Geceye Karışanlar
Gecenin koyu karanlığında ilerlerken arabanın içi boğucu bir sessizliğe gömülmüştü. Şehirden uzaklaştıkça sokak lambalarının silüeti yok oluyor, yerini ay ışığının titreşen yansıması alıyordu. Motorun düzenli uğultusu ve lastiklerin asfalt üzerindeki sürtünmesi dışında hiçbir ses yoktu. Elimdeki zarf, adeta nabzım gibi atıyordu. Parmaklarımın ucundan kalbime kadar yayılan bir gerilim hissettim.
Derin’in gözleri yola kilitlenmişti ama kaşlarının arasındaki çizgiden onun da içten içe parçalandığını görebiliyordum. Dosyada ne olduğunu biliyordu. Haritadaki o işaretli yerin anlamını da... Ve şimdi beni oraya götürüyordu. Bu, geri dönüşü olmayan bir yoldu.
"Bu dosyayla kayıplara karışmalısın," dedi sonunda Derin, sesi kararlı ama yorgundu.
“Senden vazgeçmemi mi istiyorsun?” diye sordum, sesim çatlamıştı. “Bunu birlikte başlattık.”
Başını iki yana salladı, yüzü karanlıkta silikleşti.
"Senin yaşaman gerek. Ben çok fazla şey biliyorum. Onlar benim peşimi bırakmaz ama seni hâlâ ölü sanıyorlar. Bu avantajı kullanmalıyız."
“Defne’nin ölümünü araştırmak için çıktığımız yolda, şimdi senin ölümünü izlememi mi istiyorsun?” diye fısıldadım.
Bir an durdu, gözlerini yoldan ayırdı ve bana baktı. “Defne için başladık evet. Ama artık bu sadece onun için değil. Bu sistemin çürümüşlüğü, bu mafya yapılanmasının kalbine inebilmemiz için birimizin feda olması gerekiyordu. Barlas bunu yaptı. Şimdi sıra bizde.”
Barlas... O ismi duyduğum anda içimde bir kıvılcım yandı. O benim kardeşim gibiydi. Hayatını feda etmişti. Ve şimdi Derin de aynı yolda yürümeye kararlıydı.
---
Yarım saat sonra, aracı terk edilmiş bir otoparka çekti. Çevre, çürümüş beton kokuyordu. Issız, sessizdi. Birkaç hurda araç, rüzgârda sallanan zincirli bir çit ve boş bir gökyüzü.
Derin kontağı kapattı. Sırt çantasını aldı ve bana uzattı.
"Bu çantanın içinde küçük bir kamera, bir kayıt cihazı, şifre çözücü bir program var. Fabrikada ne bulursan, görüntüle ve hemen çık. Ama içeride biri varsa, asla temasa geçme. Bu iş hayatta kalmanla ilgili."
“Bunu bana bıraktığın için teşekkür ederim,” dedim. Gözlerimin dolduğunu hissettim ama belli etmemeye çalıştım. “Ama sen olmadan...”
“Sakın cümleyi bitirme,” dedi yumuşak bir sesle. “Bu yol hep tek başına yürünür. Bildiğini sandığın her şeyin altı boş, artık bunu biliyorsun. Gerçekler hep tek kişilik bir odada saklıdır.”
Cümlesindeki ağırlıkla birlikte sırtımda soğuk bir ter indi. Derin bana motosikletin anahtarını uzattı.
“Arka tarafta. Plakası sahte, yakalanmazsın. Hızlı ol. Bu gece onların toplantısı olacak. Hepsi içeride olacak, dikkatleri dağılmışken içeri sız.”
“Ya sen?”
Derin gülümsedi. Gözlerinde hem korku, hem teslimiyet vardı.
“Ben dikkatlerini üzerime çekeceğim. Yönlerini şaşırtacağım. Belki birkaç saatlik avantaj sağlarım. Belki daha az. Ama sana zaman kazandıracağım.”
Ona sarıldım. Uzun, sıkı bir sarılmaydı bu. Sanki son kez sarılıyormuşuz gibi.
“Seni bir daha görmezsem…” dedim boğazım düğümlenerek.
“Göreceksin,” dedi. “Ama bu hâlimle değil.”
---
Motosikletin motorunu çalıştırdım. Ay ışığına karışan asfalt yolda hızla ilerledim. Haritadaki işaretli yere yaklaşırken, çevre değişmeye başladı. Terkedilmiş yapılar, paslı konteynerler, çürümüş metal kokusu ve kırık camlar. Eski bir sanayi bölgesine ulaşmıştım.
Fabrika tam karşımdaydı. Dışarıdan bakıldığında sıradan, terkedilmiş bir bina gibi görünüyordu. Ama içeriden yayılan hafif ışık, onun hâlâ canlı olduğunu söylüyordu.
Arka duvara yaslandım, nefesimi tuttum. Tırmanarak içeri sızdım. Ayaklarımın altındaki toz ve metal kırıntıları ses çıkarıyordu, bu yüzden her adımı dikkatle atıyordum.
Fabrikanın içi karanlık ama dijital ekranların ışığıyla aydınlanıyordu. Eski bir kontrol odasına benziyordu. Masalarda bilgisayarlar, klasörler, hatta şifreli kilitli kasalar vardı. Ortamın ortasında, sırtı bana dönük biri vardı. Uzun boylu, siyah ceketli.
Adımımı attığım anda, adam konuştu.
“Geç kaldın,” dedi. “Ama sonunda geldin.”
Nefesim kesildi. Ses tanıdıktı. Tanıdık ama imkânsız. Adam yavaşça döndü.
Gözlerime inanamadım.
“Sen...”
Karşımda duran kişi Barlas’tı.
Ama o ölmüştü. Üç yıl önce. Kendi mezarına çiçek koymuştum.
---
Gözlerimi kırpıştırdım, geriye adım attım. Elim çantama gitti, ama ne yapacağımı bilmiyordum. Bu bir oyun muydu? Halüsinasyon mu?
Barlas bana doğru bir adım attı. “Beni neden öldürdüler sanıyorsun?”
“Seni öldürdüler çünkü ihanet ettin!” dedim titreyerek. “İçimizden biriydin ama bilgi sızdırdın.”
“Hayır,” dedi, sesi soğuk ve sakin. “Ben kimseye ihanet etmedim. Sadece gerçeği aradım. Aynı senin gibi. Ve buldum.”
“Peki bu ne? Bu bina? Bu belgeler?”
Barlas etrafına baktı. “Bu sistemin arka yüzü. Mafya değil sadece, devletin içinden isimler. Bu dosyada sadece çete başları değil, savcılar, polis müdürleri, hatta milletvekilleri var. Eğer bu bilgiler dışarı çıkarsa, hepsi yok olur. O yüzden beni susturmaya çalıştılar.”
Gözüm dosyalara kaydı. Evet, o belgeler sadece cinayetlerin değil, aynı zamanda yozlaşmanın da kanıtıydı.
Barlas yaklaştı, sesi yumuşadı.
“Şimdi bu işi bitirecek olan sensin. Bu bilgiler seni bitirebilir ama aynı zamanda seni özgür de kılabilir. Derin’i kurtarabilirsin. Hâlâ vakit var.”
“Sen neden buradasın? Neden saklandın?” diye sordum.
“Çünkü gerçek ölmek değil,” dedi. “Gerçek unutulmaktır. Ben yok oldum, ama unutulmadım. Şimdi senin yolun başladı.”
---
Barlas bana bir USB bellek uzattı.
“Bu yedek. Orijinali içerideki kasada. Ama bu da yeterli. Derin’e ulaş. Ve bu savaşı bitir.”
Tam o sırada dışarıdan siren sesi duyuldu. Biri geliyor olmalıydı. Barlas hızla ışıkları kapattı.
“Git!” dedi. “Ben onları oyalayacağım. Sen sadece bu bilgiyi kurtar!”
Arkamı döndüm, koşmaya başladım. Fabrikanın arkasındaki çıkıştan dışarı fırladım. Motosiklete atladım ve motoru çalıştırdım. Gece yeniden beni yutarken, arkamda kalan binada silah sesleri patladı.
Barlas savaşı başlatmıştı.
Şimdi onu tamamlamak bana düşüyordu.
Sonn bölümlere yaklaşııoruzzz
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Son Durak
Ficção AdolescenteTehlike, ihanet ve sırlarla dolu bir dünyada, Unutulmuş Yankılar kaybolan bir aşkı, silinen hafızaları ve gerçeğin peşinden sürükleyen acımasız bir yolculuğu anlatan sürükleyici bir hikaye. Asaf'ın hayatı, karısı Defne, vahşi bir mafya baskınında öl...
