Saat 5 olduğunda ve yelkovan biraz daha ilerlediğinde etlerin pişmesi hariç hemen hemen her şey tamamlanmıştı. Kurduğumuz masada ana yemek dışında hazırladığım salatalar, içecekler -bir sürü soju ve kola, ramen ve hazır yiyecekler vardı. Güneşin batmaya başladığının göstergesi olan turunculaşmış gökyüzündeki bulutlar yok olmuştu. Hafif hafif soğuk rüzgarlar esse de hava buz gibi değildi.
"Acıktım!" Dedim MiJin'e yaslanıp kollarımı arkadan ona sararak. O da kendi karnını tuttu. "Ben de."
"Yah etler pişsin artık." Adını hatırlamadığım bir kız olduğu yerde tepinip dudak büzerek Dojun'a sırnaştığında solumda duran Daeun'un kendi kendine söylenip kıza sinir olmuş bir şekilde baktığını gördüm. Dojun da Daeun'a kısa bir süre baktı ve yanındaki kıza gülümseyerek zamanı ileri alamadığını söyledi. Daeun ile ikisi tekrar bakıştılar.
"Sen de gördün mü?"
"Evet."
"Siktir, yeni shipim. Bu ikisine bayıldım." MiJin halinden memnun bir şekilde ikisini süzerken güldüm. Ruh halimi dile getiriyordu.
Yaklaşık 25-30 dakika daha öyle boş boş durup gezindik. Saat altıya geldiğinde kamp ateşinin önünde açlıktan kazınan midelerimizi düşünmemeye çalışarak ısınırken eti pişiren erkekler ve onlara yardım eden diğer kızlar oturan 10 kişiye yani bize seslendi. Hepimiz anında kurduğumuz piknik masasının başında bittik.
"Jajangmyeonu uzatın!"
"Buraya da!"
"Bana çatal yok!"
"Suyu versenize!"
"Bunu yakmışsınız!"
"Tuzluk nerede?"
"Soju istiyorum!"
Yemeğin ilk 10 dakikası yerleşirken herkesin söylenmeleriyle geçiyordu. Yanıma MiJin oturacakken Jungkook onu benden çaldı. Ve sağıma Jaehyun oturarak zafer kazanmışçasına gülümsedi. "Sonunda bana da vaktin kaldı. Arkadaşından hiç ayrılmıyorsun bakıyorum."
Sonunda etler masadaki yerlerini alınca Jaehyun eline çubuklarını aldı ve ete daldı. Ben de kola şişesine uzanıp bardağıma doldururken Jihoon "İçkileri akşama saklayalım," dedi. Kimse karşı çıkmadı.
Önümdeki pilavdan ve salatadan yemeye başladım. Arada jajangmyeondan da tırtıklıyordum. Bu üçü bana yeterdi.
Bakın, vejetaryen değildim. Et yerdim ama ne bileyim, pirzola gibi şeyleri değil de daha çok sosis gibi türlerini yiyebiliyordum. Diğerleri o kadar güzel gelmiyordu. Yani et yemek işime gelmiyordu. O kadar.
Kolamdan yudumlarken Jaehyun pilavımın üzerine bir parça et bırakınca ona dik dik baktım. Ağzı doluyken konuştu. "Protein almon lazom. Sonro nodon çok göçsozom döyo gozmo."
Güldüm ve zaten küçük olan et parçasını ikiye bölüm pilavla ağzıma attım. Kaşığımla salata alıp Jaehyun'un ağzına uzatınca hiç düşünmeden salatayı ağzına attı. Bu haline gülüp karnımı doyurmaya odaklandım.
Tam karşımızda oturan Mark ve kız arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim kısa saçlı kız ile sohbet ettik. Jaehyun Mark'la konuşurken biz iki kız sadece tıkınıyorduk. Açıkçası eskiden benden hoşlanan çocuğun şimdi hoşlandığı kızla arkadaş olabileceğimizi düşünmesem de sohbeti iyiydi ve kendine has biriydi. Yapmacık olmaması ve onun da benim düşündüğüm gibi arkadaş olacağımızı sanmamasına bakılırsa sırnaşık biri de değildi. En azından Mark kendine gerçekten yakışır birini bulmuştu.
Yemek boyunca hem susup hem gülüştük. Doyanlar hala tıkınanları konuşturmaya çalıştı. Espriler yapıldı. Efkarlanıldı ve birkaç kişi sigarasını yaktı. Güneş tamamen battı ve hava giderek karardı. Birkaç kızın getirdiği elektrikli gaz lambalarını kurduğumuz kampın etrafına dizip hepsini yaktık -ayrıca her çadıra iki tane koyduk. Kampımız yılbaşı ağacı gibi ışıl ışıldı. Ortada yanan kamp ateşimiz ağacın en üstüne koyulan yıldız gibi parlıyordu. Kıvılcımlar etrafa saçılırken herkes yemeğini bitirdi ve kızlar olarak etrafı toparladık. Erkekler kamp ateşinin yanına kalan kola ve sojuları taşıma işini üstlendi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
stitches
Fanfiction❝ ve madem artık öpücüklerin yok dikişlere ihtiyacım olacak. ❞ ⋟ Aslen Koreli olsa da Kanada'da yaşayan Park SeoNeul tekrar Kore'ye dönüyor. Yeni ev, yeni okul, yeni insanlar derken yan evde oturan Jung Yoonoh ve aynı bedene tıkılı kalan diğer k...
