Ensemdeki nefes
_______________
Buzdolabının kapağını açmamla, içerisinde hiçbir şey olmadığını görmemle yüzüm düştü. Sonra guruldayan karnıma baktım. Bıkınca bir nefes verdim ve ceketimi alıp evden çıktım.
En iyisi markete gidip bir şeyler almaktı. Apartmandan çıkmamla markete doğru yürüdüm.
Marketten içeri girmemle, makarnaların olduğu yere gittim. Yapabildiğim en güzel ve tek yemek. Birkaç tane makarna, yoğurt ve evdeki birkaç eksiği alıp eve gittim.
Kapıya gelmemle elimi cebime attım ama hiçbir şey bulamadım.
"Hassiktir la."
Anahtarı almayı unutmuştum. Sonra telefon olan cebime elim gitti ama orada da bir şey bulamadım.
"Hayy, şansıma emi."
Sinirle poşeti yere bıraktım. Bu Celal'den sonra aklım o kadar doluydu ki, hep bir şeyleri unutuyordum.
"Bir sorun mu var?"
Arkamdan gelen çocuk sesiyle o tarafa döndüm. Muhtemelen 8-9 yaşlarında olan bir erkek çocuktu. Gömlek ve pantolon giymişti. Gömleğin bütün düğmeleri iliklenmişti, bir de gözündeki gözlükle büyümüşte küçülmüş bir havası vardı.
"Anahtarımı evde unutmuşum, ufaklık."
Kaşları hayretle yukarı kalktı, sonra da kaşları çatıldı.
"Yalnız ufaklık değil, Araf."
Duyduğum şeyle resmen dejavu yaşadım. Dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı.
"Kusura bakmayın, Araf bey."
Bu sefer yüzünde gülümseme oluştu.
"Önemli değil..."
Adımı bilmediği için duraksadı, güldüm.
"Adım Kemal."
Güldü.
"Önemli değil, Kemal bey."
Bu çocuk bildiğin junior Alaz. Takım elbise giydir, saçlara şekil ver; al sana Alaz savcı. Tam o sıralarda merdivenden çıkan Alaz Savcı'yı gördüm. O daha beni görmemişti.
"Arafcım, niye kapıda bekliyorsun? Ayaz evde değil mi?"
Beni görünce bir durdu, sonra da beni inceledi.
"İyi akşamlar, Kemal bey."
"İyi akşamlar, Alaz bey."
Araf bana baktı, sonra abisine döndü.
"Abicim, Kemal beyle konuşuyordum. Anahtarını evde unutmuş."
Alaz bana doğru baktı.
"Öyle mi, yardımcı olacağım bir şey var mı?"
Ona mahçup bir bakış attım.
"Aslında var, telefonunuzu kullansam çok iyi olur."
"Tabii."
Gülümsedi ve telefonunu bana uzattı. Aldığım telefonla çilingiri aradım.
Konuşmamın bitmesiyle telefonu ona uzattım.
"Teşekkür ederim."
"Önemli değil. Ne zaman gelirmiş?"
"Yaklaşık 30 dakikaya burada olurmuş."
"İstersen gel, bizde bekle."
Tam itiraz edecektim ki beni durdurdu.
"İtiraz kabul etmiyorum."
Başımı tamam anlamında salladım ve onlara doğru yürüdüm. 30 dakika kapıda bekleyeceğime, oraya giderim daha iyi.
Kapıdan girmemle Araf, terlikleri önüme koydu.
"Buyurun, Kemal bey."
Gülümsedim. Bu çocukla konuşunca kendimi toplantıda gibi hissetmem normal mi?
"Teşekkür ederim, ufaklık, ama bana bey demsen çok sevinirim."
Gülümsedi.
"Olur, ama sen de bana ufaklık deme."
Güldüm.
"Peki, Araf."
Tekrar gülümsedi.
"Teşekkürler, Kemal abi."
İkimiz de güldük ve salona doğru yürüdük. Salonu incelememle şaşırmadım desem yalan olur. Evi fazla temizdi, hem de baya temizdi. Kendi evimi düşününce yüzüm düştü. Keşke Alaz Savcı kadar temiz olsam.
"Akşam yemeği yedin mi?"
Alaz Savcı'nın sesiyle ona döndüm.
"Daha yemedim."
Gülümsedi.
"Ben de tam hazırlayacaktım, bize eşlik edersin değil mi?"
"Şey, rahatsızlık ver miyim?"
Gülümsedi, bildiğin gülümsedi. Bu sık rastladığım bir durum değil.
"Vermezsin, hem çok sevinirim, yani çok seviniriz. Araf, seni sevdi."
Dediği şeyle güldüm.
"Ben de çok sevdim, onu senin çocuk versiyonun gibi."
Dediğim şeyle gözlerim kocaman açıldı. Dolaylı yoldan onu sevdiğimi söylemiş gibi mi oldum acaba?
Şaşırsa da bir şey demedi.
"O zaman ben yemeği hazırlayayım."
Konuştuktan sonra mutfağa doğru gittim.
"Senin ağzının ayarına emi, Kemal."
Salonda tek başıma beklemek istemediğim için mutfağa doğru gittim. Zaten Araf nerede onu da bilmiyorum.
Mutfağa girmemle, buzdolabını kapatan Alaz'ı gördüm.
"Yardım edecek bir şey var mı?"
Sorduğum soruyla bana baktı, sonra da elindekileri tezgâha bıraktı ve tekrar bana döndü.
"Sebzeleri doğramak ister misin?"
Tezgâhtaki sebzelere bir de ona baktım. Sebze mi? Gerçekten mi?
"Sebze yemeği mi?"
Sorduğum soruyla kaşları havalandı.
"Sevmez misin?"
Yüzüme zoraki bir gülümseme koydum.
"Çooook severim."
Güldü. Bu adama gülmek çok yakışıyordu.
"Yüz ifadenden belli oluyor zaten, ama merak etme, bu sebze yemeği Araf'a."
Yalandan üzülmüş gibi yaptım.
"Tüh, ben de nasıl üzüldüm ama."
Tezgâha doğru yaklaştım ve doğrama tahtasının üzerindeki sebzeleri doğramaya başladım.
Ensemde hissettiğim nefesle nefesimi tuttum. Sonra Alaz başımdan bir şey geçirdi. Baktığımda bunun bir önlük olduğunu gördüm.
"Üstün kirlenmesin."
Dediği şeyle arkamdan çekildi.
"Teşekkür ederim."
İçime kaçan sesimle konuştum. O da gülümsedi ve işine koyuldu. Hem yemek yapıyorduk hem de sohbet ediyorduk.
Ve ben bu halimizi çok sevdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Asayiş Ben Kemal | Gay
Novela Juvenil[TAMAMLANDI] Başkomiser Kemal ve Savcı Alaz . Eşcinsel konuludur rahatsız olacaksınız okumayınız
