FİNAL

15 0 0
                                        

Gece, şehrin üzerine siyah bir örtü gibi çökmüştü. Sokak lambalarının titrek ışıkları, yalnızca gölgeleri aydınlatabiliyordu. Aracımız, terkedilmiş fabrikaların bulunduğu endüstri bölgesinde ağır ağır ilerlerken içimdeki sessizlik, dışarıdaki sessizlikle yarışıyordu. Her şeyin sonuna yaklaşmıştık. Ya her şey bitecek, ya da yeni bir başlangıç doğacaktı.

Derin, direksiyon başında gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. "Burası. Haritadaki nokta tam burayı işaret ediyor."

Fabrika, zamana direnmiş bir canavar gibiydi. Paslı kapılar, yarı yıkılmış duvarlar ve içeriden gelen mekanik bir uğultu... Burası sadece bir harabe değildi. Burada bir şeyler oluyordu.

"Hazır mısın?" diye sordum, elimdeki dosyayı sıkarak.

Derin başını salladı. "Hiçbir zaman tam anlamıyla hazır olunmaz. Ama girmek zorundayız."

Fabrikanın yan tarafında gizli bir giriş bulduk. Demir bir kapının ardında karanlık bir tünel uzanıyordu. Fenerimizi açıp ilerledik. Tünel, içerideki ana depoya açılıyordu. Ve orada... beklemediğimiz birini bulduk.

Karanlığın içinden çıkan siluet, önce tanınmazdı. Ama sesini duyar duymaz tanıdım.

"Sizi bekliyordum," dedi.

Cem. Ekipten biriydi. Ama burada ne işi vardı?

Derin şaşkınlıkla bir adım geriye çekildi. "Sen... buradasın? Neden?"

Cem'in gözleri karanlıkta parlıyordu. "Her zaman kazanan tarafta olmak gerekir. Bunu Barlas da bilirdi. O yüzden kaybetti."

Boğazım düğümlendi. "Barlas sana güvenmişti."

Cem başını eğdi. "Güven kolay verilir, ama sadakat pahalıdır. Şimdi belgeleri verin. Yoksa buradan çıkamazsınız."

Derin hızla silahına davranmak istedi ama Cem daha hızlıydı. Telsizine bastı. "Onlar burada."

Fabrikanın içi bir anda hareketlendi. Yukarıdaki galerilerde siyah kıyafetli adamlar belirdi. Hepsinin elinde silah vardı.

"Plan bu muydu?" dedim dişlerimin arasından. "Bizi tuzağa çekmek?"

Cem gülümsedi. "Plan değil. Bu bir temizlik operasyonu. Gerçekleri bilen herkes ya bizimle olur ya da yok olur."

Tam o anda bir patlama sesi duyuldu. Tavanın bir kısmı çöktü, toz ve moloz her yere saçıldı. Adamlar paniğe kapıldı.

Bir gölge yukarıdan atladı. Siyah pelerinli, maskeli biri... Ve tanıdık bir ses: "Her zaman arkadan vurursun, değil mi Cem?"

Barlas'tı.

Hayatta olduğunu görmek... bir mucize gibiydi.

Cem geri çekildi. "Bu imkânsız. Sen... sen ölmüştün."

Barlas silahını kaldırdı. "Ölmek kolaydı. Ben hayatta kalmayı seçtim."

Derin hızla yanımıza geldi. "Plan değişti. Şimdi kaçmalıyız."

Barlas öne atıldı. "Hayır. Önce Defne'nin odasına gitmeliyiz. Onun sakladığı veri odası burada, bu fabrikanın kalbinde. Cem onları yok etmek için geldi. Biz önce davranmalıyız."

Merdivenlerden yukarı çıktık. Arkamızdan silah sesleri gelmeye başladı. Fabrikanın her köşesi çatışma alanına dönüşmüştü.

Veri odasına ulaştığımızda kapı kilitliydi. Barlas bir şifre girdi. Kapı açıldı. İçerisi, tıpkı Defne'nin notlarında anlatıldığı gibiydi. Eski disketler, kasetler, haritalar, belgeler...

Bir zarf dikkatimi çekti. Üzerinde yine o el yazısı vardı:

"Eğer buraya ulaştıysan... bana hala inanıyorsun demektir."

Zarfı açtım. İçinden bir fotoğraf çıktı. Defne, bir bebekle birlikte. Arkasında bir tarih: Defne'nin öldü sanıldığı günden tam bir hafta sonrası.

Barlas titreyen elleriyle fotoğrafı aldı. "O yaşıyordu... ve bir çocukla birlikteydi."

Derin, güvenlik kamerası kayıtlarını incelerken bir görüntü açtı. Tarih bir hafta öncesine aitti. Kamera, fabrikanın bir köşesinde yürüyen bir kadını göstermekteydi.

Defne.

Ama yüzü tam net değildi. Kamera kısa süre sonra kararıyordu.

"O burada olabilir," dedim fısıltıyla.

Barlas başını salladı. "Ya da birileri onun yaşadığına inanmamızı istiyor."

O anda bir sarsıntı oldu. Bir patlama daha. Cem, fabrikanın kendini imha sistemini aktif etmişti.

"Çıkmamız gerek!" diye bağırdı Derin.

Belgeleri ve diski aldık. Barlas, içerideki hard diski söktü. Sonra hep birlikte kaçış koridoruna yöneldik.

Fabrikanın arka çıkışına ulaştığımızda, alevler çoktan duvarları yutmaya başlamıştı. Nefes nefese, is içinde kalmış bir şekilde dışarı fırladık.

Fabrika, ardımızda büyük bir gürültüyle çöktü. Toz bulutu gökyüzüne yükselirken, yanımızda taşıdığımız belgeler artık her şeyin anahtarıydı.

Cem kayıplara karışmıştı. Ama biz yaşıyorduk.

Barlas, arabaya binerken bana döndü. "Bu savaş bitmedi. Sadece taraflar netleşti."

Derin, diskleri arka koltuğa yerleştirdi. "Şimdi ne yapacağız?"

Ben sessizce gökyüzüne baktım. Yıldızlar parlıyordu. Belki Defne de bir yerden izliyordu bizi. Belki hayattaydı. Belki bir adım ötemizde...

Cevaplar henüz gelmemişti. Ama artık biliyorduk:

Bu karanlıkta yolumuzu bulacak bir ışık vardı.

Ve biz o ışığı aramaya devam edecektik.

---

Son'a gelmiştik,

Ama bu sadece başlangıçtı.

Son Durak Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin