(Yoo jung)
Sabah kahvaltısında ortalığı ölüm sessizliği bürümüştü. Sınav sonuçlarımız bugün açıklanacaktı ve sonra herşey belli olacaktı. Bizim için pek geçerli olmasa da son sınıflar için çok önemliydi.
"Jongin'in neyi var?" dedi Kris Ron'a. Çünkü hiçbir sohbete katılmıyordu ve sadece kahvaltı tepsisindekilere bakıyordu. Moralinin bozuk olduğu her halinden belliydi.
"Bir şeyi yok. Sadece uyuyamamış galiba." dedi Ron zorlama bir gülümseme ekleyerek yüzüne.
"Anladım." dedi onun için endişelendiği her halinden belli olan Kris.
"Vay be. Şu hale bakın. Kim derdi ki Jongin'in istediğini elde edeceğini. Yani önceden burada oturur, sae-ron'u dikizlerdi. Ama şimdi yanıbaşında oturuyor ve... Tuhaf işte." dedi ikisine hayranlıkla bakan Luhan.
"Öyle. " dedi So Hyun araya girerek.
"Ben varken deli gibi abimi reddediyordu. Ben gidince aşkı depreşmiş "
So hyun yanında oturan Ron'a dirsek attığında Ron yine zor bir şekilde gülümsemişti.
"Bu haftasonu bari eve gel so hyun. Annem özledim diyip duruyor." dedi birden bizi dinleyen ama dinlemiyormuş gibi yapan jongin ve eline tepsisini alıp masayı terk etti.
"Ta-Tamam abi. Gelirim."
So Hyun bile abisinin bu hallerine alışık değildi anlaşılan.
***
Sae-ron yüz,
Kyung yetmiş iki,
Hana seksen dokuz,
Baekhyun doksan beş,
Kris elli beş ve ben seksen sekizle atlatmıştık bu stresli dönemi.
Son sınıflardansa Luhan sınıf tekrarı yapacaktı ve diğerleri geçtiğini söylemişti. Artık tek problemleri yıl sonu olacak olan mezuniyet balolarıydı.
***
"Kim yoo jung'u ziyarete gelen birisi var. Müdür bey'in odasında." dedi sınıfımıza giren nöbetçi öğrenci.
Kim beni ziyarete gelirdi ki? Hiç kimsem yokken.
Merakla müdürün odasına çıktığımda nefes nefese kalmıştım.
Kapısını çalıp odasına daldığımda, müdürün karşısında Jun-myeon'un oturacağını tahmin edememiştim.
Beni görür görmez tamamıyla gülümsemesini tüm yüzüne yaymıştı.
"Merhaba yoo jung. Abinin olduğunu bilmiyorduk. Neyse. Gidebilirsiniz." dedi bay park ve ben daha ne olduğunu anlayamadan jun-myeon'un beni iteklemesiyle kendimi dışarıda bulmuştum.
"Ne yapıyorsun?" dedim beni çekiştiren Jun-myeon'un ellerinden kendimi kurtarıp.
"Bir şey yapmıyorum. Seni almaya geldim." dediğinde ona şaşkınca bakmıştım.
"Neden?"
"Çünkü küçük kız kardeşimle vakit geçirmek istiyorum."
Söyledikleriyle gülmeye başladım.
"Abim değilsin." dedim kendime geldiğimde.
"Hayır." dedi omuz silkelerek ve cebindeki güneş gözlüğünü çıkarıp taktı. "Abinim."
"Beklesen!" dedim bağırarak. O merdivenleri inerken peşinden koşuyordum. "Ne demek abinim? Abim misin değil misin bir karar ver."
Okul çıkışına çoktan gelmiştik bile.
Arabasının yanında durdu ve bana baktı gözlüğünü tekrar çıkarıp.
"Abin değilim. Yani biyolojik abin değilim. Ama abinim. Anladın mı?"
"Bana acıma."
Ortam bu sözlerimle fazla sessiz hale gelmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lise
FanfictionBaekhyun ve Kris çocukluktan beri çok iyi arkadaşlardı. Liseye başladıktan sonra herşey değişmişti. Lisede birbirlerine olan güvenleri kırılmış, sevdikleri kızı toprağa vermişlerdi. İki düşmandan başka birşey değillerdi artık. Kim Yoo Jung, üvey ann...
