25. Bölüm

8.7K 968 208
                                        




25. Bölüm

Senin bana nasip olman, şahsi hayatımın en değer biçilmez talihidir.

Nazım Hizmet

Mir Aslan Türkoğlu

''Asker.'' Dedi tekrar. ''Şifa orada değil.''

Şifa'nın adını ikinci kez duydum o kadının ağzından. İlkinde kalbim duracak sandım, ikincisinde attığını hatırladım sanki. Olduğum yerde öylece ona bakıp kalırken bununla vakit kaybetmek istemez gibi elime bir kâğıt parçası tutuşturdu. Hayır, avuçlarımı açtığımda elime bıraktığı şey bir kâğıttan fazlasıydı. Parmaklarımın arasında duran o şey bir haritaydı ve sanki Şifa'nın bana uzattığı son ip gibiydi. Titreyen çizgiler, aceleyle işaretlenmiş yollar vardı ve hepsi bir yerin altını işaret ediyordu.

''Bu...'' dedim incelerken. Ben daha devam etmeden "Burada." dedi kadın telaşla ve korkuyla. Sesi o kadar fısıltılı ve aceleciydi ki gömülmesin, duyulmasın diye çabalıyordu.
"Şifa bu toprakların altında. Orada değil asker. O evde Şifa yok. Sen yanlış yere geldin."

Bakışlarımı kâğıttan ayıramadım. Karşımdaki kadın bana yer üstünde kurulan tuzakla birlikte yerin altında saklanan gerçeğimi göstermişti. Arif Ağa haklıydı. Affan, kendi cehennemini toprağın altına inşa etmişti. Kırmızıyla çizilmiş noktalarda dolanınca parmaklarım "Bunlar giriş kapıları." Dedi kadın açıklama telaşıyla. "Ama her biri ayrı ayrı korunuyor. Beni Şifa gönderdi. Burada ve seni bekliyor."

Beni Şifa gönderdi. Burada ve seni bekliyor. Ben bunun bende bıraktığı o etkiyi nasıl anlatabilirim ki. Sanki bu dakikaya kadar tüm gücüm elimden alınmıştı da şimdi hepsi geri verilmiş gibi hissettim. Ben bu zamana kadar yaşamıyormuşum. Kalbimin atış seslerini uzun zaman sonra hissetmeye başladım. Ondan gerçekçi bir haber alınca ben de yeniden doğdum sanki. Boğazım kurudu. Ben ilk kez bu kadar açık bir şekilde Şifa'dan bir mesaj almıştım. Harita elimdeyken sanki üzerimdeki sorumluluk da gerçeklikte daha ağırlaştı. Şifa artık bir ihtimal değil, bir yerdi benim için. Ulaşılması gereken bir yer.

''Şifa.'' Dedim zar zor yutkunarak. ''Burada olduğumu biliyor mu?''

Bende, gözlerimde gördüğü her neyse onu gülümsetti ve o telaşının arasında kısacık bir an gerçekten sevme duygusunu hissetti sanırım.

Başını onaylar gibi salladığında ''Biliyor ve bekliyor.'' Dedi tebessümle. "Tek başına giremezsin ama" dedi hemen sonra. "Her yer çok korunaklı."

Başımı kaldırdım. O an ilk defa yüzüne gerçekten baktım. Korku vardı ama asıl gördüğüm aceleydi. Sürekli etrafı kontrol ediyor, vakit kaybetmek istemiyor gibiydi.  "Yardım alman gerekiyor asker." Dedi tek kalışım onda bir başarısızlık hissi uyandıracak gibi. ''Orası sandığın gibi bir yer değil. Oraya giremezsin. Seni daha ilk adımda fark ederler.''

Kadın bana o kadar çok yardım etmek istiyordu ki "Sen kimsin?" dedim en sonunda aklıma gelmiş gibi.

Gözlerini kaçırıp etrafı kontrol ettiğinde her saniye burada kalmak onun için bir riskti ve ikimizde bunun farkındaydık.

"Uzun uzun anlatacak vaktim yok," dedi ama ona da yeterli gelmemiş gibi "O bana yardım etti." Diye devam etti. Buna hiç şaşırmamıştım. Benim karımın hep yaptığı ve hiç şüphesiz nerede olursa olsun yapacağı bir şeydi. "Benim bebeğimi dünyaya getirdi." dediğinde içimde bir şey çöktü sandım.  Şifa. Bu karanlığın içinde bile bir ışık yakıyordu herkes için. Tüm dünya onun kalbiyle yönetilse şüphesiz ki saf iyilikle tanışırdı. "Ona bir can borçluyum." Dedi minnet dolu bir ifadeyle. "Seni zor buldum. Bir daha denk düşeceğimizi de sanmıyorum. Affan El Musavaf sandığından kötü bir adam asker. Şifa çok zor durumda."

MirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin