Sabahın ilk ışıkları henüz gökyüzünü boyamadan, şehrin dışında terk edilmiş bir otoparka geldik. Burada biraz dinlenmemiz gerekiyordu ama içimdeki huzursuzluk uyumama izin vermiyordu. Derin gözlerini kapatmış, kısa bir süreliğine bile olsa nefes almaya çalışıyordu. Ben ise elimdeki dosyalara bakıyordum. Her kelime, her çizim, her detay... zihnimde yeni bir kapı açıyor, geçmişin karanlık perdesini aralıyordu.
Fabrikaya gitmeden önce hazırlıklı olmalıydık. Bu sefer sadece bilgi değil, strateji de gerekiyordu.
"Uyuyor musun?" diye sordum alçak sesle.
Derin gözlerini açtı. "Hayır. Sadece düşündüm... Barlas şimdi nerede?"
Cevap veremedim. Çünkü bilmek istemediğim bir ihtimal vardı: Ya artık hayatta değilse?
O düşünceyi hemen kafamdan attım. "Yaşıyor," dedim kararlı bir şekilde. "Ve bize zaman kazandırmaya devam ediyor."
Derin başını salladı. "Peki ya fabrika? Oraya giderken bir planımız olmalı. İçeride bizi ne bekliyor bilmiyoruz."
Çantasından küçük bir tablet çıkardı ve haritayı açtı. Eski fabrika, şehrin endüstri bölgesinde yer alıyordu. Yakınında aktif güvenlik sistemleri yoktu, ama Derin bir şey fark etti.
"Burası uzun zamandır kullanılmıyor gibi görünse de... son iki haftada çevresinde hareket olmuş. Uydu görüntülerine göre geceleri araçlar girip çıkıyor."
"Yani orası sadece bir depo değil. Bir merkez." Derin'le bakıştık. Artık neyle karşılaşacağımızı az çok biliyorduk.
Silahlarımızı kontrol ettik. Ben küçük bir tabanca aldım, Derin ise susturuculu bir silah çıkardı. Yedek şarjörleri yerleştirdik. Plan basitti: Sessizce girecek, belge ve kanıtları alacak, gerekiyorsa içeriden biriyle bağlantı kuracaktık. Ama hiçbirimiz o fabrikanın bize geçmişle yüzleşme fırsatı sunacağını bilmiyorduk.
---
Gecenin ortasında fabrikaya vardık. Girişin çevresi sessizdi ama bu, tehlike olmadığı anlamına gelmiyordu. Derin, arka taraftaki metal çiti kesti. İçeri girdik. Fabrika dev bir labirent gibiydi; paslı demir kokusu, ayaklarımızın altında çatırdayan camlar ve uzakta yankılanan su damlalarıyla doluydu.
Derin bir noktada durdu. "Sinyal var. Bir sunucu odası hâlâ aktif."
O yöne ilerledik. Metal bir kapının arkasında ışık sızıyordu. Yaklaştığımızda içeride iki kişi konuşuyordu. Sesler yabancıydı ama cümleler netti:
"Defne'nin dosyası burada. Ama çoktan birileri izini sürmeye başladı."
O an içimdeki öfke alev aldı. Kapıyı yavaşça araladım. Derin hemen arkamdaydı. İçeri girerken adamlar bizi fark etti ama Derin’in kararlı hamlesiyle etkisiz hâle geldiler. Ellerimizi kana bulamamıştık. Henüz.
Sunucu odasında kayıtlı dosyalar, isimler, işlenen suçların tarihçesi vardı. Ve en önemlisi... Defne'nin gizli çektiği ses kayıtları.
Kulaklığı taktım. Defne'nin sesi yankılandı:
"Bu ağın çökmesi için biri cesur olmalı. Ben başladım. Ama bir gün, biri bu işi tamamlayacak. Bunu okuyorsan... o kişi sensin."
Boğazım düğümlendi. Bu, bir mirastı. Ve artık kaçamayacağım bir kaderdi.
Derin bana döndü. "Bu kaydı kamuoyuna sunarsak... onların imparatorluğu çöker."
"Henüz değil," dedim. "Her şeyi ortaya çıkarmalıyız. Tüm ağı. Kimsenin kaçmasına izin veremeyiz."
Ve o anda karar verdik.
Bu, bir savaş ilanıydı.
Ama bu kez yalnız değildik. Artık elimizde kanıt, aklımızda plan, yüreğimizde cesaret vardı.
Son durak yaklaşıyordu.
Ve biz, durmayacaktık.
Gecenin içinden ilerlerken sessizliğe büründük. Her ikimiz de az önce yaşadıklarımızın etkisindeydik. Arabanın motor sesi dışında hiçbir şey konuşulmuyordu. Elimdeki zarfı hâlâ sıkıca tutuyordum. O harita... O belgeler... Ve Defne'nin yazısı. Bunlar sadece kanıt değil, aynı zamanda bir mirastı.
Derin gözünü yoldan ayırmadan konuştu:
“Bizi daha fazla koruyamayacağım. Onlar artık çok yakın. Bu dosyalarla birlikte kayıplara karışmalısın.”
Şaşkınlıkla başımı çevirdim.
“Ne demek bu? Sen olmadan yapamam.”
Derin başını iki yana salladı.
“Yapacaksın. Çünkü artık bu senin savaşın. Ben dikkatlerini başka yöne çekeceğim. Sen o fabrikaya gitmeli ve içeri sızmalısın. Haritadaki işaretli bölgeye ulaş, ne bulursan kaydet ve oradan çık. Hepsi bu.”
“Bu bir intihar planı gibi,” dedim, gözlerim dolarak. “Beraber girdik bu işe, beraber çıkacağız.”
Derin derin bir nefes aldı, gözlerini yoldan ayırmadan:
“Bazen fedakârlık, en büyük hakikattir. Barlas bunu yaptı. Şimdi sıra bizde.”
Araba, haritanın işaretlediği noktaya yaklaştığında Derin aniden sağa saptı ve aracı terk edilmiş bir otoparka çekti. Motoru durdurduktan sonra bana döndü.
“Bu noktadan sonra ayrı yollardan devam edeceğiz. Arka tarafta bir motosiklet bıraktım, senin için. Plakası sahte, yakalanma riskin az. Fabrikaya o yolla ulaş.”
“Ya sen?” diye sordum boğuk bir sesle.
“Ben dikkatlerini üzerime çekeceğim. Belki birkaç saat, belki birkaç gün kazanırız.”
Söylenecek çok şey vardı, ama zaman yoktu.
Onu sıkıca kucakladım.
“Hayatta kal, Derin.”
“Sen de,” dedi hafifçe gülümseyerek. “Ve sakın geri dönme.”
Motosikletin başına vardım. Kaskı taktım. Geriye dönüp Derin’e son bir kez baktım. O da bana baktı, ardından hızla arabayı çalıştırıp gecenin karanlığına karıştı.
---
Yarım saat sonra, haritadaki noktaya ulaştım. Eski, terkedilmiş bir fabrika. Duvarları yosun tutmuş, pencereleri kırık. Ama içeriden gelen zayıf ışık, orada birilerinin olduğunu gösteriyordu.
İçeri girmek için fabrikanın arka duvarından tırmandım. Sessiz ve dikkatliydim. İçeriye sızdığımda karşıma çıkan manzara yüreğimi dondurdu. Dosyalar, silahlar, bilgisayarlar... Hepsi burada toplanmıştı.
Ve bir adam...
Karanlıkta sırtı bana dönüktü. Bilgisayar ekranına bakıyordu. Sanki beni bekliyordu.
Adımımı atınca konuştu.
“Geç kaldın,” dedi. “Ama sonunda geldin.”
Şaşkınlıkla bir adım daha attım. Adam yavaşça döndü.
Gözlerime inanamıyordum.
“Sen...”
Barlas’tı.
Ama bu mümkün değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Son Durak
Fiksi RemajaTehlike, ihanet ve sırlarla dolu bir dünyada, Unutulmuş Yankılar kaybolan bir aşkı, silinen hafızaları ve gerçeğin peşinden sürükleyen acımasız bir yolculuğu anlatan sürükleyici bir hikaye. Asaf'ın hayatı, karısı Defne, vahşi bir mafya baskınında öl...
