Oy verdiyseniz keyifle okuyun ❤️
26. Bölüm
Uzun bir yoldan sonra denizi görmek gibisin.
Sait Faik Abasıyanık
Mir Aslan Türkoğlu
Birkaç saat önce...
Bir kitabın en heyecanlı yerine geldiğinizde sayfaları çevirmek için can atarsınız ya ben kendi masalımda da şu an o heyecanı yaşıyordum. Birkaç sayfa içinde sevdiğim o karakterler buluşacaktı ve ben o anları görmek, hissetmek, okumak için sabırsızlanır haldeydim. Sınır hattına vardığımızda gece insanın içine çöker gibi karanlıktı. Ay yoktu. Yıldızlar bile saklanmıştı sanki. Toprak nemliydi, hava ağırdı. Hoş ben Şifa'yı kaybettiğim günden yana böyleyim zaten. Her nefes alışımda içimde bir düğüm daha sıkılaşıyordu. Bu düğüm korku değildi. Korkudan çok daha fazlasını taşıyordu içinde. Ne olduğunu anlamlandıramayacağım kadar karışıktı ama adı Şifa'ydı. Yaklaştıkça büyüyen, bastırılamayan bir histi ona hissettiklerim her zaman. Şimdi yine o hislerle kaplıydım.
Ülgen komutana bildiklerimi anlatıp Arif ağa da bana destek verince hepsi bana inanmıştı ve biz bu operasyonu birlikte yürütme kararı almıştık. O yüzden şimdi buradaydık. Kamp alanının çevresine sessizce konumlanmıştık. Herkes yerini almıştı. Silahlarımız her an sıkmak için hazır, gözlerimiz tetikteydi. Silahımdaki o kurşunu Affan'ın beyninin tam ortasına atmak için can atıyordum. Ülgen komutanın giriyoruz emrini canı yürekte beklerken omuzumda bir el hissettim.
Orçun yanıma sokularak "Emin misin sen kardeş?" dedi son kez teyit etmek ister gibi. "Şifa'nın burada olduğundan emin misin?"
Bu soruyu sormak en doğal hakkıydı. Hepsinin haklarıydı. Çok riskli bir operasyondu ve onlar elinde hiçbir kanıt olmadan sadece benim söylediklerimle hareket etmişlerdi. Üstelik bundan birkaç ay öncesine kadar delirmenin eşiğinde olduğumu da biliyorlardı. Belki de deliydim. Şifa'yı görene kadar bunun kesinliğinden emin olamayacaktım.
Dürüsttüm. Kendime de onlara da. O yüzden "Emin olmak zorundayım." dedim tereddütsüzce.
Uğur, biraz ileride çevreyi kolaçan ederken dürbünü indirdiğinde "Acaba Alper de burada olabilir mi?" dedi heyecanla. "Belki o da numaraydı. Belki bu şerefsizler ona da bir kılıf uydurdular ve hâlâ yaşıyordur."
O an içimdeki o kıpırtıyı hissedenin sadece kendim olmadığımı biliyordum. Herkesin yüzünde, içinde o umut vardı. Buradan Şifa ve Alper'i birlikte alıp dönmenin umuduyla Mesut derin bir iç çekti ve "İnşallah kardeşim." dedi canı yürekten. ''İnşallah ikisini de sağ salim alıp döneceğiz buradan. Ben de söyleyemiyordum ama öyle hissediyordum ne yalan diyeyim. Bence Alper kardeşimde yaşıyor.''
Mesut'un dillendirdiği o ihtimal hepimizin yüreğinde aynı yere dokundu. Biz tüm tim aynı duyguların, öfkenin, kavuşma heyecanının içindeyken Ülgen Komutan dürbünüyle alanı bir kez daha süzdü. Biz onunla uzunca seneler omuz omuza aynı savaşlarda ye almıştık. O yüzden tanıyordum. Yüzünün o sert ifadesi hesap yapıyor oluşundan kaynaklıydı. Aklından bin türlü ihtimal geçiyordu biliyordum ve en sonunda "Buraya girmemiz çok zor," dedi net bir sesle. "Kalabalıklar. Şansımız düşük."
O an içimde bir şey koptu sandım. O kopan şey de yersiz bir çıkışla yükselmeme sebep olurken ayaklanan sadece bedenimdi ben komutanıma karşı sesimi hep düşük tuttum. "Komutanım," dedim. Sesim titremedi ama içim titriyordu. "Dönmek en büyük hakkınız ama ben dönmem. Beni buradan öldürmeden götüremezsiniz. Ben bu kadar yaklaşmışken geri adım atmam. Bekleyelim, planlayalım ve gelelim deseniz ona bile razı gelemem. Benim vaktim yok komutanım. Benim karım hamile ve belki de doğumu gerçekleşti. Ben bu kadar yaklaşmışken bu bilinmezlikle kalamam. Ben dönmem.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mir
RomansaÖlüm ve yaşam arası bir savaşta güneşi arkasına alıp üzerimde oluşturduğu o devasa gölgede biz onunla göz göze geldik. Bu meydanda, bir savaşın orta yerinde mağlubiyetin getirdiği bir galibiyetti sanki yaşadığımız. Şerrin hayra dönüştüğü, kuşların y...
