25. Bölüm "Yemek"

3.4K 191 131
                                        


Hayal dünyanızı sınırlamak istemiyorum ama benim yazarken düşündüğüm karakterlerin fotoğraflarını ekleyeceğim bölüm sonuna, bakmayı unutmayın.

Yeni bölüm için 100 yorum sınırı var. Keyifli okumalar.

2 Hafta Sonra;

Bedenime sıkıca sardığım kollarımla pencerenin önünde durmuş yağan yağmuru izliyordum. İstanbul'un parlak ışıkları ayaklarımın altına serilmişti, bir halı gibi. Buraya gelirken kurduğum hayaller aklımda defalarca canlanırken hayal kırıklarımın tenime battığını hissediyordum. Bilmiyordum böyle olacağını ama önemli olan bu değildi, önemli olan 'Sonucunu bilseydim yine de yapar mıydım? sonucunu bilmeden yaptıklarımı?' sorusuydu.

Asi bir göz yaşı göz pınarımdan yanağıma süzülürken sessizce iç çektim. Canımın bu kadar acıması normal miydi? Aşk yakar mıydı insanın canını bu kadar? Aşk... Ah o kutsal aşk... Oysaki şimdiye kadar hiç acıtmamıştı canımı bu kadar çok. Canımı acıtan aşk değildi belki de, git gide beni içine çeken umutsuzluktu. Beni boğan, benim nefesimi kesen şey aşk değildi; altından kalkamadığım hayallerimdi.

"Aslı"

Elif'in tedirgin sesini duyduğumda usulca kapıya döndüm.

"Kapıyı çaldım ama..."

"Üzgünüm" dedim kollarımı bedenimden ayırırken "Duymadım"

"Efkan aradı, sana ulaşamamış" kapıyı biraz daha açıp içeri girdi.

"Telefonumun şarjı bitti" diye mırıldandım.

"Montunu al hadi, çıkıyoruz"

Dolabıma ilerleyip siyah montumu aldım ve montumu üzerime geçirmeden önce son bir kez aynadaki yansımama baktım.

Koyu krem rengi dökümlü yakası olan bir kazak ve dar paça siyah bir kot pantolon giymiştim. Saçlarımı da çok dağınık olmasa da biraz dağınık toplayarak topuz yapmıştım.

Eğer Efkan'a söz vermedeydim asla dışarı çıkmazdım, bu içimdeki karmakarışık hisler topluluğla baş başa kalmak istiyordum. Battaniyemin altına girmek ve oradan asla çıkmamak istiyordum.

Montumun içinde kalan saçlarımı çıkardıktan sonra Elif'in peşinden odadan çıktım ve siyah çizmelerimi giyip siyah çantamı da aldıktan sonra evden çıktım. Gökçe bu akşam mesaiye kalacağından gelemeyecekti ama Elif yanımdaydı en azından.

İçimde bir yerlerde bir his vardı, huzursu bir his. Sanki bir daha asla nefes alamayacakmışım gibi. Kalbimin üzerinde bir ağırlık vardı, asla geçmiyordu. Hayatımın sonuna kadar benimle kalmaya niyetliydi galiba.

Sıkıcı geçen yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık Elif ile, arabayı o kullandığından dikkatide direksiyondaydı zaten. Bana pek dikkatini vermedi ya da şu birkaç günün sonunda beni kendi halime bırakmaya karar verdi. Önemi yoktu, iki türlü de kardaydım.

Elif'in arabasından indikten sonra ellerimi montumun cebine soktum ve karşımdaki büyük eve baktım, tabii buna ev diyorlarsa. Muhtemelen adını bilmediğim başka bir şey diyorlardır çünkü eğer bu evde bizim oturduklarımız baraka falan.

"Hadi" dedi Elif elindeki anahtarı kaldırıp tuşuna basarken, arabanın kapılarının kilitlendiğini belirten bir ses çıkarken Elif bahçeye giriyordu.

Topkapı Sarayı'nda bu kadar bahçe yok insafsızlar.

Altın sarısı detayları olan büyük kapının önünde durduğumuzda Elif zil desem hakaret etmiş olacağım mücevhere bastı.

Alone (M6)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin