Yeni bir sayfa demişti annem. Yeni bir ev, yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni bir yaşam tarzı. Yeni. Yeni şeylere alışmak gerekiyordu. Ve ben yeni şeyleri istemiyordum. Özellikle de son sınıftayken.
Taşınalı iki gün olmuş, kolileri açmayı daha yeni bitirebilmiştik. İki kişi için fazla büyük bir ev olsa da annem rahat ve ferah olmasını istemişti. Eşyaları yerleştirmiştik. Odam tamamlanmıştı. Çalışma masam fazla geniş ve büyük olan pencerenin önündeydi, solumuzdaki mavi eve bakıyordu. Yatağım da diğer pencerenin önündeydi, o da arka bahçemize bakıyordu. Dolaplarım beyaz ve krem rengiydi. Ayrıca beyaz bir koltuğum bile vardı. Kitaplığım doluydu. Ve şövalemde çalışma masamın yanında duruyordu, paletlerimle birlikte.
Saat henüz sabahın 9'uydu ama annem beni uyandırıp duşa sokturmuştu. Bugün okul kayıtlarım yapılacaktı. Hafta sonundan faydalanıyorduk.
Kahvaltımı tek başıma -aslında Rain ile- yaptım. Üzerime ince krem rengi bir ceket, kırmızı bir sweatshirt ile kot pantolonumu giyerek beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Annem de hazırlandığında beraber evimizden çıktık.
Aslında, Kore'de Seoul şehrinin küçük, kasabaya benzer bir ilçesindeydik. Şirin ve içli dışlıydı. Yani herkes birbirini tanıyordu.
Arabayla son derece yavaş bir şekilde ilerlerken ön koltukta oturmuş, her zaman yaptığım gibi pencereyi sonuna kadar açarak rüzgarın yüzüme vurmasını sağlıyordum. Gözlerimi yumdum. Yanımda arkadaşlarımın olmasını diledim. Stephen birazdan kolunu sevgilisi Jenn'in omzuna atacakmış, Dean de kıvırcık saçlarını karıştırarak çiftler hakkında espriler yapacakmış gibi geliyordu. Beraber esprisine gülüşecek, eğlenecektik. İçimi kıpır kıpır edecekti her biri.
Fakat gözlerimi açtığımda yanımda olan tek kişi annemdi.
On dakikalık araba sürüşünün ardından annem arabayı DongShin Lisesi adlı iki katlı ama fazla enine geniş ve enine uzun olan bir binanın bahçesine park etti. Kısacası okul seksenlerden çıkmış bir an gibiydi. Aslına bakarsanız bu kasabamsı ilçe tamamen seksenlerden fırlamış gibiydi.
"Fazla nostaljik bir yer." Anneme baktım. Gülümsedi ve el frenini çekti.
"Buraya taşınmayı neden seçtim sanıyorsun? Bana gençlik yıllarımı hatırlatıyor." İkimiz de birkaç saniye okula baktık. Annem özlemle bakarken benim bakışlarım isteksiz ve boştu. Emniyet kemerimi çıkardım. "Gidip halledelim şu işi."
Sonraki iki saatimiz fazlasıyla sıkıcıydı. Kayıt işlemleri hallolduğunda annem okulu gezmem için ısrar etmişti. Ve görevliler de bize eşlik etmişti.
Yani, okul gibiydi işte. Amerika usulü yapılmıştı. Tek fark buydu.
Okul binasından çıkıp arabaya bindiğimizde saat çoktan 14:13 olmuştu. Hava biraz daha ısınmış, rüzgarlar daha sıcak üflüyordu. Gökyüzü bembeyaz bulutlarla kaplıydı. Mükemmeldi.
Eve doğru ilerlerken yeni evimizin bulunduğu sokağa girdik. İnsanlar bahçelerinde duruyor, birkaç çocuk bloklar etrafında koşuyor, top oynuyor; bazısı mangal yapıyor, çimlerini biçiyor veya suyla oynuyorlardı. Son derece sıradan ve sakin bir yerdi.
Araba evin önünde durduğunda annem bana baktı. Sarı boyalı saçları topluydu. Üzerinde beyaz bir gömlek ile siyah, ütü çizgili bir pantolon vardı. Tam bir iş kadını gibiydi.
"Benim bir yere gitmem gerek. Geç olmadan dönerim."
Başımı salladım ve arabadan indim. İner inmez annem arabayla uzaklaştı. Kaldırımda kollarım bedenime sarılı bir şekilde arkasından baktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
stitches
Fanfiction❝ ve madem artık öpücüklerin yok dikişlere ihtiyacım olacak. ❞ ⋟ Aslen Koreli olsa da Kanada'da yaşayan Park SeoNeul tekrar Kore'ye dönüyor. Yeni ev, yeni okul, yeni insanlar derken yan evde oturan Jung Yoonoh ve aynı bedene tıkılı kalan diğer k...
