Harry bankta yan yana oturduğu çocukla gülüşerek Kaymak Birasını içiyordu ve doğrusu onunla böyle gülebileceğini hiç bilmiyordu.
"Seamus, Malfoy ve iki ayağı buradaydı, demişti." dedi Harry onun "Sana yetişemediğim gün Ortak Salona geldiğimi nasıl öğrendin?" sorusuna cevaben. "İki ayağı mı?" Harry onun sorusuna omuz silkerken hala gülüyordu, ikinci bardağı bitmek üzereydi ve biraz uykusu gelmişti.
Harry aniden kendini ona "Ne zaman anladın?" derken buldu. Sorusu yüzlerinden hiç silinmeyen gülüşlerini etkilediğinde derin bir nefes aldı. "Kafama dank eden bir an yoktu," dedi Draco. "Aniden olmadı, sadece kabul ettim." Harry ona hafifçe kaşlarını çattı. Sessizliği biraz sonra Draco yeniden böldü. "Daha önce hiçbir anlama gelmeyecek şeylerin böyle hissettirebilmesi çok tuhaf. Seni bana dönüp bakmıyorken çok kez izledim. Hangisinde gözüme böyle güzel görünmeye başladığını bilmiyorum."
Harry onun söyledikleri nefesini keserken hafif kararan göğün altında ona döndü. İçtiği üçüncü bardak yüzünden biraz kendinde değil gibi duruyordu, Harry onun bu kadar açık sözlü olmasını buna bağlıyordu. "Sen zaten öyleydin ama ben bunu ne zaman fark ettim bilmiyorum, Harry... Seni geceleri rüyamda görmeye başladığımda Blaise neyim olduğunu sordu. Ona anlattım... Belki o bana böyle bir şey söyleseydi dinlemezdim bile, çünkü senin de dediğin gibi ben böyle biriyim işte."
Harry hala önüne dönüp ağaçlara bakmaya devam edemiyordu. Draco karşısına bakarak mırıldanır gibi konuşurken çok güzel görünüyordu. "Bana tek bir kötü şey söylemedi, emin olup olmadığımı sordu, o gün cevap veremedim... Ertesi gün beni vaftiz oğlunla tanıştırmaya çağırdın, o gece ona eminim, dedim."
Harry'nin ağzı hafifçe aralanırken Draco fark bile etmeden sakince konuşmaya devam ediyordu. "O gece bana güldü, biraz kötü hissettim ama sonra ben de güldüm çünkü benimle dalga geçmiyordu. İçine düştüğüm şeyle dalga geçiyordu." Harry fark etmeden hafifçe gülümserken "İçine düştüğün şey korkunç muydu?" diye sormasını engelleyemedi. Draco kendisinin de orada olduğunu unutmuş gibi irkildi, sonra gülümsedi. "O zaman öyleydi. Blaise de dedi, elini sıkamadığın çocuğu nasıl-" Cümlesini yarıda kesip kaşlarını çattı. "Aslında bu konuşmanın seviyesinin fazla düşük olduğunu fark ettim."
Harry onun dediğine güldü. "Ben de korktum ama artık korkunç değil, değil mi?" Draco sonunda kendisine dönerken "Artık nasıl korkunç olabilir?" dedi. "Artık sana baktığımda bana bakıyorsun, bu puslu bir kış gününü yemyeşil bir çam ormanıyla buluşturur."
Harry onun söyledikleriyle gözlerini kırpıştırırken göğsüne çarpan kalbinin hızından korktu. Etrafına görmeyen gözleriyle bir bakış atıp onun yüzünü tek eliyle kendisine çevirdi. Uykudan uyanmış gibi bakan yarı açık gözlerine baktı. "Doğru söyle, bunları söylemeyi önceden düşündün değil mi? Ayık değilken bu kadar zeki olamazsın."
