Oy verdiyseniz keyifle okuyun ve benimle yorumlarda buluşun olur mu?
❤️
20. Bölüm
Ciğerimde bir kış soğuğu,
Senin gittiğin günün ertesiyim.
-İlhan Berk
O topraklara tekrar geri gelmiştim. Tüm korkularımın, geride bırakmak istediğim her şeyin sebebi olan yerdeydim. En başa dönmüştüm. Ne kadar çabalarsam çabalayayım ne kadar Mir Aslan'ın himayesinde olursam olayım, beni bir kaleye de kapatmış olsa onlar beni yine bir şekilde bulmuş ve almıştı. Ben artık kurtulacağıma olan inancımı kaybetmiştim. Affan El Musavaf'ın kurduğu oyunda kazanan o olmuştu. Dayanacak gücüm de kalmamıştı artık. Tüm ümitlerim, umutlarım yerle bir olmuş beni bir sonda olduğuma inandırmıştı. Ben pes etmiştim.
Sadece isterdim ki son bir kez olsun Mir Aslan'a sarılayım. Son bir kez olsun öpeyim. Son bir kez vedalaşayım isterdim. Sonra düşündüm son olduğunu bile bile ben nasıl veda ederdim? Son kez sarılsam, öpsem, koklasam yeter miydi, yetinir miydim? Yetinemezdim. Böyle çok severken ben ona hiç kanamazdım. Yine de isterdim. Arsızca, hep daha çok. Ben onu çok isterdim.
Araba çorak bir arazinin üzerinde giderken gözümdeki yaşla yanıma döndüğümde ablam demeye utandığım kadının dağılmış yüzündeki o ifadesizliği gördüm. Başını camdan dışarı çevirmiş yüzüme bakamıyordu bile. Utanıyor desem utanmadığına yeminler etmeme bile gerek kalmazdı. Onda insani duyguların barındığına kimse inanmazdı.
''Neden?'' Diye sordum sadece canımdan kalan son parçalarla. ''Neden yaptın bana tekrar bunu? Kocan olacak o adam, Said mi istedi? Çok mu zengin olmaktı derdiniz. Para mı, güç mü? Bu kirli paralar mı doyuracak karnını, böyle leş bir güç mü tatmin edecek o içindeki boşluğu? Sen ne zamandan beri bunlara tamah ediyordun? Biz seninle senelerimizi geçirdik. Ablamdın sen benim. Ben hiç mi tanımadım seni?''
Onaydı sorularım ama kendi içimde kendime de kızgındım ben. Onu tanımadığıma, görmediğime, senelerce abla bilişimeydi kızgınlığım.
''Sen hiçbir şey bilmiyorsun.'' Dedi bana döndüğünde yüzündeki o asi ifadeyle. ''Biz hiçbir zaman seninle kardeş olmadık.''
Ben çok sonradan bunu öğrenmiştim de anlıyorum ki ben hariç herkesin de haberi vardı. Sadece dümdüz yüzüne baktığımdan ''Öğrenmişsin.'' Dedi tepkisizliğime karşı şaşkınlıkla.
''Öğrendim.'' Dedim başımı sallayarak. ''Ama yine de bu bizim koca bir ömrü paylaştığımız gerçeğini değiştirmiyor. Sen ne zaman bu hale geldin?''
Beni Türkiye'ye almaya kendi gelmişti. Kurulmuş bir tuzaktı bu ama biz onların sınırlarına girdiğimiz andan itibaren de hala bir araçta bize eşlik eden adam dışında kimse yoktu. Etrafıma bakınarak ''Said nerede?'' Diye sordum. ''Affan'ın yanına çoktan ödülünü almaya mı gitti yoksa? Siz sahiden benim o adamın yanında kalacağımı sanıyor-''
Ben cümlemi tamamlayamadan ''Said öldü.'' Diye kesti lafımı dondum kaldım. Tepki bile vermedim zira buradaki herkesin sonu öyle olacaktı biliyordum. ''Affan mı?'' dedim gram acıma duymadan yüzümde iğrenircesine bir tebessümle. ''Taptığınız adam mı getirdi sonunu? Ne oldu hani siz aileydiniz. Bir hatasında-''
''Ben öldürdüm.'' Dedi beni yine bölerek. İşte bu duymayı beklediğim bir şey değildi. Seda herkesi ardında bırakıp, her şeyi silip, onun peşinden gelmiş, beni de bu cehenneme sürüklemişti. Şimdi ise Said'i kendi elleriyle öldürdüğünü söylüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mir
Roman d'amourÖlüm ve yaşam arası bir savaşta güneşi arkasına alıp üzerimde oluşturduğu o devasa gölgede biz onunla göz göze geldik. Bu meydanda, bir savaşın orta yerinde mağlubiyetin getirdiği bir galibiyetti sanki yaşadığımız. Şerrin hayra dönüştüğü, kuşların y...
