2.6

0 0 0
                                        

Kapıyı ardına kadar açmadan, bir adım geri çekildim. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Kadının gözlerindeki tanıdıklık, sesinin titrek tonuyla birleşince, mideme ağır bir taş oturmuş gibi hissettim.

“Defne’nin… ikizi mi?” dedim, kelimeler ağzımdan zorla dökülüyordu.

Kadın başını salladı. Yüzündeki benzerlik ürkütücüydü. Aynı gözler. Aynı burun. Aynı gülümseme—ama daha yorgun, daha solgun.

“Adım Derya,” dedi. “Lütfen… Barlas’a ulaşmam gerek. Tehlikede olabilir.”

Barlas’ın mesajı hâlâ telefonumdaydı. Anahtar, 26B ve şimdi bu kadın. Hepsi üst üste gelmişti. Şüpheyle baktım, içeri girmesi için bir adım geri çekilmedim.

“Barlas şu an evde değil,” dedim. “Ne oldu? Neden tehlikede olsun ki?”

Derya, koridorda başını sağa sola çevirdi, sonra sessizce konuştu. “Konuşmamız gereken şeyler… burada olmaz. Kamera vardır, dinleniyor olabiliriz.”

Donup kaldım. Sonunda yutkundum, sonra içeriye adım atması için kapıyı araladım. Derya yavaşça içeri girdi, arkasından kapıyı kapattım. Gergin bir şekilde salona geçtik. Sessizlik birkaç saniye sürdü. O sırada onun yüzüne bakmaktan kendimi alamadım. Bu kadar benzemek… delirtici bir histi.

“Defne… gerçekten öldü mü?” diye sordum birden. Sesim fısıltı gibiydi ama yüreğimin ağırlığı bu küçük cümleye sığmıştı.

Derya gözlerini yere indirdi. “Evet,” dedi. “Ama ölmeden önce bana bir şey söyledi. Barlas’a ulaşıp onu uyarmamı istedi.”

“Uyar?” dedim. “Neye karşı?”

Derya çantasından bir kâğıt parçası çıkardı. Kıvrılmış, kenarları yıpranmıştı. Üzerinde birkaç harf ve sayıdan oluşan bir dizi vardı: "Z26/B – Zaman dolduğunda anahtar seni seçecek."

“Bu… ne demek?” dedim, kâğıda bakarak.

“O da tam olarak bilmiyordu. Ama bir şeyin yaklaştığını biliyordu,” dedi Derya. “Ve Barlas’a güveniyordu. Onu koruyacak tek kişi olduğunu söylüyordu.”

“Peki sen neden şimdiye kadar ortaya çıkmadın?” Sesimde biraz öfke vardı, biraz da kafa karışıklığı.

“Ben saklanmak zorundaydım,” dedi gözleriyle duvara bakarken. “Defne’yi öldürenler... beni de arıyorlardı.”

Sözleri havada asılı kaldı. Barlas’ın geçmişinden biri, demişti. Pek hayırlı olmayan bir misafir. Belki o siyah araç, Derya’yı da takip etmişti. Belki bizi izliyorlardı.

Telefonuma tekrar baktım, hâlâ Barlas’tan mesaj gelmemişti. İçim sıkıştı.

“Elindeki anahtar... gösterir misin?” diye sordu Derya.

Yavaşça cebime attım, anahtarı çıkardım. Üzerinde yazan “26B” parıltılı metalin içinde gizlenmiş bir bilmece gibiydi. Derya dikkatle baktı, sonra başını salladı.

“Bu, eski bir depoya ait. Eskiden babamızın kullandığı özel bir depo vardı. Şifreli, kimsenin bilmediği bir yerde.”

“Orası hâlâ duruyor mu?” diye sordum.

“Eğer biri tarafından bulunmadıysa, evet,” dedi. “Ama tek başıma gidemem. Yardımına ihtiyacım var.”

Barlas'ın “Yalnız olma,” dediği cümlesi aklımda yankılandı. Ama içimdeki merak daha ağır basıyordu. Üstelik, Defne’nin adını taşıyan biriyle birlikteydim. Bu sıradan bir gece olamazdı.

“Tamam,” dedim. “Gidelim. Ama önce Barlas’a bir mesaj bırakmalıyım. Nereye gittiğimizi bilmeli.”

Telefonuma kısa bir not yazdım:

“Derya burada. Defne’nin ikizi. 26B’nin ne olduğunu biliyor. Onunla birlikte depoya gidiyoruz. Sana inandım… umarım doğru yapıyorum.”

Mesajı gönderdim. Derya’yla birlikte evden çıktık. Sokak hâlâ sessizdi ama içimde fırtınalar kopuyordu. Taksi bulmamız uzun sürmedi. Derya adresi söyledi: şehrin dışında, terkedilmiş bir sanayi bölgesi.

Yol boyunca konuşmadık. Derya gözlerini pencereden ayırmadı. Ben ise ellerimi sıkıca kenetlemiştim. Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu. Yaklaştıkça nefes almak zorlaşıyordu.

Taksi durduğunda, karşımızda yüksek duvarlarla çevrili eski bir yapı vardı. Üzerinde “Zonex Depolama – Giriş Yetkililere Aittir” yazıyordu. Kapı kilitliydi ama Derya beni arka tarafa yönlendirdi. Metal bir geçitten içeri girdik.

Yerde paslı demirler, kırık camlar vardı. Ayak seslerimiz yankılanıyordu. En sonunda 26 numaralı bölmeye geldik. Yanında küçük bir kapı vardı. Elimdeki anahtarı denedim. Bir tık sesiyle kapı açıldı.

İçerisi karanlıktı. Derya çantasından küçük bir el feneri çıkardı. Işık, tozlu rafları, eski sandıkları aydınlattı. Ortada büyük, siyah bir kasa vardı. Üzerinde parmak izi tarayıcıya benzeyen bir şey vardı ama yanında anahtar girişi de bulunuyordu.

Anahtarı yavaşça çevirdim. Kasadan gelen tıkırtı, içimde bir şeyleri yerinden oynattı. Kapak açıldığında gözlerim fal taşı gibi açıldı.

İçinde sarı dosyalar, birkaç silah, bir USB bellek ve küçük bir defter vardı.

Derya, dosyaların birini açtı. İçinde Barlas’ın adı, fotoğraflar, takip çizelgeleri, hatta suikast planları vardı.

“Bunlar... onun geçmişini anlatıyor,” dedi Derya. “Belki de kendi kimliğinden bile sakladığı şeyler.”

Ama ben gözlerimi küçük deftere çevirmiştim. Üzerinde yalnızca bir harf vardı: D.

Yavaşça kapağını açtım.

“Eğer bunu okuyorsan... geçmiş çoktan seni bulmuştur.”

Son Durak Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin