"O da sevseydi, ılık gençlik kanı aksaydı damarlarında, top gibi uçabilirdi o da; Sözlerim, onu top gibi fırlatırdı sevgilime, sevgilimin sözleri, top gibi onu geri atardı bana. Oysa bu yaşlılar yok mu, ölü taklidi yaparlar hep, hımbıl, isteksiz, ağır ve kurşun gibi donuk."
Murano Adası'ndan kendimizi koparabildiğimizde uğradığımız bir diğer hayal şehir, Como Adası olmuştu. Como Adası adeta bir nardı. Dışı tek parça ama içi tanelerle dolu. Como Adası, tek başına bir ada gibi geliyordu kulağa fakat içinde birden fazla köyü barındırıyordu. Hepimiz burayı çok sevmiştik. Ülkemizi anımsatmıştı bize. Her ne kadar yerini tam tutmasa da. Duygusuzca söylediği bu cümlelerden sonra bir nefes alıp devam etti, gökyüzüyle konuşmaya.
Şimdi, saat akşam dokuz sularında, bir ateş yakmış, etrafına oturmuştuk hepimiz. Arkamızda bir kaç kamp çadırı, ateşin kenarındayız ve bedenimize sarmış olduğumuz battaniyelerimiz. Gece çadırda kalmak isteyenler çadırda kalacak, istemeyenler otele geçeceklerdi. Otel, küçük bir butik oteldi. Çadırda kalacak olanlar ertesi gün, kahvaltıyı hazırlayacaklardı. Doğal ortamı sevdiğim için ve biraz nefes almayı -gerçekten- istediğim için çadırda kalmak istiyordum. Düşünmek istiyordum bir şeyleri. Gerçekten düşünmek istiyordum ve anlamak da.
Benim kardeşim yaşıyordu. O yaşıyordu. Hazan... Karamel rengi saçları, çimen yeşili gözleri, kiraz rengindeki dudakları... Onu o kadar özlemiştim ki. Çok özlemiştim. En son gördüğümden bu yana ne kadar büyümüştür şimdi. Hazan... Güzel kardeşim.
Aramıştı. Abla, demişti bana. Abla demesini, ablacığım diye seslenmesini bile o kadar özlemişim ki gökyüzü... Fakat bir şeyi anlayamamıştım. Benim numaramı nereden bulmuştu Hazan? Kamer kimdi? Ona bu kadar iyi davranması beni şüpheye düşürmüştü. Bunun altında yatan başka bir sebep olabilir miydi? Bilmiyordum. İşte, bunu düşünmek istiyordum tam da. Gerekirse Hazan'ı bir daha arar, Kamer'in telefon numarasını alırdım. Düşündüm. Öyle yapacaktım. Hatta beklememe bile gerek yoktu.
çalıyor...
Bir çalışta arama cevaplandırılmıştı.
"Alo... Hazan'ım? Ne yapıyorsun meleğim?"
"Ben abisiyim, siz kimsiniz?"
"Abisi? Pardon, ben anlayamadım siz nereden abisi oluyorsunuz? Hayır yani, ben ablasıyım da ondan soruyorum." birden parlamıştım, farkındaydım. Ama Hazan'ın ablası olarak bunu sormaya hakkım vardı.
"Kamer Arsal ben. Hazan'ın abisi yani. Yalnız, bir ablası olduğunu bilmiyordum. Emin misiniz siz, ablası olduğunuza?"
"Ah... Çok pardon Kamer Bey. Sizi başka biri zannettim de. Hazan sizden bahsetmişti. Ona bunca zamandır siz bakmışsınız. Ne kadar teşekkür etsek az. Onu hayata döndürebildiğiniz için size bir hayat borçluyuz. Ben ablasıyım, evet. Ada Çelik ben. Hazan sizin ona kendi kardeşiniz gibi davrandığınızı da söylemişti. Ben Hazan'ı sizinle konuşmak için aramıştım zaten." Bir an unutmuştum. Onun sesini duyunca, Kamer olduğunu, Hazan'la ilgilenen kişi olduğunu.
"Ne demek. Teşekkür etmenize gerek yok. Yapmam gerekeni yaptım. Fakat bir konuyu yanlış anlamışsınız. O benim kardeşim zaten. Bu da benim numaram, Hazan'ın telefonu yok."
"Evet, onu kardeşiniz gibi görüp bakmışsınız."
"Anlamıyorsunuz, ben onun gerçekten abisiyim."
Sessiz kaldım. Nasıl yani? İçimde kalmadı soru, ona da ilettim.
"Nasıl yani?"
"Yanisi şu, bir abin var." İşte o an, zaman durmuştu sanki. Bir ağabeyim mi vardı şimdi benim, tanımadığım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kül Sokağı
Mystery / Thriller*** Kül Sokağı'nın hikayesini biliyor musunuz? Kül Sokağı... Küçük çocukların kabusu olan o sokak... O sokakta büyüyen bir çocuğun hikayesi... Çığlıklar... Onları duyuyor musunuz? Toplanın. Size Kül Sokağı'nda kaybolan bir çocuğun hikayesini anlatı...