22. Bölüm

9.1K 974 195
                                        

Oy verdiyseniz keyifle okuyun ❤️

22. Bölüm
Yağmur olsan binlerce damla arasında bulur tutardım seni, çünkü korkarım, toprak aldığını vermiyor geri.
Cemal Süreya

Esengül Bolat...

İnsan var olduğu andan itibaren hep hayaller kurup onları inşa etmek üzerine verirdi ömrünü. Birini yakaladığında başka birini, onu bulduğunda bir diğerini derken bir ömrün sonuna geldiğini fark etmezdi bile. Geri dönüp baktığında hep bir şeyler için çabalamış ama elde ettiğin o küçük hazlarda koca bir ömrü feda ettiğini görürdün. Öğretmen olmadan hemen önce bir öğretmen olayım, atanayım başka da bir şey istemiyorum, o zaman dünyanın en mutlu insanı ben olurum zaten. Tüm sorunlarda çözülür. Çözülmese de çözülür. Benim en büyük hayalim bu diyordum.

Oldu.

Öyle çok istedim ki oldu. O kadar çok emek verdim ki günün sonunda o hayalini kurduğum mesleğe ve çocuklara sahiptim işte. Ama yetmiyordu mutlu etmeye. Bir yanımı, diğer yanımı toprağa verince kurduğun hayalleri yaşarken eksik yaşıyordun işte. Yanılmışım. Tüm sorunlar çözülmezmiş. Sevdiklerinle bir olduğunda gerçekleşen hayaller kıymetliymiş, değerliymiş.

Yine de ben ne olursa olsun ne kayıp verirsem vereyim mesleğime arkamı dönmedim. Dönemezdim zaten. Bu dünyada beni ayakta tutacak bir sebebe ihtiyacım vardı. Kendimi adadım belki de. Ülkeme çalışkan, başarılı bu toprağa sahip çıkıp yüceltecek çocuklar yetiştirmeye adadım kendimi. Başkası, dahası, kendim için olanı gelmiyordu elimden.

O yüzden ben kaybımı verdiğim gün, Alper'i o toprağa gömdüğümde ruhumu da defnetmiştim yanına. Bilgimi, birikimimi sadece mesleğime ait şeyleri bırakmıştım geride. Benden sonrakilere yararım dokunacak bir ben vardı ama ruhu, kalbi, neşesi olan o Esengül yoktu artık. Kendine hayrı olmayan bir kadına dönüşmüştüm geçen aylarda günden güne.

Başta kabullenmek zor oldu. Hatta Mir Aslan abi ile konuştuk sık sık. O öldüklerine hiç inanmayınca ben de ona inandım. Haftalarca, aylarca onunla beraber bekledim. Bir ipucu buldum demesi için elim yüreğimde bekledim ama o haber hiç gelmedi. Ülgen komutan, Sinan abi, Melek abla bu umudun boşa olduğunu başta dile getirmeseler de gözlerinde gösteriyorlardı bize. Zaman geçince ve Mir Aslan abinin inadı bitmeyince dile de getirmeye başlamışlardı. Bir gün Ülgen komutan beni aradığında 'Kızım.' Demişti can yakan sesiyle. 'O patlamada yapılan ilk incelemelerde parçalar arasında Alper'e ait biyolojik bir eşleşme olduğu raporlandı. Mir Aslan'a bunu anlatamıyoruz ama sen akıllı bir kızsın. Ümit edip bekleme. Bari senin aklını koruyabilelim. Başımız sağ olsun kızım.' O zaman vazgeçmem gerektiğini anlamıştım. Onlar mantığıyla biz kalbimizle baktığımızdan her şeyi farklı değerlendiriyorduk ama gerçekte ortadaydı işte. İkisinin de o patlamadan sağ çıkma ihtimali yoktu ve biz öldüklerini kabul edemediğimiz için boş bir ümidin peşinden sürükleniyorduk.

O yüzden, onunla olduğum sokaklarda, evlerde biraz daha kalırsam kafayı yiyeceğimi düşündüğümden bir karar vermem gerekiyordu. Ya işime dönecek bu memlekete faydalı çocuklar yetiştirecektim ya da orada öylece yitip gidecektim. Ben bunun kararını bile kendim veremedim esasında. Zihnim bana hep Alper hangisini isterdi seçeneklerini sundu ve ben onun bunu isteyeceğini bildiğimden kararımı da o yönde aldım.

Şimdi okulumdaydım işte. Hayalini kurduğum ama o hayali yarım yaşadığım mesleğimi yapıyordum. Alper yoktu ama nice Alper'ler yetiştirecektim ben. Kapıyı yavaşça açtığımda içerideki curcuna kısa bir anlığına duruldu.

MirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin