2.9

1 0 0
                                        

Derin bilgisayar ekranına kilitlenmişti, gözleri büyümüştü. Ben ise dizlerimin üstünde, hâlâ Defne’nin videosunun etkisinden çıkamamıştım. Gözümde yaşlarla, ekranda beliren o tek satırlık mesajı okuyup duruyordum: "Sıra sende, Pera."

Bu ne anlama geliyordu? Kim yazmıştı bunu? Defne mi? Barlas mı? Yoksa başka biri mi bizi izliyordu?

"Pera, kalkmalıyız. Burada daha fazla kalamayız," dedi Derin, sesinde gizleyemediği bir panik vardı.

Kafamı salladım. "Hayır, önce bu videoyu kopyalamalıyız. Belki başka belgeler de vardır."

Derin aceleyle bir USB daha çıkardı, dosyaları kopyalamaya başladı. Kopyalama çubuğu yavaş ilerliyordu, her yüzde artışı izlerken kalbim daha da sıkışıyordu. Sanki her saniye bir kurşun gibiydi.

Dışarıdan bir siren sesi duyuldu. Derinle göz göze geldik.

"Bizi buldular mı?" diye fısıldadım.

"Henüz bilmiyoruz ama şansa bırakamayız."

Sonunda USB tamamlandı. Derin fişi çekti, bilgisayarı kapattı. İkimiz de hızlı adımlarla sığınağın kapısından çıktık. Binanın koridoru karanlıktı, sessizlik kulaklarımı çınlatıyordu. Adımlarımız yankılanıyordu ama birbirimize hiçbir şey söylemeden dış kapıya ulaştık.

Derin arabayı çalıştırırken ben camdan dışarı baktım. Siyah bir araç daha yoldaydı, bize yaklaşıyordu. Barlas hâlâ yoktu. Onu aramak için telefona sarıldım, ama sinyal yoktu.

"Derin, başka bir yol yok mu? Peşimize düşmüş olabilirler."

"Var, ama tehlikeli. Limana gideceğiz. Barlas orada olabilir."

Liman? Neden orada? Onunla ilgili bilmediğim daha kaç sır vardı?

---

Arabayla geceyi yaran bir hızda ilerledik. Sokak lambaları, kırık dökük tabelalar, geçmişin izlerini taşıyan her yapı bana bir şey fısıldıyor gibiydi. Derin’in sessizliği, aracın içinde büyüyen bir korkuya dönüşüyordu. Sessizlik, bazı sorular kadar acı vericiydi.

Sonunda limana vardık. Hava serindi, tuzlu rüzgâr saçlarımızı savuruyordu. Liman, gecenin bu saatinde beklenmedik şekilde canlıydı. Yükleme yapan birkaç işçi, motorların gürültüsü, ama en önemlisi: o siyah ceketli adamlar...

Derin elimi tuttu. "Sakın konuşma. Kimseyle göz teması kurma. Sadece beni takip et."

Başımı salladım. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, o an biri kalbimi duysa, şifreli bir mesaj sandırabilir.

Bir hangarın arkasına yürüdük. Derin, cebinden başka bir anahtar çıkardı. Bir kapıyı açtı ve içeri girdik. Odanın içi farklıydı: duvarlar harita ve fotoğraflarla doluydu. Ortada bir masa, üzerinde silahlar, telsizler, eski defterler...

Ve bir adam. Yüzü gölgede kalmıştı, ama sesi tanıdıktı.

"Geç kaldınız."

Barlas’tı.

O an boğazımda düğümlenen onca soruyu yutkundum. "Bu ne yer Barlas? Bu insanlar kim? Defne... neden öyle bir video bıraktı?"

Barlas ellerini cebine soktu. Gözleri yorgundu ama kararlıydı. "Her şey başladığı yere dönüyor, Pera. Gerçekleri anlatmanın vakti geldi."

---

Barlas konuşmaya başladı. Her kelimesi kalbimde bir düğüm oluşturuyordu.

"Defne, öldürülmeden önce bir proje yürütüyordu. Üst düzey devlet görevlileriyle ilgili bir dosyaya ulaşmıştı. Bu bilgiler hem onu hem beni hedef haline getirdi. Sadece biz değil, kızımız da tehdit altındaydı. O yüzden senden uzak tuttum her şeyi."

Gözlerim doldu. "Yani… onu koruyamadın mı?"

"Hayır," dedi kısık sesle. "Koruyamadım. Ama şimdi seni ve geride kalanları korumak zorundayım. Bu yüzden bu gizli ekip. Bu yüzden 26B."

Derin araya girdi. "26B, devletin içinde bir karşı-yapılanma. İçerideki köstebekleri temizlemek için kurulmuştu. Ama işler sarpa sardı. Şimdi 26B bile hedef."

Barlas bir defter uzattı bana. Üzerinde eski bir mühür vardı.

"Bu... onların listesini içeriyor. İçeriden bilgi sızdıranları. Eğer bana bir şey olursa, bunu senin koruman gerek."

Titreyen ellerimle defteri aldım. "Ama ben sadece bir savcıyım, Barlas. Bu işler için değilim."

"Sen Pera Akay’sın. Defne’nin kardeşi. Bu işi ancak sen temizleyebilirsin."

O an bir patlama sesi duyuldu. Hangarın arka duvarı sarsıldı.

Barlas silahını çekti. "Bizi buldular. Pera, Derin’le birlikte hemen buradan çık. Ben onları oyalayacağım."

Hayır! İçimdeki ses bağırıyordu. Gitmemeliydim. Onu yine yalnız bırakmamalıydım. Ama bu defa kişisel bir mesele değildi. Hayatta kalmalıydım. Çünkü artık bu savaş benim de savaşım olmuştu.

---

Derin beni başka bir çıkıştan çıkardı. Yokuş aşağı koşarken arkamdan gelen silah sesleri yüreğimi parçaladı. Barlas… ya ona bir şey olursa?

Bir araca atladık. Derin direksiyona geçti.

"Nereye gidiyoruz şimdi?" dedim soluk soluğa.

"Sığınağa. Gerçek sığınağa. Tüm kayıtlar, tüm belgeler orada saklı. Barlas her şeyi oraya kopyalamıştı."

Karanlık sokaklardan geçerken elimde sımsıkı tuttuğum deftere baktım. Defne'nin hayatına mal olan gerçeklerin kilidiydi bu. Ve artık onu saklamak bana düşüyordu.

Bir tepeye geldik. Araba durdu. Ormanlık bir alanın ortasında, demir kapılı küçük bir bina vardı. Derin anahtarı taktı, içeri girdik. İçeride bilgisayarlar, güvenlik kameraları, yüz tanıma sistemleri…

Ve bir ekran. Ekranda canlı yayın: Barlas limanda savaşıyordu. Yalnızdı. Ama cesurdu.

Gözyaşlarımı tutamadım. "Ona yardım etmeliyiz."

"Hayır. Barlas bunu biliyordu. Bu onun savaşıydı. Seninkiyse yeni başlıyor."

Ekran bir an karardı. Sonra Barlas’ın sesi duyuldu.

"Eğer bu mesaj ulaştıysa... Pera, bu ülkenin sana ihtiyacı var. Doğru olanı yap. Gerçekleri gün yüzüne çıkar. Ve… onları affetme."

O an içimde bir şey değişti. Eskiden sadece bir savcıydım. Şimdi, adaletin son umuduydum.

Ve bu hikâyeyi sonuna kadar yazmaya kararlıydım.

---

Defteri açtım. İlk sayfada bir isim yazılıydı.

Ve o ismi tanıyordum.

Devletin en tepe noktasında bir isimdi bu.

İhanet... en tepeden başlamıştı.

Ama artık bitti.

Ben Pera Akay.

Bu savaşı bitirmeye geldim.

Son Durak Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin