"Sana bir haberim var Romeo."
"Söyle."
"Daha değil. Biraz sabret."
"Sabırsız değilim. İnan, hiç umurumda değil."
"Peki. O zaman şimdi söyleyeyim."
"Nedir?"
"Beni göreceksin."
"Nasıl yani?"
"Tanışacağız Romeo. Karşılaşacağız ve elimi sıkacaksın. Bu sefer kaçmayacağım."
Mesajcı artık Ekin'e de yazmaya başlamıştı. Sonra Mavi'ye, Aşkın'a... Onun derdinin sadece benimle olmadığını anlamıştım bu hamlelerinden sonra. Fakat Ekin'in son okuttuğu mesajlardan sonra damarlarımın daraldığını, kanımın durduğunu tam anlamıyla hissettim. Böyle oluyormuş demek ki, diye düşündüm. Öfke, hırs, merak ve endişe... Duyguları bir arada, aynı anda yaşayınca böyle oluyormuş demek ki.
Midem bulanıyor, başım dönüyordu. Korkuyordum biraz da. İlk defa, yüzünü görmediğim bir insandan korkuyordum. İsminin gerçek olup olmadığını bile bilmiyordum. Tanımadığım bir insanın yapabilecekleri korkutuyordu beni. Tanısaydım, bilirdim; bize nasıl, ne tür bir zarar verebileceğini. Tanımıyordum. Ama dediğine göre tanıyacaktık onu artık. Kaçmayacaktı.
"Ama basit bir şekilde tanışmayacağımızı bil Romeo. Bu öyle basit bir karşılaşma olmayacak. Tanışıyorsak, kaçmamış olmama değmeli, öyle değil mi?"
Yeni gelen bildirimle, yeni mesajı okuduğunda Ekin. Kafasını ağır ağır kaldırdı ve hepimize tek tek baktı. Önce Mavi konuştu.
"Ne oldu Ekin? Ne diyor?"
Mesajları gösterdi Ekin. Üşüdüğümü hissettim. Hem ruhumun, hem bedenimin üşüdüğünü hissettim. Sabahın erken saatlerinde dışarıda, dar bir sokaktaydık. Kollarımı sardığımı fark etti Ekin. Üşüdüğümü anlamış olmalıydı. Üstündeki ceketini hemen bana verdi ve çantasından çıkardığı daha ince ceketi giydi üstüne. Alışmıştım artık Ekin'in kendi ceketini bana vermesine o yüzden hiç bir şey söylemedim ve giydim verdiği ceketi.
"Ne yapacağız şimdi?" diye sordu Mavi. Tek konuşan oydu. Biraz sessiz kaldık.
"Yanınızda biz olmadan hiç bir yere gitmeyeceksiniz. Mavi ve Ada! Duydunuz mu beni?!" Aşkın çok sert konuşmuştu bu kez.
"Peki size bir şey yaparsa? O zaman ne olacak?" Yine Mavi sormuştu bu soruyu. Çok soru soruyordu. Endişeliydi. Endişeliydik. Fazlasıyla.
"Biz kendi başımızın çaresine bakarız." diye cevapladı onu Aşkın.
"Sen çok güvenme kendine."
"Öyle mi? Çok mu güveniyorum kendime?"
"Öyle demek istemediğimi biliyorsun."
"Ne demek istedin o zaman anlatsana biraz." Aşkın çok sinirlenmişti Mavi'nin sözlerine. Zaten gergindi.
"İkiniz de gerginsiniz. Şu an tartışacak bir durumda değiliz. Kavga etmeyin demiyorum, şuan etmeyin. Sonra devam edersiniz." bunları söyleyen Ekin'di. Ancak o kurabilirdi bu cümleleri zaten. Sonra devam edersiniz, ne demekti? Dirseğimle vurdum sertçe.
"Kavga etmeyin demen gerekiyor. Ne diyorsun sen?"
"Ne diyorum? Doğru söylüyorum."
"Hayır. Saçmalıyorsun."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kül Sokağı
Gizem / Gerilim*** Kül Sokağı'nın hikayesini biliyor musunuz? Kül Sokağı... Küçük çocukların kabusu olan o sokak... O sokakta büyüyen bir çocuğun hikayesi... Çığlıklar... Onları duyuyor musunuz? Toplanın. Size Kül Sokağı'nda kaybolan bir çocuğun hikayesini anlatı...