(Kim yoo jung)
Sae-ron'un peşinden gittiğimde onu jongin ile görmüştüm ve geriye sınıfa döndüm. Tüm gün boyunca sınıfın bana iğrenç bakışlarına katlanmak zorunda kalmıştım. Baekhyun arada bir sıranın altından ellerimi tutuyor, bana gülümsüyor ve iyi hisstletmem gerektiğini söylüyordu.
Kris ise iki saat olan matematik dersi dışında başını koyduğu sıradan ayırmamıştı bile.
Telefonumdan saate baktım. Saat 17.30 olmuştu. Yatağımda oturur pozisyona geldim ve öğlende yemek yemediğim için yemekhaneye gitmeye karar verdim. Sae-ron'u bekleyecek,onunla konuşacak,daha sonra da rahatça yemeğimizi yiyecektik diye geçirmiştim içimden ama sae-ron çoktan uyumuştu bile. Youra ve Bo Jung da çoktan gitmişlerdi.
Oflayarak ayağa kalktım ve mavi spor ayakkabılarımı giyip yemekhaneye gittim.
Yemekte tavuk ve pilav olması beni bir miktar sevindirmişti. Elimdeki tepsiyle yer ararken, onları görmüştüm. Kris ve takıldığı son sınıf öğrenciler sessizce yemeklerini yiyorlardı. Jongin denilen çocuğun yanına gidip, sae-ronu sormak istemiştim ama Kris yüzünden yapamazdım. Baekhyun'a bakındım ama görememiştim.
Elimdeki tepsiyle Kris lerin bir arkasında gördüğüm tek boş masaya ilerledim. Yanlarından geçerken bana baktıklarını hissedebiliyordum. Bizim sınıftan kimsenin beni sevmemesi bilindik bir şeydi zaten. Ama tanımadığım üst sınıflarında benden nefret etmesi benim için tam bir artı puandı.
Boş masaya kris'lere sırtım dönük bir şekilde oturduğumda karşımdaki manzarayla istemsizce gülmüştüm. Duvar ! Beyaz ve kocaman duvar.
Yemeğimi yemeye başladığımda karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle başımı kaldırdım ve yanıma oturan kişiye baktım.
"Sen..." dedim ağzındaki lokmaları zorla yutarak.
Kris'in grubundaki sarışın ve çok konuşan çocuk karşımdaki sandalyeye oturdu ve elindeki tepsiyi masaya koydu.
"Evet. Ben." dedi beni taklit ederek ve sıcak gülümsemesini yüzüne yaydı.
"Neden buraya oturdun?" dedim yerimde rahatsızca kıpırdanarak. Çünkü herkes bize bakıyordu.
"Çünkü yalnızdın."
Verdiği cevapla aptalca güldüm. Gülüşüm tam bir 'hadi ordan' gülüşüydü.
"Ne? Olamaz mı?"
Sarı saçlı çocuğun sıcak davranışları rahat hissettirmişti. Yemeğime geri döndüm.
"Olabilir elbette."
"Ee?" dedi dolu kaşığı ağzına götürerek. Ağzındakileri yutmadan konuşuyordu. Bir başkası yapsa kusabilirdi normal bir insan ama bu çocuk cidden hem karizmatik hemde doğal birisi olduğu için garipsememiştim.
"Ben senin ismini biliyorum yoo jung. Ama sen benim ismimi bilmiyorsun."
Yani? der gibi kaşlarımı kaldırdım.
"Yani sorman gerekiyor."
Ağzıma bir dolu pilav kattım ve bende dolu bir şekilde konuştum.
"İş-" elimle ağzımı kapadım. Düşen birkaç pirinç tanesini görmemesini umuyordum. Bu halime kahkaha atarken bende gülmeye başlamıştım.
"İsmim Sehun güzel kız."
Etrafındakileri umursamadan yanında kahkaha atmak beni çok mutlu etmişti.
"Memnun oldum Sehun."
Yemeğimize tekrar dönmüştük ki nedensizce birisinin beni izlediği hissine kapılıp arkama bakma gereği duydum. Arkama baktığımda önce bizi pür dikkat izleyen Kris bakışlarını tabağına çevirmişti ve hemen ortalarda elindeki tepsiyle yer arayan Baekhyun dikkatimi çekmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lise
Fiksyen PeminatBaekhyun ve Kris çocukluktan beri çok iyi arkadaşlardı. Liseye başladıktan sonra herşey değişmişti. Lisede birbirlerine olan güvenleri kırılmış, sevdikleri kızı toprağa vermişlerdi. İki düşmandan başka birşey değillerdi artık. Kim Yoo Jung, üvey ann...
