına geldiğinde bir an duraksadı onu fark etsin diye ama etmedi. Sonra da çöktü hemen yanına. ''Mir Aslan neden burada oturuyorsun? Hadi gelsene birlikte oynayalım.'' Elini Mir Aslan'a doğru uzattığında Mir Aslan hızlıca diğer tarafa doğru çevirdi kendini.
''Sen istiyorsun diye geldik zaten. Benim hiç gelesim yoktu. Oyna işte kendi başına.'' Çatık kaşlarının arası öylesine oyuktu ki başka çocuklar görse yanına bile yaklaşmazken Asude kalktı ve yönünü değiştirdiği tarafa doğru tekrar geçti. ''Sen bana söylemezsen ne olduğunu ben de gitmem.''
Gitmezdi, biliyordu Mir Aslan. Biliyordu ve sevmiyordu bu durumu. O öfkeli bakışlarını ona doğru çevirerek ''Babamı merak ediyorum oldu mu?'' diye sordu. ''Onu çok özledim. Gelmezse diye korkuyorum. Bugün gelir belki diyordu annem ama bak saat kaç oldu hala gelmedi.''