"Juliet'ten mi sözettin? O nasıl, ne yapıyor? Katil gözüyle bakmıyor mu bana, çocukluk dönemini yaşayan sevincimizi, lekeledim diye bir yakının kanıyla?"
***
"Hadi! Sıra sende. Sen say. Biz saklanalım."
"Hadi Umut."
"Umut hadi."
"Umut, hadi say."
Düştüğüm yerden kalkıp duvara doğru ilerledim. Kolumu duvara yasladım, başımı üstüne koyup saymaya başladım.
"1... 2... 3..."
"4... 5... 6... 7..."
"8... 9... 10."
Gözlerimi açıp arkama döndüm.
Etrafıma bakındım. Kimse yoktu. Biraz ilerledim. Aradım. Her yeri aradım. Yoktular. Hiç bir yerde yoktular.
Gün boyu onları aramıştım. Ama bulamamıştım.
Akşam olmuş ve eve geçmişti Umut. Ertesi gün kalktığında camdan dışarı bakmış ve onları yakan top oynarken görmüştü. Saklanma bahanesiyle eve gitmişlerdi o gün. O ise bir aptal gibi akşama kadar aramıştı onları.
Oysaki ilk defa sokak arkadaşları onunla oynamak istemişlerdi. O öyle sanmıştı. Ama sadece oyunlarına gelmişti. O kadar üzülmüştü ki... Kelimeler yetersiz kalırdı bu duyguyu anlatmaya.
Yanlarına gitmiş ve sormuştu onlara, neden böyle bir şey yaptıklarını. Aldığı cevap ise sadece, canımız istedi, olmuştu. O öyle bir düşmüştü ki o gün, dizlerindeki yara izleri asla geçmeyecekti. Kalbinin yarası ise asla kabuk bağlamayacaktı, hep kanayacaktı.
Kendisi gibi.
***
"Sen görünmezsin." dedi.
"Nasıl? O yüzden mi beni umursamıyorsun?"
"Evet. Sen özelsin." diye cevap verdi.
Bunun iyi bir şey olduğunu düşünerek uyumuştu her gece Umut. Saf...
***
Arkadaşları ile birlikte göle gitmişti bir gün de Umut. Eğleneceklerdi. Gerçek dostluğu bulmuştu artık. Orman yolunda ilerleyip göle ulaşmışlardı. O gece ormanda kalacaklardı. Her şeyi ayarlamışlardı. Üstlerindeki kıyafetleri çıkarıp, şortla girmişlerdi göle hep birlikte, gider gitmez. Dalıyordu Umut. Severdi yüzmeyi de. Annesi öğretmişti.
Her şeyden habersizdi.
Suya daldığında nefesi çok yetmiyordu. O yüzden sık sık kafasını kaldırıp nefes alıyordu. Nefesini tuttu ve daldı suya Umut. Tekrar nefes almak için sudan çıkmaya çalıştı. Kafasını kaldırmaya çalıştı. Ama yapamadı. Çünkü birisi kafasına bastırıyordu. Boğuyorlardı. Boğuluyordu.
Artık çırpınıyordu Umut. Mücadele veriyordu suyun altında bir nefes için. Ama o nefes kendisine dönmedi. Ölüyordu. Yavaş yavaş veda ediyordu hayata. Gözleri kapandı iyice ve el salladı hayata Umut.
Gitti...
***
"Neden yapıyorsun bunu?" diye sordu Ada.
"Neyi?"
"İnsanların canını yakmak çok mu hoşuna gidiyor?"
"Hoşuma gittiğini kim söyledi?"
"Neden yapıyorsun bunu Jake!? Amacın ne?"
"Bunu öğrenmek için erken Juliet. Zamanı geldiğinde öğreneceksin."
"Neden saklanıyorsun peki? Neden kaçıyorsun, korkak mısın?"
"Korkak değilim Juliet. Ben korkak değilim." Sinirlendirmişti onu Ada.
"Neden saklanıyorsun o zaman!?"
Arama sonlandırılmıştı. Ama soru cevapsız kalmamıştı.
Bildirim sesini duydu Ada. Hemen gelen mesajı okudu.
"Saklambaç oynamayı severim Juliet. Saklanmayı, saymayı, aramayı severim. Sen de biliyorsun bunu. Çok iyi biliyorsun hem de."
Bu ne demekti şimdi? Onu tanıyordum, biliyordum da... Onunla bu kadar yakın olduğumu..bilmiyordum. Jake Evans... İsim bile tanıdık gelmiyordu ki. Nereden tanıyordum onu? O beni nereden tanıyor ya da? Bu kadar yakın... Nasıl?
"Ekin..."
"Ekin ne yapacağım ben?"
"Başım çok büyük belada. Nasıl koruyacağım kendimi? Nasıl baş edeceğim? Nasıl?"
Artık dayanamıyordum. Durduramıyordum göz yaşlarımı. Engel olamıyordum akmalarına. Engelleyemiyordum.
"Ben koruyacağım seni. O nasıl soru?" diyerek gözyaşlarını sildi Ada'nın Ekin.
Gülümsedi Ada. Fakat bu doğru değildi. Kendisini korumaya çalışırken, Ekin yanında olmazsa ne olacaktı? O zaman ne yapacaktı? Ne yapabilirdi ki?
Bir rüzgar esti. Sıkıntılarını, düşüncelerini de alır götürür diye bekledi Ada ama olmadı. Hiç bir zaman kurtulamayacaktı. Düşüncelerinden. Bu bir gerçekti. Doğruydu.
Kurtulamazdı. Kaçamazdı. Kurtuluşu yoktu onun hiç.
"Sen olmazsan kim koruyacak beni?"
Döndü Ekin Ada'ya.
"O ne demek? Beni bırakacak mısın?"
"Hayır be! Öyle mi dedim ben?"
"Niye öyle bir şey dedin o zaman?"
"Bir şey olur da senin olmadığın zaman.. bir şey olursa bana?" diyerek açıkladı Ada.
Cevap vermedi Ekin.
Umursamadı belki de.
"Eğer öyle bir an gelir de, seni koruyamazsam.. beni asla affetme olur mu?"
"Saçmalama! Ekin... Öyle bir şey olmaz. Seni neden affetmeyeyim?"
"Eğer öyle bir şey olur, ben seni koruyamazsam; beni affetmeyeceksin Ada. Asla. Tamam mı?"
"Tamam değil."
Elimi tutarak, "Ada-"
Ayağa kalktım ve "Hayır Ekin. Saçmalamayı keser misin? Öyle bir şey olmayacak." yükselmiştim.
"Senin yanından ayrılmayacağım. Böylece sen de beni hep korumuş olursun." biraz daha kısarak söylemiştim bu sözleri. Gülümsemiştim.
O da gülümsedi.
***
Bir günde iki bölüm. Nasıl? Süper geri dönüş yaptım değil mi? Hadi bakalım okuduysak yıldıza basıyoruz, beğeniyoruz ve yorum yapıyoruz. Bekliyorum yorumlarınızı. Sizi seviyorum. Sevgiyle kalın. Hoşçakalın!
05.08.2020 , Çarşamba. 22:30

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kül Sokağı
Misterio / Suspenso*** Kül Sokağı'nın hikayesini biliyor musunuz? Kül Sokağı... Küçük çocukların kabusu olan o sokak... O sokakta büyüyen bir çocuğun hikayesi... Çığlıklar... Onları duyuyor musunuz? Toplanın. Size Kül Sokağı'nda kaybolan bir çocuğun hikayesini anlatı...