12. Uçurum

84 10 6
                                    

Bazen bir melodi takılır zihnine. Ama en kuytu köşesine aklının. İlk başlarda bir müzikali en önde izler gibi güçlüyken ilerleyen zamanlarda buzun üzerindeki flüt notası gibi sessizleşir. Yavaşça kaybolur. Onu tutmaya çalışırken kelimelerin bozulmaya, cümlelerin kesilmeye, sesin kısılmaya başlar. Tıpkı bir rüyadaki kırmızı küçük kırmızı ışığın peşinde koşmak gibidir. O ışık rahatça sonsuzluğa yol alırken sen tüm fizik kanunlarını zorlayarak tutmaya çalışırsın onu. Ama kendini hayal gücünün enfes kanatlarına bırakınca o küçük ışığın aslında kendi içinde arpla beslenen bir melodi olduğunu fark edersin. İşte sıradan biriyle sanatçı arasındaki fark budur. Sanatçı hayalgücüyle her yere gidebilir. Oysa kanunlar sadece bariyerlerdir, bulunduğun konuma göre kaya gibi sert veya pamuk şeker kadar boştur.

Turda sadece eski şarkılarımızı söylemekle kalmıyoruz, yenilerini de kaydediyoruz. Bazen de kendimiz buluyoruz küçük kırmızı ışıklarımızı. Son zamanlarda aklıma takılan bu melodiyi yeni albümümüz için mi kullansam yoksa solo albüme mi saklasam bilemedim. Belki de bu ikilemdir beni bu melodiyi şarkıya dönüştürmekten alıkoyan. Belki o melodi aslında ruhumun bestesidir de ben çöl sıcağında bile üşüyen zırhlı bir kış savaşçısıyımdır?

Bilemiyorum.

Solo albümden söz etmek beni heyecanlandırıyor, sonuçta ben yarışmaya da tek başıma katılmıştım. Bütün amaç tek başıma parlayabilmekti. Ama sonra bir grup olduk. İlk başta garipsedim. Her şeyden önce dikkat çekmeye çalışan bir grup errgen olarak epey partiliyorduk. O kadar alıştık ki bir arada olmaya, o kadar çok beraber zaman geçirdik ki şimdi tek başına devam etmek garip geliyor. Belki herkes aynı şeyi hissettiği için Winnie ile tanıştığımızdan beri sürekli bir araya geliyoruz.

Winnie demişken, haftalardır görmüyoruz birbirimizi. En son WH dövmelerimizi yaparken bir aradaydık. Canının fazlaca yanmasına rağmen benim için dayandı. İnsan böyle zamanlarda "seni seviyorum" sözünü duymasa da olur. Çünkü bazı davranışlar bu cümleyi haykırıyor, coşkun bir ırmak gibi çağlıyor kalbinin derinliklerinde. Kana kana içsen de o suyu, sonsuz bir yağmur gibi ıslatsa da bedenini sadece devam etsin istiyorsun. Eğer aşıksan suyun seni yakmasına, ateşin ıslatmasına, gökyüzünde bulutlarca hırpalanmaya dayanacaksın. İnsanlar seni deli sanacak; ruhun kuru bir ağacın dallarında güney rüzgarıyla salınırken, kalbinin köprüsündeki tüm kilitleri kırarken. Kimse bilmeyecek bunu yapabilmek için tek bir altın anahtarın yeterli olduğunu ve o anahtarı en baştan gönlünü fetheden insana teslim ettiğini. Ve aşk tüm keskinliğiyle  bilerken karakterini, en olgun tavsiyelerinde gösterecek sendeki değişimi. Çünkü bir kere aşık olduğunda asla önceki haline dönemeyeceğini anlarsın. Bu sırrı dudağının kenarındaki gülümsemede saklayabilir, gözyaşlarınla örtebilir, gecenin karanlığında haykırarak yıldızlara dönüştürebilirsin.  Çünkü aşk ne kadar zorlu ve yıpratıcı olsa da değdiği her yeri usta bir heykeltraş gibi keskin bir incelikle şekillendirir.

***

Ailemle olduğum her an beni sıcak bir çemberin ısıttığını hissediyorum. Bu özel bir gün olmasa bile yanımda olduklarında her şey daha farklıydı. Henüz karakteri yeni yeni oluşan bir ergenken turne için dünyanın dört bir yanındaydık. Ailem beni desteklemek için kilometrelerce ötedeki şehirlere gelmişlerdi. Bana her daim gösterdikleri destek için ömrümce minnettar olacaktım.

"Harold, neden böyle düşüncelisin?" Annem kalabalık masaya rağmen bendeki değişimi fark etmişti. Christmas yemeğimizde annem, üvey babam, kızkardeşim ve sevgilisi bizimleydi. Annem yine de gözleri merak ve endişe renginde sorusuna cevap bekliyordu.

"Sadece daldım." diyerek geçiştirdim. Ama o ikna olmamıştı, aynı şekilde bakmaya devam ediyordu. "Sanırım yoruldum. Bu birkaç günden sonra turneye gitmek gözümde büyüyor doğrusu." Sonuçta doğruydu. Artık dinlenmek istiyordum.

"Yaptığın iş dışarıdan ne kadar mükemmel görünse de içten fark edilen aslında nasıl yoğun olduğu. Baksana ailenle olan azıcık zamanı bile çalabiliyor." dedi Ray. Gemma böylesine anlayışlı birini nasıl bulmuştu bilemiyorum. Genelde uçuk kaçık arkadaşları vardı, derdi günü geçirmek olan gençliğini güçle ziyan eden büyümeyi reddetmeyi büyük bir nimet sanan müsvedde tiplerdi. Ray farklıydı doğrusu, esaslı birine benziyordu.

"Aynen öyle."

"Winter ile nasılsınız? Bu aralar görüşmediniz diye aranız mı bozuk?" Gemma meraktan çok üzüntüyle sorsa da kadınların her konuyu aşka getirmesi can sıkıcıydı.

"Bir problemimiz yok." dedim sadece.

Oysa vardı.

Winter ile son telefon konuşmamızdan hiç memnun değildim. Çünkü sesi çok berbattı, ısrarla kötü bir durum yok diyordu. Ama bence vardı. Hem de bu durum fazla kötü olmalıydı ki cümle aralarında duruyordu. Kelime bulamıyor gibiydi ve konuşmak onu yoruyordu sanki.  Hasta mıydı acaba? Hasta ise belli bir soğuk algınlığı falan değildi. Ruhen yorgundu sanki. 

İstediğim bilgiye erişememenin ötesinde Hazal'a mesaj atmıştım. Belki Winter'in neden böyle olduğunu anlatırdı. "Winter kötü günler geçiriyor evet, içini yiyip bitiren bir duyguyla mücadele ediyor."

"Nedir o duygu?"

"Pişmanlık"

Landing in London 2Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin