21. Jazz Bach

24 3 0
                                    

Winnie ile aramızın çözülmeden düzelir gibi oluşundan cesaretle yeni açılan jazz bar için kavalyesi olmakta ısrar etmiştim. Sonuçta bir buluşma değilse de Matthew ne alakaydı yani. O yüzden tüm uğraşlarımla gayet de hoş olmuş sevgilimin yanında gitmiştim. Benim eğlence anlayışıma pek uymuyordu. 

Jazz dinlediğimde paralel evrendeki kendimle iletişime geçiyor gibi hissediyordum. 

Veya üstünde fazla düşünülmemiş dönem filminde. 

Ya da güneş batarken ayçiçek tarlasında gibi. 

Geceyarısı kapalı opera binasının önünde hayatı sorguluyor gibi.

Sohbet edip bir şeyler yiyen insanları resmeden yalnız bir ressam gibi.

Tüm dünyayı tanıyacak kadar vaktimin olmadığına üzülüyordum.

Kısacası jazz benlik değildi. Jazz eşliğinde sohbet etmek ise çok daha zordu ama ilişkimin geldiği bu noktada çağrılmadığım bu yere uçarak kendimi davet ettirmiştim.

Winter ise gayet basit giyinmişti. Makyajı için bile birilerini çağırmamıştı saçını da örmüştü ki ona çok yakışıyordu. 

Sonunda kameralardan sıyrılıp el ele içeri girdik. O insanları resmeden ruh halime bürünmüştüm bile ilk notada. Matthew ve diğer birkaç arkadaşı bize selam verdi. Hepsine çok nazik olmaya çalıştım. Neyse ki hiçbiri kötü değildi öyle baymadılar yani.

Bir yerde dans etmek istedik ve Winter ile piste geldik. Opera binasında hayatını sorgulayan ruh hali gelmişti şimdi de. Birdenbire ağlama isteği de geldi. Neyse ki tuttum kendimi. Winter sorgulayan gözlerle bakınca da konuşmamak için sarıldım sadece. 

Masamıza gelip içkilerimizi yudumlarken bana sorular sordular. Müzisyenliği mi seviyordum oyunculuğu mu? "Müzisyenliği. Sesime daha çok güveniyorum hem. Oyunculukta kariyer yapacaksam müzikte olduğum kadar yetenekli olmadığımı kabul etmem gerekiyor." Gülümsedim, bu gerçekti.

"Kimse ilk filminde Winter kadar iyi olamıyor sıkma canını. Gerçekten sen nasıl bu kadar iyisin Winter?"

Sevgilim içtiği yudumu bitirdi ve aynen şöyle dedi. "Babam tarafında sevmediğim çok akrabam var ve bir yılda çok fazla tatil var." Bu cevabına hepimiz bayılmıştık. Açıkçası hiç beklemiyordum. "Jeremy iyi bir oyuncu değildir mesela. Asla sevmediğimiz akrabalara seviyor gibi davranmadı. Bir keresinde halama Gargamel'e benziyorsun demişti."

Aslında çok komik olsa da pek gülemedim çünkü kardeşi benden hiç haz etmiyordu ve evet yüzüme de baktığı söylenemezdi. Yani haklıydı, kardeşi iyi bir oyuncu değildi. Olamadığından değil istemediğinden. Jeremy sizi sevmiyorsa sevmiyordu, bunu gizleme ihtiyacı hissetmezdi.

"Jeremy demişken, yakında evleniyorlar Cadee ile. Bu sonbahar nedime de olacağım. Rengi de şampanya seçmiş. Ama nasıl güzel. ben baş nedimeyim diye de payet attırmış aralara. Umarım Vogue kızları sorun çıkarmazlar."

"O bayağı ilerledi orada değil mi? Stajyerdi en son." Ashley sormuştu bu soruyu.

"Son senesini orada geçirdi diyebilirim. Hem işinde çok iyi olduğu için iyi de maaş alıyor. Şimdi tam zamanlı orada."

Winter bana yakında onların da düğününe gidebiliriz dediğinde şaka yapmıyordu yani. Abartmıyordu da. Ne aceleydi yani onların da anlayamamıştım. Daha gençlerdi dünyayı gezsinlerdi. Bunu diyen ben ne zamandır Winter'a nasıl bir teklif yapsam diye düşünüyordum.

Evet, kararımı vermiştim. İlişkimizdeki sorunlar ufak pürüzlerdi, onunla evlenebilirdim. Beraber çocuklarımızla güzel anılarımız olurdu. Beraber yaşlanırdık, saçındaki beyazlarını öpebilirdim her gün. 

Landing in London 2Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin