“Yani canavarlar gerçek mi?” diye soruyordu Jason, o şapşal ifadesiyle. Bu çocuk gerçekten çok yakışıklıydı ama kesinlikle beyninde bir problem vardı.
Bradley’nin son sözünü söyleyip gittiğinden bu yana iki saat geçmişti.Ve Jason’ın aptal aptal sorularını cevaplamak zorunda kalmıştım. Lanet olası cevapları bende bilmiyordum.
Omuz silktim. “Bilmiyorum Jason.”
Mutfağa gidip sandviç hazırlamaya koyuldum. Kahve suyu koydum.
“O herif aşağıdan kovulmuştum derken cehennemi mi kastediyordu?” Jason masaya oturmuş hala soru sormaya devam ediyordu.
“Bilmiyorum Jason ama bende öyle sanıyorum.”
“Senin beynine görüntü mü yerleştirdi, orada öylece donup kaldın Edie.”
“Evet Jason sakin ol ve soru sormayı kes artık bende senin bildiğin kadarını biliyorum.”
Jason ayağa kalktı ve mutfağın içinde yürümeye başladı. “Nasıl sakin olabilirim? O herif senin ona ait olduğunu söylüyor. Onu deşeceğim.”
“Hayır Jason, kimseyi deşmeyeceksin.”
Sandviçleri ve kahveleri hazırladıktan sonra masaya yerleştirdim ve sandalyeye oturdum. Tam yemeye başlayacaktım ki Jason duvara bir yumruk attı.
“Ovv!” diye bağırdı. Duvara vurduğu elini sallıyordu. Alt dudağını büzerek, “Gerçekten acıdı,” dedi.
“Jason, aptal gibi davranmayı bırakıp, sadece buraya oturup yemeğini yer misin?” Elimle sandalyeyi gösteriyordum.
Jason, yanıma gelip eğildi ve başımdan öptü. “Seni seviyorum Edith.”
“Ben de seni.”
Jason gözlerini büyütmüş bir şekilde bana bakıyordu.
“Ne?”
Gülümsedi. “Bilmem, sadece şaşırdım. İlk kez söyledin.”
“Biliyorum. Hadi ye.”
Jason oturmuş bana bakarak aptal aptal sırıtmaya başladı. Gerçekten delirmemek elde değildi. Bu çocuğun davranışları beni fazlasıyla delirtiyordu. Ama seviyordum. Sanırım.
*
Sonunda yemeğimizi bitirdikten sonra, odama geçmiş sigara içiyorduk. Jason’ın telefonu çalıyordu.
“Üzgünüm, babam arıyor. Açmalıyım.”
Yanımdan kalktı ve odadan çıktı. Arkasından kapıyıda kapatmıştı. Yanımda konuşmaması sinirimi bozmuştu. Elimde ki neredeyse bitecek olan sigaraya baktım. Onu söndürdüm ve yeniden bir tane daha yaktım.
Sonsuz gibi süren bir bekleyişin ardından Jason odadan içeri girdi. Rengi solmuştu ve canı bir şeye sıkkın gibi görünüyordu. Bahse varım ki babası aramamıştı, yalan söylüyordu. Her neyse.
“İyi misin?” diye sordum.
“Edith, gitmeliyim. Halletmem gereken şeyler var. Önce bir eve uğrayacağım, babam kaç gündür gitmedim diye söyleniyor. Tek başına idare edebilecek misin?”
Jason’ın ilk defa bu kadar olgun konuştuğunu duyuyordum. İki saniyede olgunlaşmış mıydı? Sanmıyorum. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna kalıbımı basabilirim.
“Evet. Sorun değil.”
Endişeli gözlerle yanıma yaklaştı. “Emin misin?” Elimi tuttu ve alnıma bir öpücük kondurdu. “Eğer iyi hissetmiyorsan, yanında kalabilirim. Ya da kalmamı istersen.”
“Boş versene Jason. İyiyim dedim, git ve işlerini hallet.”
“Bradley ya da başka evrenden yaratıklar sana uğramasın diye kapıya iki adam göndereceğim.”
Tanrım. Gözlerimi devirdim. “Gerek yok Jason, başımın çaresine bakabilirim.”
“Aradım bile Edith, on dakikaya kapında olacaklar. Şimdi gitmeliyim.”
Sıcacık dudakları ile, dudaklarımı öptü, bende ona karşılık verdim.
Jason bir süre sonra çekildiğinde nefes nefese kalmıştık.
“Bir saniye daha burada durursam, üzerindekileri parçalayabilirim.”
Gülümsedim ve onu kapıya kadar geçirdim.
Tekrar odama geçtim ve telefonumun kapalı olduğu aklıma geldi. Yatağıma oturdum ve telefonumu açtım.
Annemden iki mesaj, Alice’den bir mesaj, Richard’dan üç mesaj, ve birkaç kişiden daha mesajlar vardı. Umursamadım ve annemin attığı mesajları açtım.
“Kızım.Sana ulaşmaya çalıştım ama telefonun kapalıydı, umarım iyisindir. Beni merak etme ben iyiyim. Seni seviyorum.”
Diğer mesajında ise;
“Edith, telefonun hala kapalı. Merak etmeye başladım. Mesajımı görünce ara beni. Seni seviyorum.”
Umursamadım ve duşa girmek için üzerimdekileri çıkardım. Sıcak bir duşun iyi geleceğinden emindim.
*
Duştan çıktım, saate baktım. Saat yediye geliyordu. Duş almam yarım saat falan sürmüştü, suyun altında biraz oyalanmıştım. Ve bu seferki duşum gayet sakin geçmişti. Yaratıklar falan yoktu. Sevinmiştim.
Üzerime lacivert şortumu ve kırmızı askılımı giydim. Aynanın karşısına geçtim, ıslak olan saçlarımı havluyla kuruladım, ve açık bıraktım. Nemli olan siyah uzun saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülüyordu.
Telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim.
Telefonu aldım ve mesajı açtım, tanımadığım bir numaradandı, ve bir adres verilmişti. Anlamamıştım.
İki saniye içinde tekrar, aynı numaran mesaj geldi ve şöyle yazıyordu;
“Yirmi dakika içinde, verdiğim adrese gelmezsen, o bebek suratlı sevgilini bir daha asla göremeyeceksin, çünkü yüzünü parçalara ayıracağım. Blöf yapmadığımı gayet iyi bildiğine eminim. Seni bekliyorum, aşkım. –Bradley.”
