24. Bölüm: Gün Doğumu

15 11 1
                                    

"Hayrola! Beni böyle erkenden selamlayan ses de kimin? Delikanlı oğlum, yatağına bu kadar erken veda ettiğine göre, bir hayli karışık ve tedirgin olmalı kafan. Nöbet bekler kaygı her yaşlının gözünde, uyku bulunmaz kaygının barındığı yerde. Oysa yıpranmamış gençliğin yüksüz bir beyinle dinlendiği yerde, altın bir uyku sürdürür egemenliğini. "

Eminim seni böyle erkenden ayağa kaldıran, bir huzursuzluğun var! Öyle bir şey yoksa, o zaman bildim: Hiç yatağa girmedi, bu gece Romeo'muz."

***

Yan taraftaki binadan gelen sesle gülümsedi Şelale.

Yakamoz Güzeli...

En sevdiği şarkı çalıyordu yan evde. Gözleri yan taraflarındaki evin penceresine kaydı. Camda gördüğü kişiyle kaşlarını çattı.

Bu oydu. İki hafta önce gördüğü kişi. O muydu? Ona benziyordu. Ama hiç tanıdığı gibi değildi.

Neler düşünüyordum böyle? Sadece benzetiyorum. Onun burada ne işi olabilir ki? Saçmalıyorum işte.

Üzerimi giyinip birinci kata indim. Azura ve Mayıs'ın yanına.

"Günaydııın! Çiçeğim..."

"Günaydın." diyerek cevap verdim Mayıs'a.

"Ne oldu? Bir sorun mu var?" bunları diyen Azura'ydı. Cevap vermem gerekiyordu ama o an bir şey söylemek istemedim.

Onların şüpheyle, soran gözlerle bakan bakışlarına aldırmadan kendi koltuğuma oturarak Azura'ya bitki çayı olup olmadığını sordum. Olmadığını ama yapabileceğini söylediğinde, pencereden dışarıya bakarak beklemeye başladım. Gözlerim daldı bir an. Sanki o an, dünya benim için durmuş gibi oldu. Düşüncelerim bile. Öylece baktım, dışarıda süren hayata.

"Sen bitki çayı içmezsin pek. Yani.. canın sıkkın olmadığı sürece. Bir sorun varsa söyle de biz de bilelim." elindeki bardağı yavaşça uzatıp verirken söylemişti bunları. Bardağı aldım, yine bir şey söylemedim.

Mayıs gelip yanıma oturdu. Bana sarıldı, bir süre öyle durduk. Ayrıldığında bedenlerimiz, yüzümde gezindi bakışları bir süre. Sessizlik hakimdi yine, bulunduğumuz dar odada. Hiçbirimiz hiçbir şey söylemeden, sessizce oturuyorduk. Bir kaç dakikanın ardından sessizliği bozan kişi Mayıs oldu.

"Azura. Yan binaya biri mi taşındı?"

Mayıs'ın Azura'ya sorduğu soru karşısında bakışları keskinleşti Şelale'nin. Birden Mayıs'a bakmaya başladı.

"Bilmiyorum ama uzun zamandır orada biri yaşıyor zaten. Yani.. yaklaşık bir aydır."

"Ne? Nasıl?" diyerek parladım birden. Heyecan sarmıştı birden bedenimi. Ne demek bir aydır orada biri yaşıyor? Nasıl yani? O... benim gördüğüm kişi değildi, değil mi? Halüsinasyon görmüşümdür. Yani.. öyle olmuş olmasını diliyorum, öyle olmasını istiyorum. Beni bulmuş olamazdı. Yakınımda bulunamazdı. Çünkü... çünkü dayanamazdım. Yakınımda olursa ona sarılmak isterdim. Tıpkı bir kaç gün önce yolda tanımadığım birine sarıldığım gibi. Yüzüne bakmamıştım, yine de onun o olduğunu hissetmiştim. Ama olma ihtimali yoktu. Yolda sarıldığı o kişi Ekin olamazdı. Ekin nereden bilecekti ki onun burada olduğunu? Oysaki bilseydi ne güzel olurdu, diye düşünmeden edemedim. Kim bilir nasıl da değiştirmiş şimdiye, fiziksel olarak veya ruhen. Ama onu düşünmek istemiyorum. Çünkü düşünürsem daha da özleyeceğim onu. Özlem, dayanamayacağım tek savaşçı.

"Şelale?"

Sarsılmayla kendime geldim. Soran gözlerle bana bakan Azura'ya bakarak, "efendim?" dedim.

Kül SokağıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin